UNUTULMAYACAK BİR YAPIM ‘HÜR ADAM’

‘Hür Adam’ filmi Türkiye’nin 20.yy’da yetiştirdiği ünlü İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını anlatan bir film.

Kendisine kutsallık derecesinde dokunulmazlık atfedilen insanların hayatını beyazperdeye aktarmak çok zor bir iştir.

Genel olarak medya filmi değerlendirirken sadece Said Nursi’nin Atatürk’le tartıştığı sahneye odaklanınca insanlar da filme bu tartışma penceresinden bakmak zorunda kaldı. Bu bir handikaptı çünkü zaten böylesine muhalif bir ismin hayatını anlatmak ve anlatırken de içerik açısından taraftarlarını ve karşıtlarını ikna edecek başarılı bir yapım ortaya koymak oldukça zor bir işti.

Bir Hollywood sözü vardır ‘Başarının formülü yok. Başarısızlığın ise herkesi hoşnut etmeye kalkmak’ diye.

Bu yüzden Mehmet Tanrısever’e düşen madem ki fi sebilillah bir film yapmış o zaman kimsenin hatırı kırılmadan naif bir iş yapmaktansa hakkın hatırı kırılmasın diyerek doğruları anlatmaktı. O da bizim bu zamana kadar okuduğumuz Bediüzzaman biyografilerine uygun bir şekilde filmini yapmış. Sadece Şeyh Said meselesindeki mektub sahnesi tartışılabilir.

Filme iki açıdan bakılabilir;

Birincisi hani cemaat, parti ve ya örgüt gazetelerinin okuyucuları için kullanılan ‘asker okuyucu’ tabiri vardır ya işte bu filmin de ‘asker izleyicisi’ sayılabilecek Risale-i Nur talebelerinin ve Bediüzzaman’ı seven grupların, insanların bakış açısıyla değerlendirilebilir.

İkincisi; Bediüzzaman’ı tanımayan ortalama insanların ve profesyonel seyircilerin beğenisi. Muhalifleri ise bu şıkkın dışında tuttuk. Çünkü zaten Said Nursi-Atatürk tartışması polemiğinden sonra tarafgirlik damarıyla bakanlar filmin faziletlerini ve hünerlerini bile kusur olarak göreceği malum.

Sıradan seyirci için şunu söylemek isterim. Film benim beklentilerimin üzerinde çıktı. Vicdan sahibi herkes filmin sinematografisinin üst düzey olduğunu kabul eder. Görüntü yönetmeni Ali Özel’i tebrik etmek lazım. Zaten eleştiriler de filmin içeriği ve öne sürdüğü tezlere karşıydı.

Bediüzzaman taraftarı olan seyirciye gelince medya tatmin aracıdır. Hür Adam filmi de Nur talebeleri için tatmin edici bir zenginliğe ve estetiğe hayli hayli sahip.

Bediüzzamanı canlandıran Mürşit Ağa Bağ’ın oyunculuğu da çok iyiydi. Çünkü Bediüzzaman gibi bir şahsı canlandırırken dengeyi tutturmak çok zordur. Örneğin hapishane sahnelerinde Bediüzzaman’ı acınası bir zavallı insan durumuna da sokabilirdi ama Ağa Bağ mimikleri, bakışları ve oyunculuğuyla seyirciyi bıçak sırtı bir durumdan başarıyla ‘zavallı değil ama mazlum Bediüzzaman’ profiline götürmeyi biliyor.

Prag senfoni orkestrası tarafından kayda alınan müzikte fena değildi. Sahneleri güçlendiren bir öğe olarak vazifesini yapıyordu. Fakat yerli tınılar seyircinin ruhunu daha fazla okşayabilirdi.

Kimi sahnelerde çıkan alt ses yani anlatıcı tercihi de başarılı ve isabetli bir seçim olmuş özellikle Bediüzzaman’ı tanımayanlar için.

Çünkü Türk sinemasında neredeyse şu son 20-30 yıla bakıldığında anlatıcısı olan bir Türk filmi yok gibi.

Filmin eksileri ise özellikle Rum suresi 50. ayeti meali eşliğinde verilen kıştan yaza geçiş sahnesindeki 3D yani animasyon çalışması çok çiğ olmuş. Her ne kadar kurguda bu kısaca tutulup fark edilmemesine çalışılsa da görüntünün yapaylığı hemen belli oluyor.

Bir de Bediüzzaman’a film boyunca sık sık söyletilen ‘Bismillah her hayrın başıdır’ vecizesinin arka planı ve felsefesine dair yan açıklamalar ve sahneler olsaydı Risale- i Nur bilgisi olan seyirci için daha tatmin edici olabilirdi.

Filmin 3 saatlik süresi risale-i nur talebeleri için izlenebilir bir süre olabilir çünkü Bediüzzaman’ın vefatından sonra 51 yıl evet yarım asır sonra bir filmi gelmiş herhalde 3 saat onlar için problem olmasa gerek ama bu süre genel seyirci için sıkıcı olabilir.

Bediüzzaman ile ilgili ilk film olduğu için senaryoya söylenecek laf bulamıyorum. Derinlemesine bir incelemeyi yani karakter gelişimi, olay örgüsü, duygusallığı tutturmak üzere başvurulan kurgu mantığı gibi ilk planda dikkatimi çeken unsurları daha sonra değerlendirebiliriz.

Bu arada filmin fragmanında ki Türklük vurgusunun filmde önemli bir yer tutmadığını gördüm. Doğulu olup bu meselede hassas olanların kabullenemeyeceği bazı tabirler olabilir kimi sahnelerde ama yönetmen ve senaristler bir mahkeme sahnesinde Bediüzzaman’a rahatlıkla ‘Kürdistan’ kelimesini bile kullandırtmışlarsa bize düşen sadece Türkçülük derdinde olanların asla böyle bir şey yapamayacağını ve bu yüzden filmi de bu anlamda külliyen suçlamanın haksızlık olacağını söylemektir.

Sadede gelecek olursak.

Daha iyisi olabilirmiydi?

Bence şu şartlarda zor.

Hani Bediüzzaman’ın sözüyle söyleyecek okursak ‘Bazen hasen ahsenden daha iyidir’.

Mehmet Tanrısever de bir yönetmen olarak eleştirileri olgunlukla dinlemeli. Malum oskar alan filmler bile eleştirilir.

Bu filmi eleştirenleri kamera arkasına yönetmen olarak geçirdiğinizde herkes kendince farklı bir film ortaya koyar ve yine eleştirilerden nasibini alır. Bu yüzden yukardaki Holywood sözünü hatırlatmak isterim Tanrısever’e. Önemli olan seyircinin genel kanaatidir.

Özellikle bu filmi çok önceden yapması gereken kesimlerden akıl fikir verenlere gelince, bana bu hani dersini çalışmamış sıfırı alıp yerine oturmuş öğrencilerin tahtada iyi bir not almak üzere olan öğrencinin bilemediği ama çokta sonucu etkilemeyecek bir soruyu ben biliyorum diyerek öğretmenine yaranmak için ayağa fırlamasına benzetiyorum.

Sinemada masada duran boş bir bardağı bile estetik olarak çekmeniz en az 2-3 saat sürer. Kaldı ki Tanrısever ve ekibi farklı tarihsel dönemler ve şahsiyetlerin olduğu göz korkutan bir projeye girişmişler.

İslami camia bana göre bir Bediüzzaman biyografisi olan ‘Hür Adam’ filmiyle pekte beceremediği ve birikimi olmadığı bu alanda standartlarının da üstünde bir iş çıkartarak yüz akı bir açılış yapmıştır. Bundan sonra yapılacak çalışmalar bu filmin kalitesini geçmeye çalışacaktır.

Bir Bediüzzaman filmi nasıl olmalı sorusunun cevabını ilerde tartışmak üzere film hakkında düşünen düşünmeyen, ilgi uyan duymayan herkese ama herkese Alain Delon’un bir sözünü hatırlatmak istiyorum. Belki de yeni bir Bediüzzaman filmi bu sözlerin ışığı altında çekilmelidir;

“Paristeki büromda, dünyanın aydan çekilmiş bir fotoğrafı var. Gerçekleri kavramama yardımcı oluyor. Burada büyük bir sinema yıldızı olabilirim ama oradan bakıldığında bir hiçim. Hepimiz hiçiz”

Bilmem bu yazıyı da bazen mezar taşlarında görmekle birlikte Bediüzzaman’ın mektuplarının sonunda bir marka, bir mühür gibi vurduğu o meşhur tabiriyle mi bitirsek;

El Baki Hüvel Baki

Yani sonsuz olan O’dur, Baki olan olan O’dur.

İlahi hakikatler sonsuzdur. İlahi hakikatlere vesile olan ve onu dillendirenlerde bu sonsuzluğu kazanır.

Hür Adam filmi de unutulmayacak yapımlar arasında şimdiden yerini almıştır.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

UNUTULMAYACAK BİR YAPIM ‘HÜR ADAM’” için 3 yorum

  • 15/01/2011 tarihinde, saat 20:17
    Permalink

    Filme gidemedim Bugün 18.00 seansına yer bulamadım İstanbul Forum da.Genel olarak eleştiri konusunda bir iki söz edeceğim.Ülkemizde en az anlaşılan kavram ”Eleştiri” dir.Bu yazının eleştiri ile bir ilgisi yok sadece bir izlenim.Eleştiri yapanın o konuyu yapandan iyi bilmesi uzmanı olması yol gösterici vasfı bulunması gerekir.Yani o filmi daha iyi nasıl çekebileceğinin yollarını ve tavsiyelerini ortaya koyabilmelidir.Sadece sinemaya meraklı olmak yetmez

    Yanıtla
    • 16/01/2011 tarihinde, saat 15:21
      Permalink

      Öncelikle saygılar. Değerli bir üstadı burada görmek güzeldi.
      Lakin takıldığınız noktayı anlamakta zorlandım.
      “Eleştiri yapanın o konuyu yapandan iyi bilmesi uzmanı olması yol gösterici vasfı bulunması gerekir”
      Yani 60-70 yaşın altındakiler eleştiri yazamaz gibi bir şey bu o zaman. Halbuki tam tersine insan yaza yaza kaleme hakim olur, onlar nasıl bir anda yazmaya başlayacak sonra…
      Yazı biraz köşe yazısı tarzı eleştiri olabilir. İnternette ve özel bir sitede olması dolayısıyla ayrıca bu yazıya has olmak üzere biraz da fazla samimi-dağınıktır belki. Aynı sizin yazıya yaptığınız eleştiri gibi. Tek fark yazı fazla iyi niyetliyken sizinki biraz fazla eleştireldi sanırım.

      Yanıtla
  • 22/01/2011 tarihinde, saat 12:51
    Permalink

    Filmler hiçbir zaman yaşananın aynısı olamaz. Fakat filmin amacı, ana düşünceyi izleyici kitleye aktarmaktır. filmlerin çoğunda gerçekler aşılır,abartılır veya gerçek dışı olaylar aktarılmaya çalışılır. fakat bu filmde gerçekler objektif bir şekilde aktarılmış.
    lakin Bediüzzamanı tanıyanlar ve Tarihçeyi hayatını iyi bilenler için film çok gözalıcı olmaz. Bunu yalnız sinema ile alakadar olanlar kiymetini taktir edebilir. onun için yapılan yorum isabetli bir yorum. olmuş.

    Yanıtla

Ulvi Alacakaptan için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 3

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız