ZAMAN ÜZERİNE

Kâinâtta tüm varlıklar zamanla münasebet hâlindedir. Kuşlar belli mevsimlerde göçeder, ağaçlar zamanı gelince çiçek açar, deniz altındaki bazı canlılar belli zamanlarda belirli sıcaklıktaki belirli bölgelere giderler. Fakat insânın dışındaki varlıklar zaman şuuruna erdiklerini belirten bir delil gösterememişlerdir.

İnsan, bu şuurla hareket etmiş zamanı anlamaya ve yorumlamaya gayret göstermiştir. Hakkında en çok söz edilen, düşünülen, hissedilen kavramlardan biri olmasına rağmen, zaman aynı zamanda, konuşulmaya başlandığında susulan bir kavram.

Ortaçağ filozoflarından Augustinus’un ifadesiyle, sorulmadığı zaman hakkında çok şey bilinen ama sorulduğu zaman pek fazla bir şey söylenemeyen bir kavram, zaman kavramı.

Zamanı yaşanılan hayatla beraber düşündüğümüzde, tüm olup bitmelerin meydana gelmesine müsade eden bir süreç olarak anlayabiliriz.

Bu dünya bir kevn ve fesat âlemi olarak düşünüldüğünde tüm bu oluşlar ve yok oluşlar zaman içinde meydana gelir. Bu nedenle zaman ve hayat bu dünya için ayrılmaz bir ikilidir.

Hayatta olduğumuz müddetçe eylemlerimizi zaman içinde gerçekleştirme imkânı bulacağız, yenilenmeyi, soru sormayı tecrübe etmeyi, kuvvetlerimizi denemeyi, hep zaman içerisinde yapacağız. Târih yine bu zaman içerisinde oluşmakta, en ince ayrıntılarına varıncaya kadar takvim tesbitini insân yaşadığı süre içinde yapmaktadır. Bu nedenle zaman dışı bir hayat, hayati ve beşerî faaliyetlerimizin saf dışı edilmesi anlamına gelecektir. Hâlbuki insân, bu hayat içerisinde hürriyetini deneyecek, iradesi ile bir tercih yapacak ve yaptığı tercihten sorumlu tutulacaktır. Ve insân tercihi doğrultusunda bir hayat yaşayacaktır.

Kur’ân bu anlamda insâna sürekli sonlu olduğunu, bu dünyanında bir sonu olduğunu hatırlatır. Zamâna ait kavramlarla insânlara bir şeyler verirken insânın ve dünyanın sonlu olduğunu hatırlatarak ebedî hayat-zaman anlayışının canlı tutulması hedeflenir.

Bu dünyaya insân bir kere geldiğine göre bir daha gelme imkânı ve şansı olmadığından Kur’ân ve hadislerde tanzim olunmuş zaman-hayat irtibatı tavsiye edilir. Bu anlamda hayatta yeis ve ümitsizlik, Kur’ân âyetleriyle yasaklanmış, bu hâl küfür ve sapıklığa nispet edilmiştir.

İnsana yakışan bir kere verilen bu hayatı göz önünde bulundurarak ümitsizliğe düşmeden en iyi şekilde değerlendirmek olacaktır. Zamâna ve hayata anlamını veren Allâh’ın varlığıdır. Ona imândan kopuş ümitsizliğine ise insân oğlu hiç düşmemeli.

Hayattan zamanı çekip çıkarırsanız, hayatın hiç bir önemi kalmayacaktır. O zaman hayat belki de cansız donuk düz bir levha görünümünü alacaktır.

Zamanı harekete nisbetle düşündüğümüzde hareket olmayınca başkalaşım ve değişim de olmayacak, dolayısıyla dünya yaratılış gayesine uygun bir dünya olmaktan çıkarak hayat anlam ve önemini kaybedecektir.

Filozofların zamanı ve Sûfilerin ibnu’l vakt’ine gelince o da bahs-i diger.

1-Zamanın kıymeti , tanzimi ve değerlendirilmesi konusunda geniş bilgi için bkz . Canan, İbrâhim , İslâmda Zaman Tanzimi, İst. 1991; Ebu Gudde , Abdulfettah, Zamanın Kıymeti, terc. Enbiyâ Yıldırım,İzmir -1995 , Yûsuf El-Kardavi , Müslümânın Hayatında Vakit, İst. 1994; Değirmenci Yaşar, Zaman ve Değerlendirilmesi, İst., 1994 ; Sarıoğlu, Ekrem Zaman Bilnci, İst.,1995.

2-Bkz. Hûd, 11/ 9; Yûsuf, 12/87; Hicr, 15/56 ; İsrâ,17/83; Fussilet, 41/49.

3-Yûsuf,112/87; Hicr, 15/56.

DR BİLAL DELİSER

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

FACEBOOK HESABIMIZ