buy Instagram followers

ÜÇ KİTAP 2

İkinci olarak ele alacağımız kitap Latifi’nin Evsaf-ı İstanbul adlı eseri.

Sait Okumuş’un araştırmasındaki bu açıklama tabii ki dikkat çekici. Latifi’nin; halk, kelama tasavvufa meyilli olmadığından şakaya vurarak işi anlatmış olması yani. Üstelik bunu bizzat ifade etmiş.

Öncelikle Latifi Kastamonulu, yani bir nevi dışarıdan biri olarak bakıyor İstanbula. Yabancı bir göz diyelim. 16. yüzyıl.. Yaş 35.. Ve çizilen resim şaşırtıcı. Adeta bugün falan.. Dikkat..

Nermin Suner Pekin’in kitapla ve Latifiyle ilgili açıklamalarından bazı bölümler.. Tamamına şu linkten bakılabilir.

Kitabın genel bir görüntüsü..

Övgüler ve eleştiriler..

Övgüler ve eleştiriler..

Tahtakale.. Semptler tanıtılıyormuş bir bölümde.

Ve son diyelim. Burada bir suçlama seziliyor tabii, yazar için. Hani yüz verilmediği için bu kadar sert eleştiriler yapmış gibi.. Ama şöyle de düşünülebilir yüz verilseydi “doğruyu mu söyleyemeyecekti” yoksa..

Gerçekten resmedilen İstanbul hiç de düşündüğümüz gibi değil bu arada. Ya da “düşünmek istediğimiz gibi mi değil” diyelim.

Bu arada yazar hakkında imada bulunulmuş dedik ama sıkı durun yazarın Tezkiretüş Şuara adlı bir başka kitabıyla ilgili bir eleştiride “oryantalist” olduğundan, daha doğrusu kitabı oryantalistlerin yazdığından bahsediliyor.

Dikkat, Kanuniye sunulduğu ifade edilen bir kitaptan bahsediyoruz.

Tezkire şairlerin zikredildiği pek çok şairden bahseden kitaplara deniyor. Menderes Coşkun imzalı bu eleştiride ise “bu kadar olumsuzluğun ortaya konulduğu bir kitap o zamanda yazılmış olamaz” deniliyor genel olarak.

Düpedüz oryantalistler yazmış bu kitabı diyor. (Tezkiretü’ş Şuara)

Yalnız, aynı gözle bakarsak bu Evsaf-ı İstanbul da oryantalist görülebilir çok rahat. Şu anki algımızla hiç alakası bile yok.

Latifiyle ilgili Nermin Suner Pekin’in kitabında da net bir tesbit var. Sanırım şu bahsedilen diğer eseri de içine alıyor. Dikkat..

Evet, belki olumsuzlukların üzerinde çok duruyor Latifi. Araştırmadım, tesbitler bu yönde. Çünkü beklediği başarılara diyelim ulaşamamış. Bu onu hırçınlaştırıyor, hırçınlaştıkça başarı uzaklaşıyor vs. O yüzden olduğundan ya da gerektiğinden biraz daha sert eleştiriyordur belki toplumu, insanları. Ama daha önce sorduğum soruyu bir daha soruyorum. Ya başarılı olsaydı..

Tabii son olarak. Belki bugün düzeyinde hatta bugünki Amerika düzeyinde bir eleştiri ve tahammül boyutu da varmış Osmanlıda. Bu da enteresan tabii..

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 4

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız