YAHŞİ BATI

Açıkçası AROG faciasından sonra daha eli yüzü düzgün bir film bekliyordum Cem Yılmazdan.. Ama yoo iyice finiş. Anlaşılan sermayeyi tüketmiş Yılmaz. Yılmıyor film çekiyor ama deniz bitmiş.

Geçmiş zaman olur ki.. Uzayla ilgili espirilerini ilk gördüğümde en sıkı espirileri bunlar diye düşünmüştüm vakti zamanında. Daha doğrusu duyduğumda.. Sesti sadece  evet yanlış hatırlamıyorsam. Sonra filmini de yaptı ve iyi de iş yaptı Gora.

spacerYAHSiNeydi peki işin özü. Aynı adam nasıl oluyor da bu kadar güldürüyor ve bu kadar güldüremiyor. Gora ve Yahşi Batı bu anlamda tam tezlik. Açıkçası şimdi düşündükçe; evet Gora’da iyi bir damar yakalamıştı Yılmaz, işin özü bu. Şu uzay filmleri bağlamında batının mağrur hali adeta çok belirgin ve saf-uyanık bizden biri de yoğun bir karşıtlık ve espiri için münbit bir zemin olmuş. Gösterisinde kullandı bunu, filminde kullandı. Hep zekadan falan bahsedilir espiride. Tamam zeka da.. bir de mevzu, münbitlik olayı asıl mühim. Tabii başka şeyler de var, sırasıyla gidelim.

Öncelikle pek çok benzerlik var iki film arasında. Gora ve Yahşi Batı.. Hani tekrar meselesi mi komediyi  götürdü diye bile düşündürüyor. Ama Yahşi Batı’yı önce yapsaydı da Gora şimdi yapılsa ne düşünecektik. Gora kötü bir film mi olacaktı, hayır. Komedinin sürpriz tarafı önemli ama bu derece değil, yeri gelir tekrar komediyi tetikler. Ama şu benzerlikler de sırıtmıyor değil yine de; o da ayrı. Özellikle şu hep “çok daha kötü şeyler olacak, fırtına öncesi sessizliği bu” diyip duran adam.. Gora’da da “yabancı bir cisim yanaşıyor” diyip duran biri vardı. Sahneleri hep kovularak biten..  Sonra kültürel farklılığın “aşka engel olamayacağı” mevzusu. Finalde işi bitirilen kötü adam (bu sefer kendi oynamadığı için baya hayıflanıyor Yılmaz röportajında) Bırakın şunu bunu Aziz, Arif resmen. Ama süper light diyelim…. (şimdi güldüm mesela bakın) Ama mesele bunlardan önce Aziz ile Lemi’nin ışınlanmış gibi birden Amerikaya gitmesi mesela. Goradaki gibi.. Arada bir Fransa İngiltere falan yapın, bir gemi görelim. Yahu biri uzaylılar, bu bildiğimiz eski batı.. Yersen… Yani mesele benzerlikler değil, benzerliklerin sırıtması. Hadi önceki filmlerinden gelen alışkanlıklar, ezberler diyelim , bu filmde sırıtıyor. Bu, bir.. 

İki; AROG hakkındaki eleştiriler çok fazla motive etmiş Yılmaz’ı.. O “çok fazla ön plana geçiyor, film bu kendi şovu değil” eleştirilerinin belli ki tesiriyle Goradaki AROG’taki kadar ön planda değil. İkinci iyi adam belki onun kadar görünüyor filmde, Lemi. Bu ise şablonu bozarak bu defa,  filme zarar veriyor. Çünkü de iki iyi karakter arasında bir karşıtlık, zıtlık yok gibi. Bir Halit Akçatepe, Kemal Sunal durumu olmuş ki bu Cem Yılmaz’a gitmemiş, naif kaçmış. Yine eleştirilerden olsa gerek küfürün ise bu defa haddi hesabı yok. Bu da ters motivasyon. Yani eleştiriler de adamı bozmuş vesselam.  Ne yani eleştiri yapılmasın mı… Yapılsın ama olumlu eleştiri.

Üç; temel meseleye gelelim. Cem Yılmaz filmleri, bizim kültür-yabancı kültür zıtlığına dayanıyor. Sinemadan çokça besleniyor falan. Osmanlı ve Amerika ise ilk bakışta buna uygun bir formül gibi duruyor. Peki neden başarısız oldu?.. Gora, AROG ve Yahşi Batıyı bu anlamda karşılaştıralım, cevap buradan çıkacak gibi. Özellikle Gora’nın diğer ikisinden farkı ne, neden bu kadar ayrı duruyor.

Düşünelim, Gora’da bir defa mağrur mu mağrur bir yabancı kültür var, başlangıçta belirttiğimiz gibi. Yani zıtlık tam.. Sadece laf vs olarak değil, herşeyiyle teknoloji, şu bu. Ve tamamen yabancı. Yani atış da serbest. Finalde ise Hollywood’a, batıya sesleniyor Yılmaz (Arif) ve bu anlamda bir nevi adresi gösteriyor, noktayı koyuyor. Yahşi Batıda da bir sesleniyor mesela ama hikaye…

gora6762240ww8

AROG’da  iyi kabile kötü kabile zıtlığı var, ilkel çağ ve bugünki Türk. Yabancı kültür vs. elektrik oluşmuyor.  Formülde “mağrur batı” olmayınca olmuyor demek. Ve geliyoruz yine Yahşi Batıya. Açıkçası bugünün haleti ruhiyyesine seslenen bir iş bekliyorduk yine Yılmazdan. Ama vahşi batı bu iş için pek de uygun bir seçim değilmiymiş acaba. İş bıyık fes şapka, bilmem ne şekeri noktasından öteye geçemiyor ki o da cılız, çok cılız bir şey. Gerçi sorsan “kültürümüz bu kadar da basit değil demek istedim” diyecek ama yok yemezler. Karşıtlığı kuramamış.. Şöyle Osmanlıya “hasta adam” diye bakan birileri yok mesela. Uzak, çok uzak bir galaksi.. Bir teknolojik şu bu üstünlük, mağruriyet yok. Ama agresif bir komedi peşindesiniz. Deve lafları falan cılız kalıyor, bunları destekleyen bir gerçeklik yok. Yok, kolayı bizimkiler bulmuş.. kolayı bulmuşlar, evet. Filmde kolaya kaçan o kadar çok şey var ki. Kızılderili-kovboy zıtlığı bile iyi işlenmiyor, yavan. Öyle ki iş nihai noktada sizin kurduğunuz vahşi batı setini biz de kurarız bak noktasına kadar düşmüş tabiri caizse. Alın size uzay, alın size vahşi batı. Alın size derken?… Yahu iki tane baraka yaptık, bakın mı şimdi mesele..

Bari o kültüre dair yeterince gönderme yapılsa, o da yok. Red Kit bir defa bir görünüyor. O muydu değil miydi??… Teksas, Tommiks, yalnız kovboy kültürü neredeyse hiç yok. İyi, kötü, çirkin.. Daltonlar mesela bu tarz bir filmde olmalıydı, yok. Bir şerif var kötü adam. Bush’a benzetilse bari, yok. Petrol yok mesela.. E daha bulunmamış. Bir çalı var geçip duran…  Filmin en komik yeri bu çalı bu arada. Sonra, küt.. bir pehlivanlık, karagöz hacivat, bakın bizim kültür gibilerden. Aaa diyeceğiz…. Bari bir el ense muhabbeti olsa arada da öyle çıksa gelse, yok birden çıkıyor. Yersen…

Ve sonunda da “ikincisi gelecek ha bunun da” diye biten bir film. Bir teşkilatı mahsusa lafı var, ne altı ne üstü dolduruluyor. Cılız bir iki şey, hep yersen, yersen.. E olmamış kardeşim o kadar da aç değiliz.

Zemin de yok belki ama asıl cesaret yok, komedi için yeterince. Ama küfüre cesaret var, bak. Dönelim başladığımız noktaya.  Komedi sadece zeka işi değildir. Zaman bir şeyleri götürmüş Cem Yılmaz’dan. Zekasını  ise başka bir şeylere harcıyor zaten. Öyle seyirciye kafayı takarak, bak giderim ha yoksa falan.. yemezler kardeşim.

-Bir de kot olsaydı olurdu ama bak. Yani kotu bulsak..

-E olmadı Amerikalı olak be… Ne durup uğraşıyoruz

………………………….

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 1

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız