UNSTOPPABLE (DURDURULAMAZ)

Tony Scott son filmi Unstoppable (Durdurulamaz) ile sinemalarda.

Benim gözümde daha çok Robert De Niro’nun o unutulmaz performanslarından birini sergilediği FANATİK filmiyle üstatlık mertebesine yükselen Tony Scoot.

Şahsen Tony Scott gibi önemli bir yönetmenin son filminin böylesine sessiz sedasız gelmesine şaşırdım. İlk elden fragman yayınlayan Amerika mahreçli sitelerde de rastlamamıştık. Ve internette yaptığımız küçük araştırmada da bu duruma dikkat çekildiğini gördük.

“Tony Scott – Denzel Washington birlikteliğinin yeni halkası olan Unstoppable vizyona girmesine kısa bir süre (12 Kasım – USA) kalmasına rağmen sesini pek duymadığımız bir film oldu. Reklam ve tanıtım kampanyalarından henüz nasibini almamış olsa da yayınlanan bu fragmanla birlikte filmin ismini daha sık duymaya başlayacağımızı düşünebiliriz.”

Evet filmin başrollerini kaçan ve kovalayan iki trenin dışında Denzel Washington (Frank Barnes) ve Chris Pine (Will Gordon) oynuyor. Senaryo Mark Bomback’e ait.

Filmin başında gerçek bir olaydan esinlendiği söyleniyor. Bunun üzerine hikayesi ne kadar basit olursa olsun siz de filmi ciddiye alıyorsunuz. Biri yeni diğeri emekliliği gelmiş iki makinistin kontrolden çıkmış füze gibi ilerleyen kimyasal madde dolu bir treni durdurma hikayelerini anlatıyor film. ‘Speed’ tarzı bir iş ama tek farkı bu tren kötü bir adam tarafından yönlendirilmiyor. Bir makinistin beceriksizliği ile işler rayından çıkıyor. Gerçi kötü adamın olmayışı düz aksiyonlar için büyük bir handikap. Ama Tony Scott kurgu atraksiyonlarına çok güvendiği için olsa gerek böyle bir tercihte bulunmuş. 

Nitekim bizim Tony Scott tarzı kurgu diye adlandırdığımız kurgu yapısı bu filmde de kendini muhafaza ediyor büyük ölçüde. Hızlı ve dinamik ve tam kadrajdan ya da normal açılardan diyelim özenle kaçan, hareketli görüntülerin birleştirilmesiyle oluşan bir kurgu tarzı bu. Adeta bir nevi uzun metraj video klip diyelim.

Sağlam bir aksiyon belki ama ideolojisi olmayan bir film öte yandan. İster istemez aklımıza Tony’nin kardeşi Ridley Scott geliyor. Gladyatör’ün yönetmeni Ridley, Kudüs ve Irak gibi ideolojik konulara doğru ya da yanlış eğilmekten pek korkmayan bir yönetmendir. Tony Scott ise Devlet Düşmanı, Casus Oyunu gibi politik aksiyon diyebileceğimiz az çok bir şeyler söyleyen filmlerden sonra nedense işin politik kısmını bir tarafa bırakarak sadece aksiyona yüklenmeye başladı son filmlerinde. Herhalde ben sadece zanaatçıyım demek istiyor. Belki de Ridleye inat, kimbilir. 

Duygusallığı da gerekli sahnelerde iyi tutturmuş filmde. Ama insanın canını sıkan yerler de yok değil. Özellikle oyuncular etrafında mütemadiyen ama mütemadiyen fır dönen kamera. Sanki Scott oyuncuları sabit kamera ile alsa aksiyonun hızı kesilecek tempo düşecek. İşin biraz zanaate boğulduğu açık.

Başrolleri paylaşan Denzel ve Chris ise rol yapmaları gereken bir durum olmadığı için adeta başrolü tamamen kaçan ve kovalayan iki trene bırakmış durumdalar. Böyle bir iş..

O trenin azameti ve heybetli geçişleri sizi olayın içine çekecek en marjinal açılar, kurgu ve ses efektleriyle verilmiş(2011 Oskarlarında da efekt dalında aday adayı olmuş zaten film)

Tren raylarına konan kameralar da cabası.

Sonuç olarak biraz heyecan isteyen, ailecek bir film izleyelim şu fani dünyada diyen -aile vurgusu da çok filmde- izleyiciyi tatmin edecek bir film Durdurulamaz. Ve herhalde buna oynanmış, böyle kişi çoktur gibilerden. Bakalım gişede ne iş yapacak. İsmi gibi olacağını hiç sanmıyorum ama..

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 5

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız