YAZLIK SİNEMA -HANGİ FİLMLERİ İZLE(ME)YELİM-

En son Oskar alan bir filmden, Siyah Kuğu’dan bahsetmiştik. Şimdi işi seriye bağlayıp şu sıkıcı yaz günlerinde ne izleyelim diye soranlara rehberlik etmek üzere son günlerde izlediğim bir dizi Amerikan filmlerinden kısa kısa bahsedeceğim.

ROBERT DE NİRO FENOMENİ-Çöküş mü aslını buluş mu?

STONE (ŞANTAJ)

R.De Niro ve Edward Norton gibi önemli isimler oynadığı halde genelde seyirciyi memnun etmeyen bir film.

Konusu kısaca şu; Emekliliğine sayılı günler kalmış olan şartlı tahliye memuru Jack Mabry’den (Robert De Niro), büyükanne ve büyükbabasının cinayetini yangın ile kaza süsü verip örtbas etmeye çalıştığı için hapishanede bulunan Gerald “Stone” Creeson’ın ((Edward Norton ) dosyasını, şartlı tahliye gerekçesi ile yeniden incelemesi istenir. Şartlı tahliyenin gerçekleştirilebilmesi ve Stone’un hapisten erken çıkabilmesi için Jack’i artık kendisinin yepyeni bir insan olduğuna dair ikna etmesi gerekmektedir ve bu yolda bir anaokulu öğretmen olan güzel ve hafif meşrep karısı Lucetta’yı (Milla Jovovich)’da kullanmaktan çekinmez.

Film bir yazımızda da bahsettiğimiz gibi çöken Amerikan sinemasının alışılageldik klişelerinden uzak durmaya çalışmış.

Bildiğimiz o malum dramatik kalıplar dışında gerçekliği hissettirecek bir dille yapılmaya çalışılmış ama bizi memnun edecek bir sonuç ortaya konulamamış.

Aslında beğenilmeme sebebi gerçekçilikle sağlıklı bir şekilde buluşması gereken hayal aleminin doğru orantıda kavuşturulamaması diyebiliriz.

Filmin başlangıcında eşine olan bağlılığını gösteren tek sahne yerine film boyunca yayılmış bağlılık sahneleri daha ikna edici olurdu.

Gerek mahkumun din veya uçuk bir tarikatla olan ilişkisi gerekse şartlı tahliye memurunun kilise sahnesi özellikle papazla konuştuğu sahne çok zayıf kalmış.

Sebebi ise dini argümanlar ve yönelimler dramatik çizgi boyunca etkileyen değil etkilenen bir unsur olarak yerleştirilmiş ve hiçbir soruna cevap veremeyen sadece olayların sonuç kısmında bahsedilen bir olgu olmuş.

Hâlbuki karakterlerin iyi ya da kötü bir şey yapmalarını engellemeye ya da güdülemeye teşvik eden unsurlar dini argümanlar gibi gösterilse de bunlar ne mekanlara ne karakterlerin diyaloglarına ne de davranışlarına başarıyla yansıtılamamış.

Sadece mahkum (E.Norton) uçuk kaçık saç tipini filmin ilerleyen sahnelerinde bir mühtedi gibi düzeltiyor o kadar.

Bu anlamda eğer bu filmi M. Scorsese yönetseydi daha fazla lezzet alabilirdik.

Bir zamanların efsane oyuncusu De Niro’nun, güzelliğiyle pirim yapan Milla Jovovich ve yeni dönem efsane oyuncu Edward Norton’un meze olduğu bir film olmuş.

Realist havasını koruyabilseydi belki sıkıcı ama son dönemde gerçekçiliğe daha çok boyun eğen Amerikan sinemasının köşe taşlarından birisi olabilirdi.

Tavsiye edebileceğimiz bir film değil sadece oyuncularının hatırına isteyen şöyle bir bakabilir.

Hayalde Limit Yok Ya Yaşamda?

LİMİT YOK (LİMİTLESS )

Robert de Niro’dan bahsetmişken onun da rol aldığı Limit Yok’la devam edelim. Filmin konusu kısaca şöyle;

Eddie (Bradley Cooper) perişan halde yaşayan kötü bir evlilik geçirmiş hayata tutunmaya çalışan New Yorklu bir yazardır. Ancak günün birinde eski eşinin erkek kardeşiyle sokakta karşılaşır ve onun sayesinde beyninin tüm kapasitesini kullanabileceği bir ilaçla tanışır. Bu sayede paraya, akla, çekiciliğe sahip olur. Fakat olaylar Eddie’nin istediği gibi gelişmeyecektir. Ünlü para ve borsa simsarı Carl Von Loon ( R. De Niro) ve mafya durumu değerlendirme peşindendir.

Film başarılı bir şekilde heyecan, merak ve kamera aksiyonlarıyla sizi sürüklüyor kendini izlettiriyor.

Özellikle şahsi hayatında başarıya susamış insanların ilgisini çekecek bir yapım.

Senaryo çekimler v.s sizi heyecanlı bir hikayeye davet ediyor ama sonuçta ‘Peki bu dünyada ne yapmalı’ sorusuna da aslında o soruyu cevaplaması gerekirken çaresizce süslü püslü aforizmaların havada uçuştuğu iç konuşmalarıyla laf kalabalığı yapıyor.

Eski tarz Amerikan sinemasında hoşlananlar için güzel bir film yeni gençliğe de hitap ediyor.

Sinemada hakikatten bir iz arayan doğruyu görmek isteyenler içinse vakit kaybı.

Bana yapımcıların tek derdi seyirciyi cebine indirmek gibi geldi.

(Devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

FACEBOOK HESABIMIZ