TÜRK SİNEMASINDA DİN ADAMI İMAJI -SON

2000’li yıllara kadar Türk sinemasında din ve din adamlarıyla alay edilip, din dışlanırken artık bu anlayışlar yıkılmış din hayatın bir parçası olarak görülmeye başlanmıştır. Bunda da en büyük sebep siyasi iktidarın dini konulardaki olumlu hatta teşvik edici yaklaşımıdır. Artık dini konu edinen doğrudan filmler çevrilmeye başlanmıştır. Takva, Uzak İhtimal, Ademin Trenleri, The İmam ve Kurtlar Vadisi Kuzey Irak bunlardan birkaç örnektir. Ancak Yılmaz Erdoğan’ın çevirdiği Vizontele örneğinde olduğu gibi kekeme imam tiplemesiyle din adamlarıyla alay eden filmlerde yok değildir.

Özellikle Bediüzzaman Sadi Nursi gibi cumhuriyet tarihi boyunca olumsuz bir din adamı olarak yansıtılan bir alimin hayatı üzerine çekilen Hür Adam (Yönetmen: Mehmet Tanrısever, 2011) seyirciden olumlu tepki almıştır.

Senarist İsmail Doruk ile senaryosunu yazdığı ‘Adem’in Trenleri’ filmi ekseninde Türk Sineması ve Din İlişkisi Üzerine bir söyleşi’de sorulan soruya şöyle cevap verir;
‘-Aynı zamanda din adamlarının önyargıya mahal vermelerinde diğer meslek/kişi gruplarına göre daha açık olduklarını söyleyebilir miyiz?
-Din adamlarının toplumdaki işlevine bakacak olursanız onların dinî kurallar açısından örnek insan olmaları beklenir. Bu beklenti olağan görünse bile “insan olmanın” zafiyetini taşımamaları gerçekçi değildir. Bu insanların en küçük hataları onların diğer mesleklere göre daha ağır eleştirildikleri de doğrudur. Bu bakımdan her türlü suçlanmaya açık yaşarlar. Bazen insanlar kendi zafiyetlerini normal karşılarken imamların aynı zafiyetlerini bir tür ahlaki çöküntü gibi gösterirler ki bu ancak suçlayanı rahatlatan bir çabadır. Bunun genelini de toplum için düşünebiliriz ki her genelleme yanlıştır.’ (5)
Senarist Doruk burada aslında idealde doğru ama realitede dininde kabul ettiği ‘herkes hata yapabilir’den uzak bir beklentiye işaret ediyor. Türk toplumu imamları hatasız günahsız bir insan olarak görmek istiyor çünkü dini temsil noktasında ilk sorumluluğun bu sınıfa ait olduğu düşünülüyor. Bu yüzden din adamı sınıfının yaptığı hataların çok göze batması da bundan kaynaklanıyor olabilir. Bu düşüncenin yansıması da habercililikten sinemaya farklı alanlarda da dengeli değil maalesef din adamlarının aleyhine habbeyi kubbe yapacak tarzda gerçekleştiği söylenebilir.Gerçi İslamda din görevlisi ya da din adamı diye bir sınıflandırma yoktur herkes dininin görevlisidir ama bu tartışmalarda mevzubahis olan din görevlisi olarak topluma hizmet eden kişilerdir.

Sinemada 2000’lere kadar sadece kusurlu imam tiplemelerine yer verilip iyi imam karakterlerinden çok az bahsedilmesi artık inkar edilemeyecek kadar sinemamızın kötü bir mirası olarak önümüzde duruyor. Fakat bu derdin dermanı da yok değil. Ünlü yönetmen Osman Sınav’ın özellikle Türkiye’de televizyonculuk tarihinin Deli Yürek(1998-2002),Kurtlar Vadisi(2003-2014 itibariyle farklı yönetmenlerin rejisiyle hala yayında) gibi kült dizilerinin senarist ve yönetmeni olarak imamları aşağılayan imajinal kodları ‘nasihatlarına kulak verilmesi gereken iyi dindar insanlar’ olarak değiştirmeyi başarmıştır desek bir hakkı teslim etmiş oluruz herhalde.Deli Yürekte Mevlananın mesnevisinden hikayeler anlatan Kuşçu karakterinden Kurtlar Vadisinin ana kahramanı Polat Alemdar’ı yetiştiren emekli İmam karakterine kadar bir dizi çalışmasında ‘Dindarlar iyi insandır’ imajını görüntü dilinde kabul ettirdiğini söyleyebiliriz. Özellikle Deli Yürek’in başarısında rahmetli senarist –yazar Ömer Lütfi Mete’nin de payını unutmamak gerek.

Neler Yapmalı

Sinema tasarlama ve üretim süreçleriyle beraber bakıldığında zor,pahalı ve zahmetli bir iştir.

Özellikle doğasında yer alan ‘olanı olduğu gibi gösterme’ mantığı İslam ahlakını özellikle dinin kadın erkek ilişkilerinde getirdiği kimi kuralları zorlayacak şekilde ilişkileri serrişte etmesi dindarları bu sanattan uzak tutmuştur. Fakat yüzyıl boyunca kadına sinemanın yaptığı gibi bir cinsel obje olarak değil bir anne bir kızkardeş olarakta bakılması gerektiğini kavramış dini hassasiyete sahip yönetmenlerin de filmleri yok değildir.

Örneğin şiirde Sezai Karakoç Leyla ve Mecnunda Leylayı hürmet edilecek bir kadın konuma çıkartılırken kendisiyle aynı şiir akımında adı geçen cemal Süreyya kadını daha çok bir cinsel obje olarak takdim eder. (6)Bu durum Türk sinemasında da geçerlidir. Sinemamızda kadını cinsel obje olarak gösteren bir çok yapıma karşılık Mesut Uçakan buna ‘Anne yada Leyla’(2006) filmiyle cevap vermek istemiştir.

Bu anlamda İslam medeniyetinin şekillenmesinde en önemli yollardan birisi sinema ve görüntü yoluyla oluşturulacak imajlardır. Din adamı sınıfını olumlu gösteren Uzak İhtimal(2008, Bir müezzinin rahibe adayıyla olan aşkını konu edinir. Temiz ve duru diliyle ödüller almış bir yapımdır) gibi filmler olmak üzere Türk sineması kültürel mirasına ve bu mirasın en önemli temsilcisi olan din adamlarına olumlu bir bakış açısının oluştuğunu söyleyebiliriz. Türk sineması 2000’li yıllardan sonra adeta geçmişteki yanlışlığını düzeltmek istercesine din adamı ve dindarlara daha olumlu yaklaşan bir çok filme imza atmaya başlamıştır.

Türk sinemasının son dönemlerde merak sardığı korku türü filmlerinde biraz dağınık ve savruk bir şekilde olsa da din adamlarına,cinci hocalara,muska ve duanın gücü gibi dini argümanlara ve kişiliklere bol bol yer vermektedir.

İlerleyen günlerde din görevlilerinin çektiği sıkıntıları gerçekçi bir dille anlatacak,’İmam’ deyince eski Türk sinemasının tersine olumlu bir imaj ortaya koyacak sahici,sarsıcı ve ses getirici yapımların çıkmasını temenni ederken başkalarını taklit etmeyen kendi dilini konuşan ve milli değerlerine saygı duyan sinemamız elbette kendi ülkesinde olduğu kadar tüm dünyada saygıyla karşılanacaktır. Tıpkı İran yada Uzak Doğu sineması gibi.

Not:İran yapımı KERTENKELE adlı sinema filminin Türkiyede dizi versiyonunda filmin ana karakterinin İmam tiplemesiyle İmamlara zarar verdiği ya da tam tersi olumladığı şeklinde tartışmalar yaşanmıştır.Burada reyting uğruna girilen aşk ve entrika gibi unsurların İmamlık müessesesinin gerçekliklerinden uzak bir dünya kurguladığını görmek zor değil.

(Bu yazı Diyanet-Sen tarafından yayınlanan ‘Kadın ve Toplum’ dergisinde yayınlanmıştır.)


Dipnotlar

5- Senarist İsmail Doruk ile Senaryosunu Yazdığı Adem’in Trenleri Filmi Ekseninde Türk Sineması ve Din İlişkisi Üzerine Bir Söyleşi , http://hayrunnisatunc.blogspot.com.tr/2013/06/senarist-ismail-doruk-ile-senaryosunu.html (Linke Ulaşma tarihi 30.03.2014)

6- Kadına bu bakış açısıyla ilgili ‘başta Cemal Süreya olmak üzere kinci Yenicilerin maddeci ve erotizme varan tensel ağırlıklı kadın anlayışlarına karşılık Karakoç‟un ruhçu bakış açısı’ sıkça belirtilen bir tespit olmuştur. Sezai Karakoç’un Medeniyet Tasavvurunda Anne, Yardm. Doç. Hüseyin YAŞAR, Turkish Studies,International Periodical For The Languages,Literature and History of Turkish or Turkic,Volume7/4,Fall,sh 3223.


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Medya-Sinema kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 4 + 5