ZORUN NE?


Bu soru cümlesi anlaşılamayan durumlarda Anadolu’da sık kullanılan bir deyimdir. TDK’ye
göre
-Sorunun ne?
-Zor olan ne?
-Amacın ne? gibi anlamlara geliyor.
Filme verilen “Zoraki Kral” adından çok “Zorun Ne?” adının uygun olacağını düşündüm.
Çünkü VI.George’a “Zoraki Kral” olmasından çok zor durumda olan bir kral da diyebiliriz.
Ama onlar da haklı. Türkçe’ de filmin konusunu daha iyi anlatan bir deyim olduğunu nereden
bilsinler, haksız mıyım?
Filmimiz adını, gerçekte de kral George’un konuşma terapisti olan Logue’un torunu, Mark
Logue’un yazmış olduğu “Zoraki Kral: Bir Adam Nasıl İngiliz Monarşisini tek başına
kurtardı?” isimli kitaptan alıyor. Orijinal adı “The King’s Speech” adlı film için boş değil de
ona ayıracak özel vaktiniz varsa tavsiye ederim, şimdi analizini beraber yapalım.
Tarih, drama ve biyografi türünde olan filmimizin yönetmenliğini Tom Hooper yapıyor. Bizi
tarihe yolculuk yaptırılan filmin görüntü yönetmeni Danny Cohen sade ve sakin bir çekimle
filmi etkileyici hale getirmeyi başarmış görünüyor.Filmdeki tüm karakterlerin konuya puzzle
parçaları gibi yerleştirilmesi film ekibinin uyumunu gösteriyor. İngiltere’nin tarihi mekanları,
oyuncuların kostümleri o dönemi bize nasıl getirdiğini filmi izlediğinizde siz de fark
edeceksiniz.
Senaryo yazarı David Seidler çocukken, savaşta yaşadığı travmanın sebep olduğuna inandığı
bir kekemelik yaşar. Seidler bunu aştı mı bilinmez ama kral George’un kekemeliğin
üstesinden geldiğini öğrenmesi onu etkiler ve bu konuda yazmaya karar verir.
Kralın konuşma terapisti Logue’un not defterinden Kral ile Logue arasındaki bazı diyaloglar
birkaç düzenleme ile senaryoya eklenmiş.
Film konusunu gerçek olaydan alması ve bu olayla uyumlu, gerçeğe yakın bir senaryo ile
beyaz perdeye yansıtılmasını başarılı buldum. Senaryo yazarının da aynı rahatsızlığı yaşaması
filmin başarısına katkısı olmuş mudur bilinemez elbette.
2010 Yılı ABD, İngiltere. Avustralya ortak yapımı olan film birçok dalda ödüle layık
görüldü.
Kekeme olmayan bir insan ancak bu kadar kekeme olabilirdi diyeceğimiz bir performans
sergileyen George rolüyle Colin Firth başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Bu performansla Altın
Küre ödülünü de kucaklıyor.
Filmde İngiltere kraliyet ailesinde yaşanmış dramatik bir sessizliğin hikayesi anlatılıyor.
Çocukluğunda psikolojik baskı ve fiziksel şiddete uğramış kral adayından; kendini geliştiren,
eksikliği, korkuları ile yüzleşme cesareti gösterebilen bir kralın serüveni bu. Savaşın
eşiğindeki İngiltere’nin yeni kralı VI. George’un kendisiyle mücadele ederken aynı anda
uluslararası arenadaki varoluş kavgasına da şahit oluyoruz. Bir yanda Hitler, diğer yanda
Stalin gibi dünyayı kasıp kavuran etkili liderler, üçgenin bir diğer köşesinde ise kekeme bir
kral. Üstelik tüm yaşananlar kibirli, soğuk ve mağrur İngiliz halkının gözlerinin önünde
cereyan ediyor.
George rahatsızlığının tedavisi için eşi Elizabeth’in (Helena Bonham Carter) yardımıyla
başlangıçta doktor zannettiği fakat sıra dışı yöntemler uygulayan Lionel Logue (Geoffrey
Rush) isimli bir konuşma terapistinden yardım almaya karar verirler. Kralın eşi karakteri
ile kraliyet ailesinin yaşam şekline yakından tanık oluyoruz. Gerçekte de eşine bu kadar
destek verdi ve konu abartılmadı ise her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır teorisi bir
kez daha doğrulanıyor. Günümüzde sarsılan aile düzeninde kadının ihyasına verilmesi
gereken önemi de görüyoruz. Bir aileyi ayakta tutan kadın oluyor. Bu kişi kral ve bu aile
kraliyet ailesi de olsa…
Filmde George’un konuşma bozukluğu rahatsızlığı psikolojik yönden analiz edilirken
yaşadığımız travmalarla biz de onunla yüzleşiyoruz. Hangimizde travma yok ki dediğinizi
duyar gibiyim.
Psikologların bilinen bir yöntemi vardır “şimdi çocukluğunuza inelim”. İşte Logue’da tam
bunu yapıyor ve George’la biz de çocukluğumuza gidiyoruz. Sert ve otoriter aile, dadı şiddeti
gibi konulara tanık oluyoruz. Logue’un yöntemleri ile kralın yaşam öyküsünü adım adım
takip ediyoruz. Terapi sürecinde George ve Logue arasında Bertie ve Lionel şeklinde ilk
isimleri ile birbirlerine hitap edecek bir arkadaşlık ilişkisi de doğuyor. Lionel kralın ilk
arkadaşı oluyor ve belki de son…
Lionel ve Bertie arasında yaşanan diyaloglar bir dostluğun sıcaklığını esprili şekilde çok güzel
aktarılmış.
Filmde şekillenmeye başlayan modern dünya düzeninin en önemli kitle iletişim aracı olarak
radyoya önem veriliyor. Radyo sadece bir obje değil, modern dünyaya geçişin simgesi de
oluyor.VI. George’un babası V. George bu durumu güzel ifade ediyor.
-“Eskiden bir kralın halkın karşısında üniforma ile saygın görünmesi ve attan düşmemesi
yeterliyken şeytan icadı radyo bizleri âdeta oyuncuya dönüştürdü. O nedenle dünyanın üçte
birine sahip olduğumuz topraklarda tüm halkımızın evlerine girmelisin. Kendini onlara güzel
konuşarak sevdirmelisin.”
Kral George filmin sonunda azmin, cesaretin ve çalışmanın bizlere neleri başarabileceğimizin
delilini gösteriyor. Radyo konuşmasını başarılı şekilde gerçekleştirdiğinde o kadar
heyecanlanıyor ve duygulanıyorum, sonra birden “ne oluyor” demekten de kendimi
alamıyorum. Müslüman coğrafyalara yüzyıllardır kan kusturan krallığın bir üyesinin
konuşmasına neden bu kadar seviniyorum, bu tutumuma anlam veremiyorum. Ama sanat
böyle bir şey işte. Duygu yoğunluğu ile size ve değerlerinize düşman olan krallarına acımayı
ve başarısına sevinmeyi fark ettirmeden bilinçaltınıza işler biz de bunu sanat adı altında öper
başımıza koyarız. Sanatın gücü adına…
Kral, Logue’a radyo konuşması sonrası gelen başarı neticesinde minnettar ifade ile “sana
borcumu nasıl öderim” der. O da esprili şekilde “şövalyelikle” der. E her şeyin bir bedeli
olmalı değil mi? Bu bedel Logue’a monarşiye destek olan tek kişi olan şövalyelik unvanı
verilerek ödeniyor. Hayatında hiç arkadaşı olmayan, dostluğu tadamayan kral ile Logue
yaşamlarının sonuna dek dost kalıyorlar. Ne diyelim o zaman, onlar ermiş murâdına…

Sümeyye Özer DOĞAN
Eğitimci-Yazar

FACEBOOK HESABIMIZ