Download Instagram Photos

There Will Be Blood/Kan Dökülecek 2 (SON)


‘Kan Akacak’ filmi bu zamana kadar bizi hani şu şah sahnelerinde ve finallerinde yaşattıkları trajik hüzünlerle etkileyen Braveheart,Heat veya Babam ve Oğlum türünden destansı filmler gibi bir havaya sokmasa da yönetmen P. T. Anderson o kadar gerçekçi bir dünya kurmuş ki anlatılanlara inanıyorsunuz ve sahnede gördüğünüz bireylerin karton birer karakter olmadığını anlayınca hemen kendinizle onları özdeşleştirip söyledikleri her cümle yaptıkları her hareket sonrası kendi hayatınızda ki izdüşümlerini ve benzer yaşanmışlıkları ister istemez düşünmeye, karakterlerin ağzından dökülen diyaloglarda kendi hayatımızdaki gerçekleri, cevabını bulamadığımız soruların cevaplarını aramaya başlıyorsunuz.

Peki, gerçeği buluyormusunuz? Hayır. Zaten romanda, yönetmende filmle şunu anlatmış; ‘Ortada petrol, para gibi çekici şeyler olunca ister din adamı olun ister her renge giren kapitalist bir girişimci bu kavga bitmez devam eder hemde petrol eşliğinde akan kan ile’ .

İşte bitmeyen bu mücadeleden iki sahne. İlk sahne Petrol adamı Daniel’in Din adamı Eli karşısında yenilgisi

Bu ikinci sahne ise Eli’nin Daniel karşısında düştüğü durum. Filmin finali hakkında bir ipucu vermesi açısından finaldeki bu uzun sahneler yeniden kurgulanıp bir kolaj yapılmıştır. Umarım filmin yönetmeni bizi mahkemeye vermez(!)

Aslında filmdeki din adamı Hıristiyanlığı temsilen at koşturan bir şarlatan ve kilise için kapmak istediği pay da hikayedir asıl derdi kendi cebini doldurmaktır. Petrolcümüz olan Daniel’in ise yıllarca yanında iyi bir aile babasıymış imajı vermek için taşıdığı üvey oğluyla olan trajik ilişkisi, filmin yarısında ortaya çıkıp ‘ben senin üvey kardeşinim’ diyen bir adamın sahtekarlığını kendi boru hattı projesine yardım ettirip ancak işi bittikten sonra ortaya çıkartışı ve kendi petrolünde gözü olan herkesle mücadelesi, evet,tüm bunlardan sonra nefret etmeniz gereken bu adamdan nefret edemiyorsunuz ve din, aile, masum bir yetim çocuk da dahil olmak üzere zafere ulaşmak için her şeyi kullanmanın mubah olduğu acımasız bir dünyada buluyorsunuz kendinizi ve işin kötü tarafı herhalde hayatın mecburiyetleri karşısında bende böyle hareket ederdim duygusuna kapılıyorsunuz. İşte tam burada filmin, belki de elinde olmadan, empoze ettiği ahlak; haklı olan güçlü değildir, güçlü olan haklıdır evrimine doğru götürüyor izleyenleri. Ahlaki bir vaaz ya da petrol hırsının ilacını aramıyoruz filmde ama insan ruhuna öyle bir abanıyor ki yönetmen en sonunda çıkarta çıkarta bir gulyabani çıkıyor karakterlerin ruh dünyasından ve düşünün ki bunların içinde en masum olması gereken sözde bir din adamı tiplemesi de var. Ve finalinde Daniel’in haykıra haykıra söylediği ; “Seçilmiş kişi benim!, 3.Vahiy benim!” sözleri filmin ve yönetmenin aslında vermek istediği mesajın abartılı bir ifadesi olarak zihnimize kazınıyor. Orada din diye sunulan 3.Vahiy Kilisesi ve onun genç Papazı tahrif edilmiş Hıristiyanlığın tabiri caizse müsveddesi konumunda olduğu için beni pek rahatsız etmedi ve nedense dinini az bir pahayla dünyaya satanlar ayetini aklıma getirdi.

Filmin müziğine gelince basit bestelerden oluşuyor. Seyirciyi o dönemin atmosferinden kopartmamak için seçilmiş bir yol bu tıpkı Martin Scorses’in “New York Gangansterleri” filminin müziklerinde yaptığı gibi o döneme ait olabilecek basit çalgılar, basit tınılar. Hakikaten orkestra ile duygu verilmeye, sahne güçlendirilmeye çalışılsa film plastik bir hal alır bize yaşatmaya çalıştığı gerçeklik duygusundan koparabilirdi. Gelelim asıl meseleye yani görüntü yönetmenliğine. Fazla söze hacet yok. Başarılı bir görüntü yönetmenliğiyle filmin atmosferinin sağlandığını belirtelim zaten görüntü yönetmeni Robert Elswit’de bu filmdeki başarısıyla en iyi sinematografi oskarını cebine indirdi.
Bu arada hakkı teslim etmek adına şunu da söyleyelim; Bir daha tekrar etmek gerekirse batı dünyasının temel felsefesi olan hayat bir mücadele ve rekabettir düşüncesini rejisi, diyalogları ve üst düzey oyunculuklarıyla en iyi şekilde yansıtan filmde her ne kadar D. Day Lewis Oskarı tek başına almış olsa da filmde ki bütün castinge baktığınızda genç Papaz Eli’yi muhteşem bir performansla oynayan Paul Dano başta olmak üzere hiçbir karakter de eleştirecek en ufak bir oyunculuk zaafı dahi göremiyorsunuz. Vakti zamanında ülkemizde gösterime giren adıyla ‘Kan Dökülecek’ (There Wıll Be Blood ) sırf bu yüzden dolayı da izlenmeyi hak ediyor.

………………

There Will Be Blood/Kan Dökülecek 1

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

There Will Be Blood/Kan Dökülecek 2 (SON)” için bir yorum

  • 17/08/2009 tarihinde, saat 10:55
    Permalink

    peşpeşe gelen itiraf ettirme sahneleri ilginç ve etkileyici olmuş. ama dediğim gibi bu petrolcü ile rahibin mücadelesi hangi teze dayanıyor tam olarak. günümüze taşınan mesaj nedir bu anlamda. çünkü belli ki film günümüze taşınan bir mesaj anlamında “kan dökülecek” iddiasını temellendiriyor, oluşumların köküne iniyor. bu noktada zayıf kalıyor film. bir de asıl karmaşa bunlara karşı mücadele eden kimse olmaması. dinsizin hakından imansız gelir türünden bir yaklaşım adeta.. ya da iyi insanın yokluğu mu vurgulanıyor. düşündükçe filmin söylediklerinden çok neden böyle söylediği sorusu ön plana çıkıyor.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 4

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız