YAHUDİLEŞME VE HRİSTİYANLAŞMA NEDİR MEVZUSU ÜZERİNDEN GÜNÜMÜZÜN TEMEL SORUNUNA VE ÇÖZÜME DAİR BİR BAKIŞ

Bilindiği gibi Yahudileşme ve Hristiyanlaşma konusunda açık, örtük uyarılar vardır dinde. Hatta Fatiha’daki “gazabına uğrayanların ve sapanların (yoluna) değil” kısmı, Yahudiler ve Hristiyanlardır şeklinde tefsir edilmiştir. Öte yandan, pek çok Yahudileşme ve Hristiyanlaşma teorisi var. Kimisi demektedir ki dünyacılaşma-ruhanileşme, kimisi demektedir ki kabukçulaşma-özcüleşme, kimisi demektedir ki fırkalaşma, hatta şöyle diyen gördüm münkirleşme-müşrikleşme.. Bunlar yer yer doğrudur. Fakat Yahudilerin ve Hristiyanların en mühim özellikleri nedir acaba? İşe buradan bakılmalı. Bakıldığı zaman ise; Yahudilerin mutlak seçilmişlik algısı, Hristiyanların da herşeye uyum sağlama durumu en mühim özellikleri olarak görülüyor. Yani biri ırka dayalılıkta ısrar eder, öteki dünyaya yayılmada. Şu halde işi buradan okumalıdır.

Öte yandan, denilebilir ki; İslam herkese tebliğ durumunda olmalı velakin işin başından beri savaş durumunda da oluyor, dinamik bir akış var. Buradaki savaş durumu, ayrılık gayrılık esasına da dayandığından tebliğ nasıl olacak meselesi var. Beri yandan, savaş durumunu öne çıkaran anlayışlar, tebliği, hatta kendisinin anlamasını da engelliyor kişinin, aidiyetler ve bağlılık esası öne çıkıyor çünkü. Mesela Tevbe Suresindeki ayetlerin önceki pek çok ayeti neshettiği görüşü var. O zaman; müslüman kitle, bir coğrafyada, tarihte ve İslam toplumunda bulunmak suretiyle müslümandır, diğeri de aynı sebeple kafirdir gibi bir durum oluşuyor aşırı derecede. Bu ise evrenselliği ve akliyyeti çok zorlayan bir hal. Hatta evrensellikten, anlamdan uzak olmak gerektiren adeta.. Bir tür seçilmişlik anlayışını öne çıkaran.. Burada denilebilir ki, tebliğ ve anlam, çok açık olmalı ki bu bulanıklıktan ve aşırı övüntüden kurtulunsun. Aksi halde yahudileşme olacaktır. Çok fazla dışa beğendirme çabası da Hristiyanlığa götürür. Buradaki denge çok mühim..

Özelikle de günümüzde; Hristiyanlar, Hristiyanlığı da geçmiş salt evrensellik davası gütmekte. Madde, kainat, hümanizm, özgürlükçülük, hevacılık üzerinden bir dava kurulmuş durumda. Yani gayet bir akliyyet de sözkonusu. Dolayısıyla İslamın evrenselliği çok iyi açıklanmak durumunda. Yine, batının niye buraya saptığı da iyi tesbit edilmek durumunda. Burada birilerinin Kuran’dan kaçışı kadar bizim tebliğimizdeki eksiklik görülmeli, Kuran’ın Tevrat ve İncil’in düzelticiliği meselesindeki geri kalışımız mühim bir sebep ve şimdi de çıkış olarak belirtilmelidir. Öte yandan, şunu fareketmelidir ki, hakikat meselesini iş edinmeden kurtulmak pek mümkün değildir. Çünkü hakikat meseleleri iş edinilmediği halde yoğun olan, dominant olan şeyler değil. Buna paralel bir yönü var.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız