UÇAKLAR – II

Mezun olduktan tam bir buçuk yıl sonra bir iş bulamamanın sıkıntısıyla artık iyice bunalmış, hayata zor tutunuyordum. Üniversitedeyken işsizlikten bunalıp intihar edenlere şaşırıp garipserdim. Şimdi daha iyi anlıyorum. Çevredeki insanlar, akrabalar ve komşuların küçümseyici, alaycı bir tavrı vardı.

Tarihini günü gününe hatırlamasam da mevsim sonbahar, aylardan Kasım’dı. Yavaş yavaş uçakların seyrü seferlerini kontrol etmeyi bırakmaya başlamıştım. Bir gün inanılmaz bir şey oldu. Bir uçağın sesi eski sesinden farklı çıkıyordu. Uçak tam başınızın üstündeyken ses geldiği yönün arkasından, arkada bıraktığı dağılmakta olan gaz bulutlarının olduğu yerden gelir. Tahminim ses hızıyla ilgili bir şeydi. Sesin hızı bir saniyede 300 metre olduğuna göre uçağın sesi dört-beş saniyede gelince aranızdaki uzaklığın bir-bir buçuk kilometre olduğunu tahmin etmek zor değildi. İşte o gün uçağın motor sesi her zamankinden farklıydı.

Bu bozuk galiba diye düşündüm. Peki ya pilot farketmiş miydi? Doğru ya ben yerden duyduğuma göre ama bir saniye ya pilotun yeri ses geçirmezse? Hani güvenlik v. s açısından… Heyecanla eve daldım. Ahizeyi elime aldım durdum, vazgeçtim. Kısa bir tereddütten sonra dayanamayıp telefona sarıldım. Yine de haber vermeliydim. Elimdeki uçak tarifesinde yazılı ilk telefon numarasını tuşladım.

Telefon açıldı. Başladı bir ses numara saymaya. Şunun için bir numaraya onun için iki numaraya canın isterse şu numaraya ‘Ulan vicdansızlar diyorum uçak düşecek siz hala bana numara sayıyorsunuz yok mu bunun kestirme yolu be’ Danışmayla ilgili olan numaraya tuşladım. Allahtan hani insanın kimlik bilgisinden başlayıp annesinin kızlık soyadına kadar sorup sonra işleme geçen yerlerden değildi. Konuşma kısa sürdü.

-Alo. Buyurun efendim ben Nilay.
-Şey hampfendi. Kırıkkale üzerinden şu an geçen Ankara – Diyarbakır uçağı arızalı galiba. Sesinden belli.
-Ne? Anlıyamadım.
-Uçak diyorum arızalı.
-Ne diyorsunuz beyefendi, uçak mı arızalı? Hangi uçak?
-Şu an gökyüzünden geçen Ankara-Diyarbakır uçağı. Arızalı.
Telefondaki kadın bir müddet sustu.
-Siz nerden arıyorsunuz? Uçaktan mı? Arızayı nerden biliyorsunuz?
-Ben ezbere bilirim, demek geldi içimden ama kadının sorduğu sorular beni birden endişelendirdi. ‘Siz nerden arıyorsunuz?’ Amirane sorulmuş bir soru, beni hesaba çeker gibi ve ‘nerden biliyorsunuz?’ da ukalalık kokan eğer kendilerini işletiyorsam doğruca mahkemeye karakola, yok doğru söylüyorsam uçağı bozan adam diye mi damgalanacaktım yoksa. ‘Çat’ diye telefonu yüzüne kütledim. ‘Aptal bunlar’ dedim, aptal. Nitekim akşam haber bültenlerinde kaza yapacağını tahmin ettiğim uçak yere çakılmıştı Yozgat taraflarında.

Düşeceğinden o kadar emin olmuştum ki.. çünkü benim gibi bu işe günlerini, aylarını vermiş yetenekli birisini dinlemeyen yeteneksizler güruhunun bana kulak asmadığı için kazanın olacağını biliyordum. Haber bültenlerine göre uçağı düşüren teröristler telefon ederek bunu PKK’nın yaptığını söylemiş. Diğer bir iddia da Ergenekoncuların son bir hamleyle böyle bir iş yapıp hükümeti zor durumda bırakmak istediği şeklindeydi. Ölü sayısı 40’ı aşmıştı. Gerçi telefona bakan kadın bir ihtimal doğru olabilir diyerek uçuş kulesine haber vermiş. Pilot haberi aldığında uçakta bulunan teknikeri tam kokpite çağırdığında arıza kendini belli etmiş. Hemen alçalmaya başlamışlar. İnecek müsait bir yer bulamayınca da birkaç dakika içinde bir hayvan sürüsünün içine (Koyun sürüsüymüş ve söylendiğine göre pilot zavallı koyunları-yoksa pilota mı zavallı demeliyiz- pamuk tarlası zannederek dalmış) 

Eğer telefonum olmasa alçaktan uçmayacak bu yüzden de tam seksen iki kişi ölecekti. Kara kutunun dedikleri böyleymiş. Bir de günahı boynuna, haber verildiği halde telsiz açılmamış güya kaptan pilot uçağı otomatiğe takmış da hostesle iş pişiriyomuş falan filan. Magazin gazetelerinin dediği de bu. Demek ki herkes kendi penceresinden yorumluyor olayları ama bana nedense pek inandırıcı gelmedi bu haber.

Zaten denildiğine göre o kanalın haber müdürü çılgın paparazzi programlarının acar muhabiriymiş. Bu arada evdekiler de ‘senin uçaklardan birisi düşmüş’ diyerek konuyla ilgili bilgilerimi alaylı bir şekilde esirgemememi rica ediyorlardı. Onlara uçağın düşeceğini bildiğimi hiç söylemedim. Söylesem de zaten inanmazlardı. Ve askerlik geldi. Askerlik şubesindeki konuşmalarda bu ülkede yetenek denilen şeyin nasıl inkâr edildiğini görmezlikten gelindiğini gösteren bir şeydi. İşi ilk önce insanlara hakaret sonra önündeki kâğıtlara bir şeyler karalamak olan subay alaycı bir şekilde sordu. (Niye alaycı bir şekilde sorduğunu kendimle dalga geçmek pahasına dayanamayıp anlatıyorum size)

Efendim askeri muayene için herkesi soyup boy, kilo v.s ölçümü yapıyorlar. Af buyurun o gün evden geç kalmayayım diye hızla çıkarken baktım temiz don yok bende çubuklu pijamamı-hani hava da soğuk altımı tutsun diye- altıma çekip fırladım. Şimdi düşünün sıralanmış yirmi erkek donlarıyla arada bir tek ben çubuklu pijamamla e haliyle öyle olunca kabak gibi sırıttık ve maatteessüf alay konusu oldum.

Subay sırıtarak sordu;
-Ne yazim seni?
-Elinden geliyorsa general yaz.
-Başka bir arzun paşam?
– Hava kuvvetlerine yazın uçaklardan iyi anlarım .
-Nasıl yani?
-Sesinden bozuk olup olmadığını anlarım?
-Bak burası tayyare cemiyeti değil koçum. Anladık matrak adamsın ama ciddi ol burası askerlik şubesi.Çarpmadan yıkıl git karşımdan.Hadi hadi …kiş kiş..İnek arabası anca gidersin. Lavuğa bak lan!

……….

UÇAKLAR -SON- İÇİN TIKLAYINIZ

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 2

FACEBOOK HESABIMIZ