YENİ BİR KANAAT ÖNDERİ ‘SOSYAL MEDYA’

(Bu yazımız Memur-Sen tarafından çıkartılan Kamuda SOSYAL POLİTİKA adlı dergide ‘Sosyal Medyanın Dayatması ve Aydın’ başlığıyla kısaltılarak yayınlanmıştır)

Aydınlara, ulemaya ve sanatçılara niçin ihtiyaç duyarız? Karşılaştığımız ve karşılaşabileceğimiz problemler karşısında bizleri uyardıkları, etkinlik ve fikirleriyle rahatlattıkları için mi? Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz 18.yy’a kadar dünyanın herhangi bir yerindeki kriz lokal kalırken artık günümüz dünyasında ortaya çıkan bir kriz tetikleyici işleve sahiptir ve bu durumda ortaya çıkan sorunu global bir hale getirebilmektedir. Bu sorunların engellenmesi ya da halledilmesi için aydınların, ulemanın fonksiyonu ne olmalıdır?

Bu yüzyılda dünya genelinde aydın İslam ülkelerinde ise aydın-ulema karşılaştırmasıyla sorgulanan aydınların ve ulemanın sorumlulukları, nitelikleri gibi tartışmaların amacı aslında bölgesel ya da küresel sorunların çözümünde hangi sınıfın daha etkili olabileceğini ve kime daha çok kulak kabartmamız gerektiğine yönelik çabalardır.

Eski alışkanlıklar yerini yeni adetlere ve iletişim biçimlerine bırakıyor. Son yüzyılda özellikle ülkemizde laikliğin tüm dünyada ise sosyalizm ve kapitalizm temelli dünyevileşme kasırgasının geride bıraktığı yaralar sarılmaya çalışılıyor. Bu atmosferden kurtulamayan laik ve pozitivist aydınları bekleyen çaresizlik İslamcı aydınlarda dahil olmak üzere ulemayı da beklemektedir.

Eğer bu sınıflarda çözüm yollarında yetersiz kalırlarsa bir toplum bütünüyle karşılaştığı bu tehlike karşısında nereye sığınacaktır? Sosyal medya veya sanal alem yeni bir sığınak gibi gözüküyor özellikle Arap Baharı gibi kitleleri harekete geçiren bu olgu yeni dünya düzeninde hakim olmaya çalışan güçlerin en önem verdiği unsurlardan birisi haline gelmiş durumda.

Sosyal medyanın böylesine etkili oluşunu iki hususa bağlayabiliriz;

İlki esirlik döneminden özgürlük dönemine geçen insanlık tarihinde bireylerin artık daha katılımcı ve özgürlüklerini daha da önemsediklerini bu yolda da kendilerini daha rahat ifade edecekleri bir alan bulmuş olmaları.
İkincisini ise aslında bu yazının ana konusu olan ulema ve aydınların bireysel fikirlerinin artık tüm dünyayı anlayacak ve sorunları çözecek kadar kuşatıcı olamamasından kaynaklanan zaafiyetin farkına varan insanlığın şuurlu ya da şuursuz bir şekilde kollektif akla ve bilince dayanma arzusu. İnternet ya da sanal dünyada sağlanan fikirsel örgütlülükte diyebiliriz buna. Ünlü filozof Martin Heidegger (1889-1976) 23 Eylül 1966′da Der Spiegel’de yapılmış mülakatta kendisine ‘Yardımı filozoflardan umuyoruz, tabii sadece dolaylı yardım olsa da, dolaylı yollardan olsa da bir yardım. Ve şimdi duyduğumuz ‘Size yardım edemem’ sözüdür’ sorusuna karşılık ‘Görebildiğim kadarıyla tek bir fert düşünceden hareketle, pratik talimatlar verecek kadar dünyayı topyekün bir şekilde kavrayabilecek durumda değildir’ şeklinde cevap verdiğinde dünyayı anlamlandırmada ve pratik tavsiyelerde tek kişinin felsefi çıkarımlarının yeterli olamayacağını belirtir.

İslam dininde ise özellikle yönetimsel anlamda “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere ve sizden olan ulû’lemre (buyruk sahiplerine) itaat ediniz’ ayetinde geçen ulul emrin çoğul gelmesinin kolektif akla dayanan kolektif bir yönetime işaret ettiğini söyleyebiliriz. Bu heyette umera(Amirler,İdareciler) ve ulemadan oluşabilir.

Hz. Muhammed (s.a.v) vahye muhatap olduğu halde yani hakikati kendi tekelinde bulundurabilen bir isim iken Uhud savaşı öncesi düşmanı Medine’de karşılayalım demiş ama kendi düşüncesine katılmayan Müslümanların yoğun isteği üzerine istişare neticesinde düşmanı şehrin dışında karşılayalım kararına onay vermiştir. Savaş sonrası ise başta amcası olmak üzere o kadar kayıplara rağmen inen ayet Resulullahın (s.a.v) şahsında tüm müminlere şöyle der;
“Sen (o zaman), sırf Allah’ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah’dan mağfiret dile. (Yapacağın) işlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah’a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.” (Al-İ İmran, 159)

Ulemanın reyi ve fikri Kuran ve sünnet gibi iki kutsal kaynağa dayandığı halde önemini yitiriyor mu sorusuna verilecek cevap burada gizlidir bence; İnananlarla bir şey paylaşmadan yapılacak emrivakiler ve dayatmaların artık yaşama şansı yok.

Nitekim yüzyılımızın İslam düşüncesinin en etkin isimlerden ve tek adam yönetimleriyle hep mücadele içinde olmuş Bediüzzaman’da “Evet, nasıl ki, nev-i beşerdeki telâhuk-u efkâr ünvanı altında asırlar ve zamanların tarih vasıtasıyla birbiriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyâtı ve fünûnun esası olduğu gibi, en büyük kıt’a olan Asya’nın en geri kalmasının bir sebebi, o şûrâ-yı hakikiyeyi yapmamasıdır. Asya kıt’asının ve istikbalinin keşşafı ve miftahı şûrâdır.” (Hutbe-i Şamiye, Yeni Asya yayınları,sh.66) dedikten sonra 6 Nisan 1911’de Şam’da Emeviye camiinde verdiği bu hutbede sosyal medya ile patlayan Arap baharını o tarihlerde tarif eden bir açıklama yapar; “Yani, nasıl fertler birbiriyle meşveret eder; taifeler, kıt’alar dahi o şûrâyı yapmaları lâzımdır ki, üç yüz, belki dört yüz milyon İslâmın ayaklarına konulmuş çeşit çeşit istibdatların kayıtlarını, zincirlerini açacak, dağıtacak, meşveret-i şer’iye ile şehamet ve şefkat-i imaniyeden tevellüd eden hürriyet-i şer’iyedir ki, o hürriyet-i şer’iye, âdâb-ı şer’iye ile süslenip garp medeniyet-i sefihanesindeki seyyiatı atmaktır.” (Hutbe-i Şamiye, Yeni Asya yayınları,sh.66)

Bediüzzamanın tek başına yazdığı İşaratül İcaz adlı tefsirini tamamlayamamış ve ‘bahtiyar bir heyet öyle bir tefsir-i Kur’ani yazsın’diyerek (İşaratü’l-İ’caz, Yeni Asya yayınları, Sayfa 9) heyetler halinde çalışmanın önemine vurgu yapmıştır öyle ki onun ‘fert dâhi de olsa, cemaatin ferd-i mânevîsine karşı sivrisinek kadar kalır.’ (Sünuhat, Yeni Asya yayınları, Sayfa 52) dedikten sonra bir şeyhülislamın fetvasını bile kamuoyuna arzetmesi gerektiğini ümmetle paylaşıp onayını aldıktan sonra geçerli olabileceğini yine aynı eserinde “ Her müstaid, çendan içtihad edebilir. Lâkin içtihadı o vakit düsturü’l-amel olur ki, bir nevi icmâ veya cumhurun tasdikine iktiran ede. Böyle bir şeyhülislâm mânen bu sırra mazhar olur. Şeriat-ı garrâda daima icmâ ve rey-i cumhur medâr-ı fetva olduğu gibi, şimdi de fevzâ-i ârâ için, böyle bir faysala lüzum-u kat’î vardır.” ifadesiyle belirtir.

Oscarlı yönetmen Steven Soderbergh’in yönettiği 1991 yapımı Franz Kafka’nın hayatını anlattığı Kafka filminde ki şu diyaloğun artık geçersiz olduğunu özellikle batı mantalitesinin bile sosyal medya sonrası dünya düzeniyle ilgili yapacağı açıklamaların zayıf kalacağını gösteren bir işaret olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz;

“Bu yüzsüz kitle, hesap sormaya geldiğinde ne diyeceksin? Ne cevap verebilirsin? Halkı kontrol etmek, bireyi kontrol etmekten daha kolaydır.”

Artık sosyal medya ile bireyler güdülen birer sürü olmaktan çıkmış hayatın her alanında söz söyleyen ve sözlerini de Wall Street işgali gibi ekonomik sömürüye karşı koymak amacıyla yaptıkları gösteriler ile tüm dünyaya yayılabilmişlerdir. (‘Wall Street’i İşgal Et’ hareketi yayılıyor’ http://yenisafak.com.tr/televizyon-haber/wall-streeti-isgal-et-hareketi-yayiliyor-30.11.2011-353209).

Kitleleri ne yüceltmek nede çoğunluğun despotizmine teslim olmamak gerekiyor ama çoğunluğun sözü demokraside geçer akçe olduğu için azınlığın hukukunu da unutmamak lazım. İşte ulema ve aydınlar fikirleriyle bu türden problemlerin halledilmesine katkıda bulunabilirler.

Artık insanlık hakikat yolculuğunda ve sorunlarının çözümünde tek sesliliğin kendisine yardımcı olmayacağını şahısların keyfine bırakılmış bir dünya düzenini tasavvur edememektedir. İster alim ister aydın olun kitleleri razı etmeyen hiçbir fikir ve düşünce sorunların çözümünde yer alamamaktadır.

Gerek batının gerekse İslami kaynaklara dayanarak yapılan söylemlerin kendilerini gözden geçirmeleri gerekmektedir. Metinleri, nassı ya da ilham alınan kişileri doğru okumak kadar olayları ve hadiseleri de doğru okumak gerekir. Fikrin ya da düşüncenin açıklandığı yeni mecralarda artık söylenen her söz bir karşılık bulmakta ya eleştirilmekte ya da desteklenerek büyütülmektedir.

Kitle iletişim araçlarını elinde bulunduranların fikir üretim araçlarını da elinde bulundurduğu günlere gelmiş durumdayız. Ulema ya da aydın kendileri de dahil olmak üzere seçkin sınıflara değil artık kitlelerin katılımcılığına dayandıkları zaman söylemlerini de varlıklarını da devam ettirebileceklerdir.


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Bilişim kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 5 + 2