ZAMANIN RUHU MESELESİ

Her devirde yükselen ve dominant olan bir anlayış, kavram ve yapı var. Mesela bir zamanlar sultanlık olmazsa olmazdı, şimdi demokrasi, bir zamanlar mana alemi ve keşifler dominanttı şimdi maddi buluşlar, teknolojiler, bir zamanlar şiir dominanttı, şimdi sinema.

Öte yandan şu mesele vardır; acaba bu dominant oluş, bir tür hak ediş midir, olması gereken mi olmuştur gerçekten? Gazali’nin “bu alem olması muhtemel en ideal alemdir” diye bir görüşü var. Bu aslen filozoflardan da gelen bir görüş. Bunu hayata da indirgediğimizde ise bir tür kadercilik oluşuyor. Bu bakımdan, işin açıkçası bu insanın da çok kolay kapılabildiği bir görüş. Çünkü bu, aslen, hakikat nedir problemlerinden uzaklaştırır, bir şeye kapılmanızı sağlar. Düşünelim, böylelikle, zamanın ruhu denilen ve çok güçlü bir şekilde akan şeylere karşı duruş gereği hiç olmaz. Denilebilir ki, bu, herşey az çok iyiyken belki iyidir ama ya kötüleşirse?.. Ya da kötüleşme birden mi olur ki?.. O zaman nedir bu kapılış?!..

Tarihe baktığımız zaman; özellikle de Kuran tefsiri noktasında bir duruluş dikkat çekiyor önce, sonra batının maddi alemi keşfi, ideolojiler, teknolojiler vs. Burada Bikai ismini bir ölçüt olarak zikredelim. Bu alim iki çok mühim özellliği barındıran bir tefsir yazdığı halde bugün dahi çok bilinmiyor. Bikai’nin özelliği ise zamanın ruhuna aykırı kaçmasıydı. Ayrıntılar için bknz.   Bu devirde Suyuti adı öne çıkmıştır, onun da özelliği zamanın ruhunu yakalamasıydı. Bu ruh kısaca “tasavvufa, tarikatlara, İsrailiyyata iyi bakış” olarak özetlenebilir. Velakin acaba zamanın ruhu o mu olmalıydı gerçekten? Burada insanların bir dahli yok mu? Çünkü Razi gibi müfessirler ile İsrailiyyat dediğimiz, kaynağı belirsiz ve olumlanan anlatılar gayet dışlamış, İbni Kesir ile bu zirveye çıkmış, Bikai ile de resmi Tevrat ve İncil metinleri tefsirlerde kullanılmaya başlanmış da denilebilir ve bu devam etseydi zamanın ruhu bu olurdu. Fakat öyle olmadı. Sonra batı medeniyetinin gelişmesi ve bugünki durumlar da buna göre okunabilir. Çünkü malum ki Kuran’ın iyice anlaşılması mebcuri-hayati bir noktaya geldi zamanımızda.

Lakin eğer zamanın ruhu noktasını; batı, rasyonalizme, felsefeye, bilimselliğe, hümanizme geçti, biz de bununla paralel bir zihinle Kuran’ı okumalıyız diye düşünürseniz başka sonuçlar çıkar, bizim belirttiğimiz nokta merkezinde düşünürseniz başka sonuçlar çıkar. Hasılı zamanın ruhu meselesini şöyle düşünmek gerekiyor sanki; ideal bir zamanın ruhu vardır, fakat o kendiliğinden önde olmaz, ona ağırlık verilmelidir.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 0

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız