UÇAKLAR – SON

İşte böyle. Kime söylesem deli muamelesi görüyorum. Ama benimki de inad. Deli gibi uçakları izliyorum da izliyorum. İşte bardağı taşıran son damla tam altı ay sonra askere gideceğim gün oldu. O gün akşama otobüse binip kısa dönem olarak yapacağım askerliğin ilk durağı acemilik yerim Amasya’ya gidecektim. Son kez uçaklarımı izleyeyim dedim. Saat dörtte yerimi aldım. Son uçağı Kars’a doğru yolladım ama o korkunç an beni kıskıvrak yakalayıverdi.

Heyecandan elim kulağımda bahçe duvarının dibine kadar koşup sesi dinlemişim. Bu uçak da arızalıydı. Düşündüm. Koşup haber versemiydim? Hayır. Bahçede ben işsiz güçsüz volta atarken o zengin hayvanlar başımın üstünde uçaklarda fink atıyorlardı. Ya ömründe benim gibi ilk kez uçağa binmiş bir gariban varsa? Acaba uçakta çocuk olabilir miydi? Türk hava yolları bir alemdi. Telefon etsem ya dinlemeyecekler ya da…ya da doğru ya…beni terörist…evet beni terörist ilan edeceklerdi.

Ama yoo ben askere gidiyordum. Bunu vatanseverliğimin bir kanıtı olarak gösterebilirdim. İki yıllık işsizlikle geçen günlerim bana şunu öğretmişti, hayat bir sancıdır hiç boşuna uğraşma. Hele böylesine garip bir durumda yetenekliysen kimse sana inanmaz, suçlardı. Yetenekli olmak bu ülkede suçtur diye düşündüm. Ama yok napim en iyisi haber verim. Nasıl olsa evden gideceğim. Haber verince sorumluluk benden kalkar. Hem evin telefonunu bulmamaları için kısa konuşurum diye düşündüm. İnanmazsa inanmasınlar, canları cehenneme diyerek tuşladım.

Kırk tane rakam sayıldıktan sonra operatör için sıfıra tuşladım. Her geçen günde bu rakamlar artıyordu ha. Bu sefer cevap veren bir bayan değil erkek sesiydi. İçimden besmele çektim. Heyecandan askerliği, kendimi, her şeyi unutmuş, konuşmaya başlamıştım.

-Buyrun ben Polat nasıl yardımcı olabilirim?
-Abi bakın beni iyi dinleyin size..ee..iyi bir şey söylicem yani engellerseniz…şu an üç otuzbeş Kars’a giden uçağınız kesin arızalı
-Nereden arıyorsunuz?
-Önemli değil nerden aradığım
-Anlıyorum ama siz kimsiniz? Eğer uçaktan arıyorsanız lütfen hemen cep telefonunuzu kapatınız.
– Bakın ben hep izlerim uçakları. Yerden yaya. Yani şey ezbere bilirim.
-Neyi
‘Ananın örekesini’ demek geldi içimden ama kendimi zor tuttum ve konuşmaya devam ettim.
-Bakın önceden haber verdim kale almadınız. Günah benden gitti o uçağa haber verin, yola düz bir yere insin.
-Siz kimsiniz beyefendi nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsunuz?
Bu soru bir an tereddüt etmeme sebep oldu. Ya uçağa sabotaj düzenledilerse ya da birileri bomba filan koymuşsa… Adımı versem ben yanabilirdim. Bir anda tüm bunlar aklımdan hızla geçerken elimde olmadan birden sert bir cevap verdim;

-Ben yetenekliyim!
-Anlamadım nesiniz?
-Sana ne ulan! Sana ne hayvan oğlu hayvan! Dediğimi yapsana sen.
Hırsla telefonu kapattım. Birisine daha laf anlatamamıştık. Neredeyse ağlayacaktım. Telefon birden acı acı çalmaya başladı. İrkildim. Ne oluyoruz dedim. Korkarak açtım, sessizce ‘Alo’ dedim.
-Lan İso gidiyon mu bu akşam. Yolculiyalım seni.
-Ulan dur ödümü koparttın köpek. Allahın zibidisi ya…
-Noluyo ya ağlayacak gibisin.Heh heh he
-Bu akşam yolcuyum, görüşürüz.

Ne bir haber bülteni dinlediğim ne de çevremdekilere bir şey sorduğum o akşam bir daha kesinlikle hiçbir şeye kulak vermemeye, uçaklar gibi garip konularla da uğraşmamaya karar verdikten sonra otobüsteki tevafuk işte yaşımla aynı olan yirmi dört numaralı koltuğa oturup ‘En büyük asker bizim asker’ sesleri arasında Amasya’ya doğru yola koyuldum. Ve bundan sonra hangi konuda olursa olsun başıma bir bela açmaması için tüm yeteneklerimi saklamaya and içtim. Yine de ucuz kurtulmuştum.

SON

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

FACEBOOK HESABIMIZ