buy Instagram followers

YENİ ANAYASA YENİ BİR ZİHNİYETLE YAPILMALIDIR -I-

Yeni anayasa yeni bir zihniyetle yapılmalıdır yoksa eskisiyle bir problemimiz olmaz onunla işlerimizi yürütürdük.

Mutlaka her görüş sahibi kendi ideolojisine kendi bakış açısına göre bir anayasa istemektedir kim ne isterse istesin son söz halkın olacaktır.

Böylesine bir çalışma için son sözü halkın söylemesi belki sol, muhafazakar ve statükocu çevreleri korkutmakta her seçim mağlubiyetinden sonra halka hala ‘Kızı serbest bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya kaçar’ nazarıyla bakmaya devam etmektedirler.

Burada Rafet KÜÇÜK’ün ‘ANAYASA NASIL YAPILMALI’ başlıklı yazısında usulle ilgili bir teklifte bulunmuş ve o yazısında da bu konuyla ilgili şöyle bir tespitte bulunmuştu;

“…insanlar fazlasıyla okudu, gördü, dinledi. Düşünelim; dünyayı da gördük, tarihi de gördük, her türlü tartışmayı da dinledik. Tarihte bu kadar okuyan gören insan topluluğu olmamıştır. En büyük değişimleri yaşamış görmüştür. Her bir nesil adeta başka şeyler yaşamış görmüştür, başka bir dünyada yaşamıştır. Bu çok büyük bir tecrübedir totalde. O halde milletin geleceğini de geçmiş değil şu anki topluluk değerlendirmelidir.”

Bu yüzden halkı reşit görmeyen ama kendisine oy verdiğinde sesini çıkartmayan bu zevatı bir kenara bırakarak yeni anayasa nasıl olmalı konusunda düşündüklerimizi sizlerle paylaşalım.

Birincisi ve en önemlisi; Yeni anayasayı yapanlar mevcut anayasayı dikkate almak zorunda değillerdir.

Yeni anayasa devleti değil bireyi esas almalı, devlet yurttaşını değil, yurttaş devletini şekillendirmeli.

‘İnsan onuru dokunulmazdır’ gibi bir madde ile başlanılmalı değiştirilmesi teklif edilemez denilen maddeler kaldırılmalıdır. Biz o maddeleri koyanların keyfine uyacak değiliz.

ÖRNEĞİN BU YÜZDEN LAİKLİK KELİMESİ YENİ ANAYASADA YER ALMAMALI ONUN YERİNE “‘TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ TÜM DİNLERE VE GÖRÜŞLERE SAYGILIDIR.’ ŞEKLİNDE BİR MADDE İLE BU KONU HALLEDİLMELİDİR. YOKSA 200 YIL DAHA LAİKLİK KAVRAMINI TARTIŞMAYA DEVAM EDERİZ.

Dünyada özgürlüğüne gıpta edilen bir çok ülkede Laiklik diye bir madde yok.

Maalesef bağlı bulunduğum Memur-Sen’in yeni anayasa taslağında tek beğenmediğim ve kabul etmediğim konu bu oldu yani laiklik kavramına da yer verilmesi.

Bu zamana kadar laiklik prensibi sadece dindarları ezmek için kullanılmış bir silahtı ve devlet uygulamalarında tarafsızlık filan değil İslami olan ne varsa engelleme adına kullanılmıştır. Bir Müslüman bu kavramı ve kelimeyi kabul edemez çünkü bu milletin mayası dinle yoğurulmuştur.

Yukarıda tavsiye ettiğimiz tek madde için dini baskı ya da zorbalık tehlikesi yok mu diye sorulacak olursa zaten onun yeri anayasa değil ceza hukuku olur.

Zorlama konusunda ceza hukukunda gerekli düzenleme yapılır ama ‘ortalıkta gezen başörtülü bayanlar görüntüsüyle benim vicdanıma baskı yapıyor aslında beni başörtüsüne zorluyor, türban dini simge beni bunaltıyor’ geri zekalılıklarını ve bencilliklerini de göz önüne alarak düzenleme yapılmamalı. Bu düşünceye bakılırsa herkes katil olabilir, her kibrit orman yakabilir o zaman tüm insanları tüm kibritleri ortadan mı kaldıralım?

Diğer önemli bir mesele ana dilde eğitim ya da ana dille eğitim.

Şahsen ben İslami değerleri es geçen Türkçe eğitime de karşı çıktığım için İslami değerlerle şekillenmiş bir eğitim dilinin ister Kürtçe isterse Arapça olsun fark etmeyeceğini düşünüyorum.

Tam tersi İslami değerlerle şekillenmeyen bir zihin dünyasının eğitimde de siyasette de ister Türkçe ister Kürtçe konuşsun bölünmeyi hızlandıracağını düşünüyorum.

İslamiyet bizim en büyük paydamızdır ve azınlıklara da en çok hak veren sistem budur.

Zahiren laikliğin azınlıkları koruduğu zannedilse de cumhuriyet tarihi boyunca mübadele dışında verdiğimiz göçlere bile baksak bu konuda zayıf olduğumuz görülecektir.

Sonuçta velev ki İslami değerlere göre şekillenmese de elbette Kürtçe gibi dillerde eğitim olmalıdır.

Türkiye’de yaşayan tüm kimlikler, kültürler, diller, inançlar anayasal güvence altına alınmalıdır.

Türkiye toplumunun çok etnisiteli, çok kültürlü ve çok inançlı yapılardan oluşan “çok kimlikli’ realitesi yeni anayasanın temel perspektifi olmalıdır.

Farklı etnik grupların kendi dilleri ile resmi kurumlara başvuru yapmasının serbest olduğu mahkeme v.s gibi resmi ya da gayri resmi alanlarda konuşulabileceği, anadilde eğitiminin hak olduğu vurgulanmalı, talep eden kişilere bu eğitimin verileceği güvence altına alınmalıdır.

Nasıl olacak sorusuna da doğuda pek problem olmaz ama batıda sayısı az olan öğrenciler kendi dillerinde eğitim hakkı istediğinde bir genelge ile belli bir sayıda başvuru kabul edilmeli (15 Kişilik sınıf gibi) bu sayının altındaki başvurularda öğrenciler kurulacak uzaktan eğitim okullarında yer alan Kürtçe bölümüne yönlendirilmelidir.

Her şeyin merkezden idare edildiği katı merkeziyetçi devlet idaresinin yerine, ademi merkeziyetçilik (yerinden yönetim) güçlendirilmelidir. Hali hazırdaki duruma göre düşünülürse elbette yapılan itirazlar haksız sayılmaz. Fakat ırk temelli anayasa ortadan kalkınca bu yerinden yönetim bölünmeye yol açmaz, sorun olmaz herkes kardeş kardeş geçinir.

Seçilen kişiler, atanan kişilerden daha etkin yetkilere kavuşturulmalıdır. Bölgelerin temel sorunlarını çözmede halkın talepleri esas alınmalı özellikle referandum yoğun şekilde uygulanmalıdır.

(II. ve SON BÖLÜMLE BİTECEK)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız