TÜRK SİNEMASI NEREYE GİDİYOR ?

2000 yılında çektiğimiz uzun metraj filmimiz OYUNBAZ’ı eğer iyi olursa peliküle aktarıp sinemada gösteririz diye DV Cam’le yeni bir tarz olarak çekmeyi düşünürken 10 yıl sonra sinema işinin bu kadar ucuzlayacağını, eski sinemacıların tabiriyle ve piyasa adamlarına göre de çoluk-çocuğun eline düşeceği aklıma hiç gelmezdi.

Fırsat eşitliğine hiç aman vermeyen sinema pahalı ve masraflı bir iş iken şimdi okullu gençlerin bile yapabileceği bir uğraşı haline geldi.

Dijital kameralarla çektiğiniz filmi 35 mm. ‘e aktarıp sinemada oynatabiliyorsunuz artık.

Evet bu ucuzluk ve bolluk sayesinde Türk sineması çeşitlendi ve 11 Eylül olaylarıyla süsü püsü dökülen Amerikan sineması yavaş yavaş geri çekilirken Türk sineması bir zamanlar devrettiği gişeleri geri aldı.

Doğrusu Türk sineması daha da demokratikleşti ve fırsat eşitliği siyasal demokrasiden daha adil bir şekilde sinemaya yansıdı.

Sahiciliğini kaybeden Amerikan sinemasının yerine acaba sahici ve sahih bir sinema dili mi tahtı devraldı ? Şöyle bir dönüp baktığımızda şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Gişede parlak zaferlere imza atıldı ama kalıcılık adına çok başarılı işler yapamadı.

İçinde bulunduğumuz Haziran ayına kadar 6 aylık süreçte en fazla seyirci toplayan ilk beş filme baktığımızda anlamlı bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Film                                                                        Dağıtımcı        Kopya    Hafta     Toplam Seyirci
1 Eyyvah Eyvah 2                                                       UIP              355          24          3.925.225
2 Aşk Tesadüfleri Sever                                            UIP              212          20          2.398.288
3 Kurtlar Vadisi: Filistin                                     Özen Film        360          14          2.023.783
4 Karayip Korsanları: Gizemli Den…                     UIP              273            5           1.010.449
5 Hür Adam: Bediuzzaman Said Nursi           Özen Film         235          15            950.496

Niçin bu filmler ilk beşe girdi. Özellikleri nelerdi ?

Kestirmeden kısaca söyleyelim hani Türkiye’nin küçük Amerika yapılması diye bir projeden bahsedilirdi ya işte bu tablo tam onun resmidir. Amerikan toplumunda arzulanan şeylerin Türk toplumunda da aynen istenildiğini görüyoruz.

Türk Sinemasında Yeni Komedi mi? Eyvah Eyvah !..

İlk önce Eyvah Eyvah 2’ye bakalım. Yönetmenliğini Hakan ALGÜL’ün yaptığı senaryosunda Ata DEMİRER imzası bulunan bu film saf bir müzisyenin aşkı uğruna çektiklerini komik mizansenlerle anlatmaya çalışıyor. Aşk, sıradan bir insan ve onca zafiyetine rağmen güzel kızı kazanma üzerine kurulu zafer dopingli örgüsüyle Türk toplumunun iştahını kabartan her unsuru vanilyalı krema kıvamında sunmayı beceren bir yapım. Yani müzik, aşk ve komedi derken tam teşekküllü bir eğlence.

Aşk Tesadüfleri Sinema Kumruları mı Sever?…

Ömer Faruk SORAK imzalı, senaryosu İpek SORAK ve Nuran Evren Şit ERDİK’e ait ‘Aşk Tesadüfleri Sever’ ise açılış sahnesinde damardan şarkılarıyla tanınan Müslüm Gürses’in Türk edebiyatının kimilerine göre top-one’ı olan Murathan Mungan’ın şiirine eşlik ettiği hoş parçasıyla abayı yakanlara ve yakmak üzere olanlara ya da bu avuntuyla bir ömür bekleşenlere harikulade sanal bir sofra sunmayı vaad ediyor ve vaad ettiklerini haddinden fazla abartılı rastlantısal karşılaşmalara havale ederek aşırı dozda trajik ama dudakları yarı ağlatır vaziyette bırakan şaşırtıcı ve garip finaliyle katharsisi(boşalma)seyircisine fazla kafa yordurmadan sağlıyor.

Ölüm var, kader var, dirim var bir tek Allah’ın adı yok. Talep eden var mı diyeceksiniz elbette o da yok onun için helali hoş olsun ekibe diyecek bir şeyimiz yok 3 milyon seyirciyi toplamışlarsa bu konuda yanılan biziz o zaman.

“Kurtlar Vadisi: Filistin”e gelince bu filmde de zihinsel anlamda problemlere işaret etmiştik. Filmle ilgili görüşlerimizi sizlerle bu sayfalar da paylaşmıştık. Amerikan tarzı milliyetçiliği anlatan hatta filmin ana karakteri ve kahramanı Polat Alemdar için Türklerin James Bond’u diye anılmasına sebebiyet verecek kadar şiddet düşkünü bir filmle karşı karşıyaydık. Batıdan gelen bir hastalıktır milliyetçilik ve bu filmde de izlerini görmüştük.

Karayip Korsanları ise bir devam filmi olmasına rağmen giden seyircinin kuvvetle muhtemel eğlenceli bir filmle karşılaşacağını ümit ettiği ve aradığını bulduğu içinde beğenisini gişede ortaya koyduğu bir film oldu.

Fazla üzerinde konuşulacak bir film değil kalıcı bir iş olacağını da zannetmiyorum Amerikan sineması 3D teknolojisiyle ayakta durmaya çalışıyor ki bunu geçici bir zaman da olsa Avatar gibi iddialı yapımlarıyla sürdüreceğe benziyor ama dediğimiz gibi bu kısa sürecek bir süreç olacak. Siyah beyazdan renkliye geçiş sonrasında TV nin çıkışıyla daha kaliteli sinema salonlarında Dolby Surroundu keşfederek seyirciyi sinemaya çeken Amerikan sineması bu atraksiyonlarıyla on yıllara dayanan bir hakimiyet ve direnç göstermeyi başarmıştı.

Hür Adam filmi ise gişede bekleneni veremedi. Bu da çok şaşırtıcı. Fakat Türkiyede iktidar eliyle beslendiği söylenen dini düşüncenin ve yaşantının ne durumda olduğunu gösterdi. Herhalde aileleriyle beraber Türkiye’de rahat bir 5 milyon nur talebesi vardır. Onu geçelim 10 milyon dindar insan vardır . Film gişede süresinin uzunluğundan çok kış aylarına gelen ve namaz vakitlerini tehlikeye atan seansları yanında bizzatihi hikayesini anlatırken ne kişisel bir dil tutturabildi ne de anonim kodlara dayalı bir iş olarak karşımıza çıkabildi ama Bediüzzaman’la ilgili sinemada bir ilk olması hasebiyle yukarıda listesini verdiğimiz filmler arasında kalıcı olabilecek tek yapım diyebiliriz.

Yalın ve düz anlatımıyla cemaat dışı seyirciyi de cezbedemedi. Bu filmle ilgili bir düzine yazı yazdık. Meraklısını oraya havale ederiz.

Hasılı vel kelam. İslam adına ya da dini motiflerle bezeli filmler çokta zihinsel anlamda hazır değiller ama eğlenmeyi ve ağlatmayı vaat eden filmler daha gözde. Amerikan sinemasında hep bir arınma özellikle ruhsal arınmayı ve toplumsal sıkıntıları eğlence yoluyla savma politikası sinema yoluyla hep var olmuştur. Türk ya da Amerikan sinemasının krallarıyla bir Kurosowa, Fellini ya da Kiarostamiyi karşılaştırdığımızda sadece hayal dünyasına dayalı hikâyeler anlattıklarını görürüz.

İnsan dünyada yaşayan bir varlıktır ve iki saatlik bir filmden sonra duygularına tercüman olacak ve her zaman onu dünyanın incitici ve telaşlandırıcı ahvali karşısında sağlıklı bir tavra ve tefekküre zorlayacak yapımlara ihtiyaç vardır. Burada bir örnekle yazımı bitirmek istiyorum. Bu örneklere bakıldığında Amerikan sineması olsun Türk sineması olsun bunlarda ki endişelere dikkat edildiğinde nereye gidiyoruz sorusuna umarız doğru bir cevap olur.

Bilindiği gibi Amerikan sinemasında bol miktarda dünyaya çarpacak meteor ve onu engelleme çabalarını anlatan filmler vardır.

Şaşalı ve yüksek bütçeli etkileyici filmlerin yönetmeni Michael Bay imzalı Armageddon ya da yine yüksek bütçeli filmlerin yönetmeni Roland Emmerich imzalı 2012 filmi gibi yapımlardan bahsediyoruz. En son ülkemizde de 1 milyonu aşan hatırı sayılır seyircisiyle ilgiyle izlenen 2012 filmi bize dehşet veren tablolar sundular.

Peki Amerikalıları bu tabloları yapmaya sevk eden sebep nedir?

Bunun cevabını Bediüzzaman’ın bir açıklamasında bulmuştum.

Bediüzzaman insan hayatı için ibadetin ne büyük manevî bir ticaret olduğunu ayetlere dayanarak ifade ettiği 3.Sözde şöyle bir açıklaması vardır ki konuya tam mutabık bir açıklama olduğunu düşünüyorum.

Son sözü de üstada bırakalım.

“Evet, her hakiki hasenat(iyilik, sevab) gibi, cesaretin dahi menbaı(kaynağı) imandır, ubudiyettir. Her seyyiat(günah, kötülük) gibi cebanetin (korkaklığın) dahi menbaı dalâlettir. Evet, tam münevverü’l-kalb(kalbi aydınlanmış) bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki, harika bir kudret-i samedâniyeyi lezzetli bir hayretle seyredecek. Fakat, meşhur bir münevverü’l-akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise, gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer, “Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?” der, evhama düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terk ettiler.)”
Sözler, 3. Söz.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

TÜRK SİNEMASI NEREYE GİDİYOR ?” için 3 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 4

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız