WHAT İS MATRİX?..

Film_afileri_film_pterleri_matrix

Matrix nedir?.. Böyle bir soru var Matrix’te.. What is matrix? Ya da the matrix, neyse.. Filmdeki ana karakterlerden Morpheus soruyor ve açıklıyor. Film bu bakımdan zihne yüklenen bir disk gibi, bir öğreti.. Komplex bir öğreti.. Adeta bir din. Ya da bir virüs.. Biz de soralım soruyu ve bir cevap arayalım dedik. What is matrix?..
Wachowski biraderlerin (Andy Lary Wachowski) bir üçlemesi Matrix.. Senaryosunu yazıp yönettikleri 2000li yıllara damgasını vuran bir seri.. 180 derece açıyla dönen etkileyici görüntüleri, ilginç okumalara algılamalara açık provakatif senaryosu, postmodernizmin adeta çerçevesini çizen kostümleri, figürleri.. ile de bir filmden çok öte belki son on yıla damgasını vuran bir fenomen. Özellikle sanal alem kuşağının gözdesi, rehberi.. Ya da fotoğrafı.. Özellikle de o kopuk, uçuk, karizmatik duruşlar bağlamında.. Ya da simülasyon oyunlar… Bir takım kadersel inanışlar, ya da acaipp komplo teorileri..

matrixreloaded

Hristiyanlıktaki fatalizm boyutundaki kader inanışı ile hümanizmin üstün insanının bir tür çarpışması, kaynaşması, aynı bedende var olma savaşı gibi bir şey felsefi olarak da.. Potmodernizmin bir uyanışın, ama bir uyutuşun da tırnak içinde resmi. Çünkü film her ne kadar postmodernizmin adeta kitabını yazıyor gibi görünse de ruh olarak modernist diyebileceğim bir psikolojiye sahip fazlasıyla. Bütün o çok kültür, çok insan, çok din görüntüsünün altında müthiş bir ego var çünkü ve sonuna kadar rasyonalist ve materyalist bir duruşu var filmin. Ve bu ego adeta “neden olmadı, neden?” diye bir suçlu arıyor ve faturayı da o kendi oluşturduğu rasyonel tanrıya kesmeyi deniyor. Simüle tanrı.. Gerçek tanrı yok çünki.. Ama varsa bile kendince ona da bir şey demiş oluyor.. Yani film, Darwiniyle, Freuduyla, Marxıyla, Niçesiyle oluşan o “üstün insan” “Tanrısız dünya” projesine fikriyatına içten içe çok sadık aslında. Özellikle de Sartre ve varoluşçu felsefeye.. Radikal hümanizme.. Ve bütün o isyanının da sebebi sanki bu projenin, tasavvurun tutmaması, tıkanması, aslında. Maskenin düşmesi, boyanın dökülmesi.. O harıl harıl işleyen mekanizmanın durması, büyünün bozulması, o insanların akıllarını başlarından alan buluşların keşiflerin azalması.. Mutlu olunamaması aslında.. Evlere, ofislere tıkanılması.. Özgür olunamaması bir türlü.. Belki de bu anlamda bütün batı dünyasının psikolojisi, karamsarlığı, isyanı.. Nedir bu kapkaranlık dünya, kandırılıyor muyuz?!.. Yoksa Tanrı var mı?.. Biri bizimle alay mı ediyor yoksa?!.. Ona gösteririz, bak.. isyanı, sersemliği, ukalalığı..

Tabii müthiş hesaplı bir senaryonun içine yerleştirildiği için bütün bu halet ilk bakışta göze gelmiyor. Başka bir film izliyoruz sanki. O uçuşlara kaçışlara ayılıp bayılıyoruz. Özgürlük mücadelesi diye heyecanlanıyoruz. Ama bu hapı da yutuyoruz bal gibi.. Batı dünyasının psikolojisiyle psikolojileniyoruz içten içe. Filmin açığı ise yine İslamsızlıktan çıkıyor. Bir dinsel öğeler harmanı olan Matrix’te İslamın İsi bile yok çünkü. Yani asıl sorun hiç mesele bile edilmiyor. Makinalar öyle istediği için mi yoksa(!?) O adeta kurtarıcı İsa’yı simgeleyen Neo, o uzakdoğu dinlerini, kültürlerini çağrıştıran mistik şeyler, kahinler, şunlar bunlar.. Kudüs olduğu söylenen Zion.. Şu olduğu söylenen şu, bu olduğu söylenen bu. Ama İslam yok.. Ve işte modernizmin boyasının dökülmesi gibi tıpkı filmin de bütün o teknolojisi, havası, sönmeye dökülmeye başlıyor sonra. O gözlerden çıkmayan güneş gözlükleri sırıtmaya başlıyor, cool duruşlar.. Kötüler takım elbiseli hep ama takılan gözlüğün aynı olduğunu fark ediyorsunuz. Bir dünya kurulmuş ama bu yaşanılmaz sahte bir dünya.. Gerçek dünyayı biz kuracağız gibi bir mesaj mı kapitalistlere.. Yoksa imaj her şeydir gibi bir şey mi?.. Asıl imaj bu, alın!.. Her şeyi kuran adam “mimar” diye geçiyor filmde.. Masonlukta Tanrı’nın “ulu mimar” olarak isimlendirilmesi geliyor akıllara.. Bir yandan kapitalistlere bir yandan da onların Tanrılarına karşı mı bir savaş var. Ama neden para değil bu.. Neden bu kadar komplex?.. Yoksa yoksa asıl mesele bir rüya alemi dünya ve gerçeğin peşindeki “insan” mı? Ve kim ona bu sahteliği yutturan?…………….

İki dünya var, evet Matrix’te. Yine klasik makineler insanlığı ele geçirmiş. Enteresanlık ise makineler insanların vücut enerjilerini bir pil gibi kullanıyor ve onları yaşatmak zorundalar bu bakımdan da. İnsanları.. Ve işte de onları sanal bir alem olan bir yazılım olan Matrix’de yaşatıyorlar. Aslında ise insanlar türlü aygıtlara bağlanmış bir şekilde deriiin bir uykuda.. Kapkaranlık bir ortamda.. İşte kimisi uyanmış başkalarını da uyandırmaya çalışıyor falan. Bir avuç insan düzenle mücadele ediyorlar bu Matrix’in içine girip bir şeyler yapıyorlar, konu bu.. Sonra ise yavaş yavaş bu mücadelenin de saçmalığı ortaya çıkmaya başlıyor. O da kurulmuş, bu da kurulmuş, ne diyeceğini şaşırıyor film. İddiasından yanına yanaşılmıyor ama.. aynı o kurdukları dünya gibi çökmeye başlıyor. İş tamamen sanal alem oyunlarına dönüyor serinin ikinci ve üçüncü filmlerinde.. O mu bu mu, öyle mi böyle mi derken müthiş bir kafa karışıklığı.. Yoksa o modernizmin kurucularına mı sesleniliyor en son, nedir bu diye?!.. Yok mu bir çıkış??.. Ve işte tam da bu noktada postmodernizmi gerçekten ruh olarak yakalıyor diyebiliriz film için. Özgürlük için ise kalıyor tek çare, yok oluş.. Tıpkı Sartre gibi.. Modernizm, biraz daha esneyerek devam etsin bari gibi bir şey deniyor bir nevi sonunda da.. Başka hiçbir seçenek yokmuş gibi.. Sonuna geldik işte, her şey denendi.

Açıkçası ben İslamsızlığı zımnen bu kadar haykırıp ama İslam’ı zerre miskal mesele etmeyen bir film görmedim. Filmin samimiyeti ve samimiyetsizliği bu anlamda yarışıyor adeta.. Düşünüyorsunuz sanki birileri İslam’ın ilaç olabileceğini görüp postmodernizme kendilerince bir çerçeve çizmeye bir yön vermeye soyunuyor. Tamam dünya da yalan olabilir, ama yola devam. Hataları ayıklayacağız, mistisizmi de uzak doğudan alacağız, İslam’ı işin içine karıştırmayın” diyor. İşin tuhaf tarafı ise Hristiyan kültüründen somut olarak elde bir tek “tanrının oğlu” kavramının fenomeninin kalması, bu projede. Yani Kur’an’da en çok eleştirilen, en hatalı işleri dön dolaş bayraklaştırılıyor. Çünkü de açıkçası Hristiyan-Antihristiyan batıdaki en temel ortak payda bu.. İsimler farklı olabilir ama zihin kodlarında bir şekilde bu var. Bu kategori.. Sanki bir makam kapılmış, aman ha bırakılmayacak!.. Yöneticisinde de bu var, sanatçısında da bu var.. ateistinde de bu var. Şusunda da bu var, busunda da var. Ve nihayetinde film; bu kangrenin altını çizerken, onu bayraklaştırırken, ya da kaçınılmaz olarak görürken, gösterirken aslında belki de işte bunun fotoğrafını çekmiş oluyor. O meşhur 180 derece dönen tekniğiyle..
What is matrix?.. İşte matrix bu..

,

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

WHAT İS MATRİX?..” için 2 yorum

  • 25/07/2011 tarihinde, saat 20:18
    Permalink

    Birde ne taraftan bakıldığına bağlı. Banada Kur’an-ı Kerim’in türkçe mealini okutan ve düşünmemi sağlayan, bana Allah’ın büyüklüğünü tekrar tekrar hatırlatan ve acizliğimi yüzüme vuran bir film olarak geldi. Çok kapalı olmayalım. İsteyen İslam’a heryerden ulaşır. Gençlerin kafasını karıştırmayalım…

    Yanıtla
    • 25/07/2011 tarihinde, saat 20:26
      Permalink

      açıkçası herkes herşeyden değişik yönlerden etkilenebilir. ama bir de o şeyin aslı vardır. bizim derdimiz o şeyin aslını ortaya koymaya çalışmak. bununla kafa karışmaz tam tersi netleşme olur.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız