UÇAKLAR – I

Okul bittiği halde bir türlü iş bulamamıştım. Üniversiteyi okuyana kadar bir meslek öğrenseydim benim için daha iyi olacaktı ama kader. Nasipsiz dayak bile yenmez demişler. Emekli babamın ve sağlık memuru olan küçük kardeşimin maaşı dört kişilik ailemize yetiyor da artıyordu bile. Tembel tembel oturmama ses çıkartmıyorlardı. İş bulmak için çabalıyordum ama Kırıkkale gibi bir yerde ne mümkün. Burası işsizliğin en çok olduğu illerin başında geliyordu hatta öyle ki kahvehane kültürü kültür olmayı aşmış bir yaşam biçimine dönüşmüştü. Örneğin “en uzun soluklu masa başında oturma” rekoru ve iddiaları etrafı sarmıştı. Rekor 89 saatle Çorumlu bir çocuğunmuş. Sonra rahmetli olmuş kaldırmışlar cenazesini. Çok oturup hareketsiz kalınca. Her neyse. Bu memlekette benim gibi az buçuk mekteplilerin pek uğramayı içlerine sindiremediği mekânlardır. Yani sen git üniversiteyi oku sonra gel kahveye otur. Yakışır mıydı bize? Allahtan evin bahçesi vardı. Yaptığım tek iş, masraflı oluyor diye ekilmeyen bahçemizde(su ve gübre masrafını kastediyorum) müebbet mahkûmlar gibi volta atmaktı. Bahçe 200 metre kadar bir şeydi. Bir düzine çeşitli meyve ağaçları vardı. Bahçede hep aynı yerde kutsal bir şeyi tavaf eder gibi dönüp durduğum için kenarları uzun boylu bir ‘o’ harfi oluşturmuştum. Her gün yaptığım bu turlamadan sonra, saat dört ile beş arası küçük bir çıkıntıya oturup gökyüzüne bakıyordum. Seyrettiğim şey uçaklardı. Eskiden bu kadar çok uçak geçmezdi ama bir saatte inanılmaz bir şekilde on ile yirmi arasında uçak geçiyordu. Çoğunluğu doğuya doğru gidiyordu. Hepsini teker teker gözden kaybolana kadar izliyordum. Özellikle Çarşamba günleri rekor geçişlerini yapıyorlardı. Şüphesiz bu yoğun hava trafiğinin sebebi Ankaradaki havalanının Kırıkkale’ye yakın olmasıydı. Gökyüzünden beş-on dk.lık bir mesafedeydi Kırıkkale’den. Özellikle Perşembe günleri güneyden kuzeye geçen Samsun-Adana benim için farklı bir özelliği vardı. Bu istikamette giden tek uçaktı. Bu istikamette gittiğini ise elimdeki uçuş tarifesinden biliyordum. Eve nerden geldiyse bir uçak tarifesi bulmuştum. İç ve dış hatlar.

O tarifeye bakıp uçakların gittikleri yönü tahmin edebiliyordum. Büyük ihtimal bu tarife güneydoğuda askerlik yapan amcaoğlundan kalmıştı bize. Şehit olmuştu bir mayına basarak. Kasrik boğazında. O şehit olunca öğrenmiştim Gabar ile Cudi dağının birleştiği yerde bu Kasrik boğazının olduğunu. Hatırlaması bile acı. Hatırlaması…

Uçaklarla o kadar haşir neşir olmuştum ki seslerine bile aşinaydım. Gözden kaybolana kadar sabırla konsantre olmuş seslerini dinlerdim. Bunun tek istisnası geçiş vakitleri belli olmayan askeri uçaklardı. Hepsi pervaneli, sesleri çok rahatsız edici, gürültülü uçaklardı. Yolcu uçakları ise pervanesiz uçaklardı ama yine de boğumlu, kesik kesik yeryüzüne vuran sesleri insana tarifi mümkün olmayan garip bir duygu veriyordu. Ara sıra kendime sorar olmuştum. Bu merak neden? Bazen de ara sıra ‘işsizlik başına vurdu herhalde oğlum vazgeç bu meraktan, vazgeç’ diyordum. İşsizlik insana boş şeyler öğretse de bu gibi garip meşgalelerden de vazgeçmeniz mümkün değildi. Alternatifiniz de herhalde aynı türden bir saçmalık olurdu. Fakat ileriki günlerde başıma gelecek olanları bilseydim şüphesiz gökyüzünü tarayıp, uçaklarla uğraşmayı kesinlikle düşünmezdim.

Gördüğüm yeni seferleri, evde bulduğum boş bir not defterine yazıyordum. Uçakların tek kötü yönü bazı zamanlarda gökyüzünde bıraktıkları çizgi halindeki dumanların dağıldıktan sonra güneşimizi kapatmasıydı. Bir iki dakika sürerdi ama gün gelip de her şey gökyüzünde uçmaya başladığında bunun bir iki saat olacağı kesindi. Uçakların arkalarında bıraktıkları beyaz dumanlarıyla masmavi gökyüzünü makas gibi keserken niye bu kadar alçaktan uçtuklarını da en sonunda bir fabrika işçisinden öğrenmiştim.    Kırıkkale ve çevresinde hava boşluğu varmış.     Uçaklar bu hava boşluğuna yakalanmamak için fazla yükselemeden bin-bin beş yüz metreden uçmak zorundalarmış. İşçinin dediğine göre Kırıkkale’deki silah ve barut fabrikaları da savaştaki olası bir hava hücumundan korunmak için bu bölgeye yapılmış.

Düşman uçakları hava boşluğundan dolayı fazla yüksekten hücum edemeyecekleri bu yüzden de yerden vurulabilecekleri için kolay kolay hava hücumunu göze alamayacaklarını düşünen yetkililer Kırıkkale’yi tercih etmiş. Enteresan işler.. Aynı hava boşluğu Eskişehir’de de olduğu için oraya da askeri hava üssü yapılmış. İşte ara sıra edindiğim bunun gibi ilginç bilgilerle aslında hayatla ilgimi devam ettiriyordum. Sadece kış mevsiminde ara veriyor kader-i ilahini benimde kısmetimi açacağını, bir iş bulacağımı ümit ediyordum.

 ……………….

UÇAKLAR II İÇİN TIKLAYINIZ

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

UÇAKLAR – I” için 3 yorum

  • 07/09/2010 tarihinde, saat 09:03
    Permalink

    I happen to land to this blog and it is a well written article, a little on the short side, but a pretty acceptable one.
    I really adore the layout too, it is fairly easy to navigate.

    Yanıtla
  • 09/09/2010 tarihinde, saat 20:51
    Permalink

    I love the layout and navigation of the site, easy on the eyes and nicely put together.
    other sites are way too stuffed with advertisements

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız