buy Instagram followers

UZAK İHTİMAL

Yönetmenliğini Mahmut Fazıl Coşkun’un yaptığı Uzak İhtimal, Ekim 2009’da Türk sinemalarında gösterildi. Uluslar arası birçok festivalde de gösterilen, yönetmeninin ilk uzun metrajlı filmi olan Uzak İhtimal, bu festivallerin önemli bir kısmından ödülle döndü.*

Senaryosunu Tarık Tufan, Görkem Yeltan, Bektaş Topaloğlu’nun yazdığı filmin başrollerinde Nadir Sarıbacak ve Görkem Yeltan yer almış.

Uzak İhtimal sıradan sayılmayacak bir aşk öyküsünü anlatıyor. Bir müezzin ile bir rahibe adayının dile dökülememiş duygusal yakınlaşması filmin konusunu oluşturuyor.

Müezzin ve rahibe deyince akla dini bir içerik gelebilir. Mekânların cami ile kilise etrafında oluşması ve belki de bu iki kişiyi birbirinden ayıran temel bir mesele olarak sunulması dışında filme din, mistik bir anlatım katmıyor. Bir başka deyişle dini yaşantıya davet eden bir film değil Uzak İhtimal.

Film, imam hatip lisesi mezunu bir müezzin olan Musa’nın İstanbul Galata’da bulunan bir camiye atanması ile başlar. Musa’ya cami yakınlarında eski bir apartman katında lojman verilir. Yan dairede ise rahibe adayı Clara yaşamaktadır. Kendisini büyüten hasta rahibenin bakımını da üstlenmiş olan Clara, Musa gibi son derece içine kapalı bir yapıya sahiptir. Kilise ve evi arasında sakin bir hayat sürmektedir. Üst üste gelen ufak aksilikler birbirlerini tanımaları için fırsat oluşturur. Zamanla bu tanışma yakınlığa, yakınlık da aşka dönüşür. Ancak bu aşk hiç dile gelmez.

Clara’nın eski kitap tamiri yapan ve hiç tanımadığı babası Yakup ile Musa’nın kilisede tanışmaları olayların akışını etkiler. Ayrıca Musa’nın memleketinden tanıdığı eski arkadaşlarından biriyle görüşmeye başlaması ve bu arkadaşının oyununa gelerek yazma eser kaçakçılığına bulaşması filme hareket katmış. Ancak bu hareketli sayılabilecek ayrıntıların hepsi de Clara ve Musa’nın yakınlaşmasına ve bu yakınlaşmanın aşka dönüşmesine aracı olan tali yollar durumundadır.

Filmin sonunda Clara’nın evindeki hasta rahibe ölür. Clara bunun üzerine rahibe olmak için annesinin memleketi olan İtalya’ya gitmeye karar verir. Musa buna engel olmaz. Onu tren garından uğurlarken umutlarını da onunla birlikte uğurlar.

Musa da Clara da filmde dine bağlı yaşam biçimleri ve karakterlerinin açtığı yolda münzevi bir hayat sürmeyi tercih etmiş görünüyor. Hayatları kötülükten olabildiğince korunmuş. Bu korunmuşlukta da din kadar kişilik yapıları da etkilidir.

Bilgisayar, cep telefonu gibi teknolojik cihazlar onların gündeminde çok da yer tutmaz. Musa’nın üstüne taşra sükûneti sinmiş gibidir. İstanbul’u yavaş yavaş tanırken sabırlı ve iyi niyetli davranır.

Filmde Musa’nın arayıp bulduğu eski arkadaşı, onun tam zıddı bir yaşam biçimi ve karakterle verilmiş. Bu da Musa’nın tipik özelliklerinin ön plana çıkmasını sağlıyor. Clara ise annesiz ve babasız büyümüştür. Sahaflardaki eski fotoğraflardan kendine bir albüm oluşturacak kadar romantik bir yapıya sahiptir. Kendini dine adamış bir insandan beklenen sadelik ve mütevazılık onda en üst düzeyde kendini gösteriyor.
Birbirlerinin hayatlarına saygılı bu iki insan duygularını dillendirmeyerek, karşı tarafı zor durumda bırakmamaya çalışıyorlar. Filmin sonuna kadar asıl merak unsuru olarak duygularını karşı tarafa açması beklenen kahramanların tarifinde onlara en çok yakışan kelime belki de “ar”. Musa ve Clara o denli ar sahibidir ki bizi arsızlığın çirkinliğini düşünmeye sevk ederler. Arsızca yaşanan ilişkilerin kabalığına ve yüzeyselliğine bu yolla dikkat çekilmiş olur.

Film, izleyicisine bir rahibe ile bir müezzin birlikte olamazlar mı sorusunu sordurmakla kalmıyor, aynı zamanda aşk içinde yaşanan çekingenliği de sorgulatıyor. Film bittiğinde onları birbirinden ayıran şeyin mensup oldukları dinleri mi çekingenlikleri mi olduğu konusunda net bir karara varmak mümkün olmuyor. Hatta bu aşkı imkânsız kılan şey din gibi görünürken örtülü olarak duran asıl sebebin çekingenlik olduğunu söylemek bile mümkün. Nitekim senaryonun yazarlarından Tarık Tufan bir röportajında “Esmer, kavruk bir çocuk, sarışın güzel bir kızın kendisine bakabileceğini hayal etmez; bilirsin yani “bu kız bana olmaz” dersin. Bunlar hepimizin kendimize koyduğumuz sansürlerdir. Bu tip küçük şeyler yüzünden, iki insan, onları zihinsel ve kalbi olarak yakınlaştıracak onca şey varken (dünyaya bakış, kavrayış, hissediş) yan yana geldiklerinde bütün gökyüzünü yutabilecek kadar ortak bir dünya yaşayabilme ihtimali varken, çok küçük bir şey vardır birinin kafasında ve o aralarında bir mesafe oluşturur.” demektedir.

İşte yazarın belirttiği bu mesafe, filmdeki aşkın imkânsızlığının din farklılığının bile üzerindeki asıl sebebi haline dönüşmüştür diyebiliriz.

Müezzin ile rahibenin aşkı filmde klişelerden uzak olarak işlenmiş.
Özellikle cami kültürü oldukça başarılı bir biçimde ele alınmış. Daha önce, Türk filmlerinde rastlamadığımız bir biçimde gerçeğe yakın. İşte film de klişelerden bu noktada uzaklaşıyor.

Yönetmenin ve yazarların müezzin olma durumuna aşina oldukları oldukça açık. Bu, film için bir avantaja dönüşüyor. Çünkü bu filmin öncelikli muhatabı olan Türk insanın büyük çoğunluğunun sahip olduğu ancak yönetmenlerinin bir türlü sahip olamadığı din kültürü, kendi payına düşen yanıyla Uzak ihtimal’in dikkate değer yönlerinden biri. İzleyicinin kendini tanıdık bir yerde hatta mahallesinde hissetmesi bu yolla sağlanmış oluyor.

Örneğin vaktine uygun okunan sabah ezanı, aslına uygun kılınan ve kıldırılan namazlar, cami müdavimi olan cemaatin sohbeti; Müslümanlığı işleyen filmlerde bile bu kadar doğal biçimde işlenmemiştir diye düşünülebilir. Film bu anlamda Türk sinemasındaki din algısına getirdiği yenilikle önem taşımaktadır.

Uzak İhtimal, sadece din değil; aşk, yalnızlık ve çekingenlik konularını da klişelerden uzaklaştırılmış bir anlatımla dile getiriyor.

Sade ve sıcak atmosferiyle, sahip olduğu orijinal konusu ve bu konuya karşı geliştirilen farklı bakışıyla, incelikli diliyle Uzak İhtimal, sanat eseri kabul edilecek filmler içinde ayrıcalıklı bir yere sahip olmaya aday görünüyor.

* 16. Adana Altın Koza Film Festivali, 28. İstanbul Film Festivali,38. Rottedam Film Festivali,6. Crossing Europe Film Festivali,7. Torfest Film Festivali gibi festivallerden en iyi film ,oyuncu ve yönetmen gibi dallarda ödüller aldı.

 

HATİCE BİLDİRİCİ

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız