Ve nihayet Gökhan ÖZCAN’dan Beklenen Kitap Geldi SERÇE PARMAĞI -I-

Gökhan Özcan Hiçbişey adlı T(ürkiye)Y(azarlar)B(irliği) ödüllü hikaye kitabı ile matbuat alemine sağlam bir giriş yapan Gerçek Hayat ve Yeni Şafak gazetelerindeki yazılarıyla daha da çok tanınıp iştihar bulan bir yazar.

Hikayeciydi ama şahsen ben onu, zeka kelimesini hemen çağrıştıran aforizmaları, mizahi yazılarıyla sevdim, duygusal ve bir edebiyat işçiliğinin hakkını veren mükemmel metinleriyle de kendi alemimde başköşeye oturttum.

Kelimenin hakkını veren bir yazardır Gökhan Özcan fakat onun kelime işçiliğini had safhaya ulaştıran best-seller veya kült-seller (bu tabir de bu yazı vesilesiyle matbuat alemine bizim hediyemiz olsun) diye nitelenen Hiçbişey’i ilk okuduğumda doğrusu beğenmemiştim.

Gerçek Hayat ve Yeni Şafak’taki yazılarından özellikle toplumsal hayatla dalga geçtiği metinler benim favorimdi. Aslında mizah zihni diri tutan muhatabını daha da dikkatle okumaya davet eden metinlerdir. Dikkati dağınık asrın insanına da biraz bu lazım.
Fakat Gökhan Özcan’ın Ruh Yordamı adlı deneme kitabını ilk okuduğumda şaşırmış onun deneme alanında ki gücünü de görmüştüm. Ve o andan sonra benim için elmas değerinde bir eser olmuştu Ruh Yordamı. Bu kadar iyi bir kitapla karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. “Asrın İnsanına ve Müslümanlara Bir İhtarname” diye yayınlansa yeriydi. Bu kitaptan metinler aktarmak isterdim uzun uzun size. Gerçekten can yakıcı ve destansı ifadeleri vardır haksızlık, zulüm ve adaletsizlik karşısında. Ruh Yordamı bir denemeler kitabından çok asrın hastalıklarına bir nevi tiryaktır maneviyat açısından.

Gökhan Özcan birkaç kitabından sonra uzun zamandır ara vermişti kitap yayınlamaya ve en nihayet beklediğimiz kitabı çıktı; Serçe Parmağı.

Muzipçe bir başlık diye düşündüm. Acaba neyi anlatıyordu kitap? Gökhan Özcan’ın son kitabı, hikâye kitabı çıktı anonslarını duyduktan sonra acaba mizahi hikayeler mi demekten kendimi alamadım.

Kitabın arka kapağına bakan da benim bu beklentimin haklı çıktığını zannedebilir ama yayınevine helal olsun, bir kurnazlık yapıp kitabın havasıyla, ruhuyla hiç alakası olmayan cümleler sıralayıp müşterileri tavlamaya çalışmışlar. Verilen ilanlarda v.s kullanılan arka kapaktaki başlıklar şöyle;

“Espri, bilgelik ve zerafet.

Hepsi, elinizdeki Serçe Parmağı’nda

Kült kitap Hiçbişey’in yazarı geri döndü Hem de, 21. yüzyıl koşullarında hayatta kalmayı başaranların, mutlaka okuması gereken hikayelerle

İlkokul aşkınızı yıllar sonra bulmanın ideal yöntemleri nelerdir?

Issız bir gezegene düştüğünüzde nelere dikkat etmelisiniz?

Çantasında insan kalbi taşıyan bir kadına nasıl davranılmalı?

Bu sorularla başedebilmek için bir Serçe Parmağı’nız olmalı.

Şaka bir yana, çok komik.”

E bu açıklamalardan sonra ‘yolcudur Abbas bağlasan durmaz’ modunda iştahla gidip aldık kitabı.

Gerçi NT mağazasında kitabın gelmediğini, satılmadığını duyunca bayağı şaşırıp rotayı başka kitapçılara kırdık ama bilahare arayıp tarayıp bulunması gereken yerde bulup aldık.

Bu arada 154 Sh.lik 1.baskısı Kasım 2010’da April yayıncılık tarafından yapılmış ‘Serçe Parmağı’nı satın almakta maharet istiyor. Kitapçıların en az iki defa kitabın adını tekrar ettirdiğine şahit oldum.

Kitabın içeriğine gelince işin açıkçası ilk metinler hayal kırıklığıydı ne mizah vardı ne de arka kapakta dediği gibi komiklik. Birde önceden yayınlanmış metinlerin kitapta olması artı bir demoralizasyon. Fakat kendi kendime ‘olmamış’ demeye başlamıştım ki yaklaşık sayfa altmıştan sonra ilerledikçe işler mizahi yönden olmasa da yavaş yavaş açılmaya başlamıştı. Ya ben diyeyim ya da kitap, Alman motoru gibiydi maşallah çalıştıkça açılıyordu. Evet güzel metinler geliyordu. Modern şehir hayatının bataklığına düşmüş, mülevves olmuş ruhları aydınlatacak muzip ifadeler ve sadre şifa metinler gelmeye başlamıştı.

Burada uzun uzun alıntılar yapıp kitabın satışını düşürmek istemem. Kendisini bizzat tanıdığım yazar bu konuda gayet hassas bir insandır (Nerden biliyorsun diyeceksiniz. En son buluşmamızda sekiz çay üç ay çöreğini ve birde Kastamonu pidelerinin parasını ben ödemiştim de ordan. Ha görüşme iyi geçmemişti bizim sitenin reklamını yapabilirmisiniz abi, hani bir gazete köşenizde filan derken o daha çok önündeki menüyü incelemekle meşguldü ve galiba belli belirsiz ‘bakarız İbrahimciğim’ gibi bir şeyler söylemişti. Her neyse görüşme iyi geçmemişti ama pideler nefisti).

Neyse sadede gelelim. Hani ortada bu kadar ciddi bir eser varken bu ne sululuk demeyin lütfen kalemin ağzı yok ki torba muamelesi yapasın. Devam edelim kitabı tanıtmaya.

Akla gelen ilk soru niçin ‘Serçe Parmağı’? Bu soruyu bizzat yazara sorup cevabını aldıktan sonra sizlere de ileteceğim inşaallah. Bu arada kitap ta ‘Serçe Parmağı’ başlıklı hikâyede şöyle bir ifade var belki de cevap orda gizli; Ellerimde beşer parmak var, en küçük olanlarına serçe parmağı deniyor. Neden serçe parmağı? Bana sorarsanız, serçeler gelip konabilsinler diye…(Sh.111)

İşte Gökhan Özcan’ın insanlara ve dünyaya bakış açısı budur diyebiliriz. Metinlerinin beslendiği ana damar bu bakış açısıyla beslenir. Ezber bozan bir bakış açısıdır bu. Kelimelerden yola çıkar. Tıpkı ‘Kalp Yetmezliği’nde olduğu gibi. Kalp Yetmezliği tabiri basmakalıp bir ifade olup kalp krizinden ölen insanlar için kullanıldığını duyarsınız. Gökhan Özcan’ın eline geçince bir kelimebaz olarak değil derdini duyduğu bazı meseleleri, elinden geldiğince samimi bir dille gün yüzüne çıkartan bir insan olarak meselenin künhüne varmamız için bir işaret fişeği yakar. Hoca değildir, öğreten değildir, arayandır, sorandır ve belki de en yaralı olandır. Bu yüzden Sh.41’den 45’e kadar süren Kalp Yetmezliği başlıklı anlatısında ellerimizden avuçlarımızdan kayıp giden dünyanın bin bir türlü renkli levhalarına hasretle ve hüzünle bakan, ayrılığın kamçıladığı kalbinin kanamalarını bir türlü dindiremeyen dünyada ki yaşanmışlıkların verdiği yorgunluğu kaldıramayan bir kalbin yetmezliğinden daha doğrusu bir insandan bahseder. Tıbbi bir durumdan bahsetmez ruhi bir durumdan bahseder ve hikaye şöyle biter; -Kalbim bana yetmiyor!

Bana da bu bitiş Bediüzzaman’ın şu sözünü aklıma getirdi nedense; “Güzel değil, batmakla gaib olan(kaybolan) bir mahbub(sevgili). Çünkü, zevale(kaybolmaya) mahkum, hakiki güzel olamaz; aşkı ebedi için yaratılan ve ayine-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli.” (17.Söz,Sözler)

(Devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

3 thoughts on “Ve nihayet Gökhan ÖZCAN’dan Beklenen Kitap Geldi SERÇE PARMAĞI -I-

  • 01/03/2011 tarihinde, saat 10:30
    Permalink

    merhaba ben bir öğrenciyim bu yazınızı okul dergisnde yaynlamak istiorum bnmle irtibata geçeblr msnz?

  • 02/03/2011 tarihinde, saat 15:46
    Permalink

    Sadece siz değil sitemizi kaynak göstermek şartıyla herkes alıntı yapabilir. Yayın hayatınızda başarılar dileriz.

    • 03/03/2011 tarihinde, saat 14:31
      Permalink

      nasıl mutlu oldum anlatamam gerçekten çok tşk ederim

Yorumlar kapatıldı.

FACEBOOK HESABIMIZ