TERCÜMANI AHVAL NEYE YARAR

Bugün Tercümanı Ahval’in geovisite google arama raporunda şöyle bir şeyle karşılaştım. 

Enteresan bir arama. 

Tabii bizi mi kastetmiş tarihteki ilk özel Türk gazetesini mi kastetmiş orasını bilemeyiz ama iyi bir tevafuk oldu. Tam da dün twitterda yeri geldi gayet teferruatlı bir şekilde Tercümanı Ahval nedir, neyi amaçlamaktadır, şu an hedefine ulaşma noktasında nerededir gibi konuları açmıştım çünkü. Daha önce de bu konuya Misyon Üzerine adlı bir tür manifestomuz sayılabilecek yazıda girmiştim. Öncelikle buralara bir bakmanızı istirham ediyorum.

……………. 

Şimdi bu noktadan devam edersek, Tercümanı Ahval’in iddiası ortada. Sükut ikrardandır diye bir söz var. İnsanların sükutunu kastediyorum. O zaman bizim ne düşünmemiz gerekiyor. Belki de Tercümanı Ahval, tıpkı o ilk gazete gibi kapanıp gidecek. Yalnız buna artık biz kadar siz karar vereceksiniz, bunu bilmenizi isterim. Çünkü bu noktadan sonra sadece biz olarak devam etmemiz eşyanın tabiatına aykırı. 

Ortada bir arz var, iddia var.. ama talep, destek var mı yok mu acaip derecede meçhul. Üstelik twitterda da belirttiğim gibi bu yeni medya insanlarla varolan bir medya. Yazıdan çok yazının altındaki yorumlar belki önemli, yazı bir giriş niteliğinde. İnanın mesela pek çok yazımda -bilinçaltımda bu var çünkü hep, senaryo bu- bazı şeyleri özellikle tam belirtmeden, yüzeysel, anlayanın anlayacağı kadarıyla falan geçtim ki yorum kısmında konuşulsun, edilsin. Bazı şeyleri oraya bıraktım özellikle diyelim. Ama gel gör ki, iş neredeyse kendin çal kendin oyna noktasında hep. Okunuyor gibi gözüküyor yazılar ama düşünülen beklenen tartışmalar, sorular, katkılar yok. Çok az.. Üstelik aşağı yukarı her yazımız yüksek bir tartışma potansiyeline sahip, orjinal vesaire. Buna çok dikkat ediyoruz, laf olsun diye bir şeyi kaleme almıyoruz. O zaman???…

Veyahut bu belirttiğimiz çerçevedeki yazılarını paylaşmak isteyenler olabilir, olmalı mesela. Onlar yok. Ya da yok denecek kadar az. O zaman????.. İnsan ister istemez arada kendisine soruyor: yahu daha hala bir parça şöhret kazanma peşinde 19 yaşındaki blog yazarı mı sanıyorlar bizi nedir?.. 

Tabii karşı görüşler de rahatlıkla söyelenebilir. Binlerce site var, şu bu. İnternetin doğası bu vesaire.. Meşhur değilsin.. Ama dediğim gibi bizim misyonumuz, harcadığımız mesai, iddiamız bunu kaldırmaz, kaldırmıyor. Hele de altını bu kadar çizdikten sonra..

İşi bir hobiye çeviremeyiz mesela.     

Peki ne olacak. Öncelikle bu bir tehdit değil bir tesbit daha çok. Belki kimisini uyandırır, kimisine bu işleri göstermiş olur, bilemem. Açıkçası söyleyeceğim şu özetle, belki bu yaz da böyle gider. Ama daha ötesi olacağını sanmıyorum.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

TERCÜMANI AHVAL NEYE YARAR” için 2 yorum

  • 12/06/2011 tarihinde, saat 15:50
    Permalink

    Sayın insan ırkı;
    Şu fok aklımla kalkmış size mektup yazıyorum. “Neden?” diye soracaksınız. Üstüne üstlük “Senin neyine be kardeşim? Fok geldin, fok gideceksin!” diyeceksiniz. Ben yaptıklarınıza karşı tepkilerimi sert bir şekilde ifade eden bir mektup yazmaya kalkacak kadar dünyamızı seven bir fokum.
    Elinizi attığınız her şeyin dengesini, düzenini bozdunuz. Elinize aldığınız materyali kendi istekleriniz doğrultusunda biçimlendirmeye çalıştınız. Merakınıza saygı gösteriyor, hatta onu takdir ediyorum ama dev fabrikalarınız var bacalarından zehir kusan, her gün sürdüğünüz parfümleriniz deodorantlarınız var atmosfere yayılıp ozonu delen ve nükleer santralleriniz, biyolojik silahlarınız var milyonlarca varlığın hayatını karartan. İşte bunlar, bu faaliyetleriniz global ısınma adlı cinayet romanını yazdı. Böyle giderse ikinci nesle dünya adında bir cehennem bırakacaksınız.
    Global ısınma oyununda perde nasıl bir dünyaya kapanacak? Oturun şöyle rahat bir yere de anlatayım. Geç kalırsanız oturacak o rahat yeri de bulamayacaksınız.
    Kutuplardaki dev buz kütleleri eridiğinde dev dalgalar meydana gelecek, dünya sel altında kalacak. Tsunami adındaki dev dalgaların verdiği hasarın boyutlarını daha iyi anlamanız için daha önce gerçekleşmiş bir tsunami felaketinin bilançosunu aktarmak niyetindeyim. Üç yüz yıl önce Japonya sahilini vuran bir tsunami 100.000 insanın ölümüne neden olmuş.
    Dünya üzerinde insan yaşamının sürdüğü en kurak bölge olan ve yılda ortalama yağış miktarı 0.05 cm olan Asvan bölgesi, büyüklüğü 6.482.000 kilometrekare olan ve Tidikelt adındaki kasabasına 10 yıl boyunca hiç yağmur yağmayan Sahra Çölü’nü bile sular altında bırakacak felaketin ezici boyutuna karşı umursamaz davranmak mümkün mü?
    Dünyanın verdiği global ısınma alarmını daha iyi anlamanız için bir gazetede yer alan şu haberi sizlerle paylaşmak isterim:
    “Güney Kutbu’ndan kopan iki buzdağının Yeni Zelanda kıyılarına, son 56 yıldan bu yana ilk kez kıyıdan çıplak gözle görülebilecek kadar çok yaklaştığı bildirildi. Buzdağlarından birinin yaklaşık 500 metre boyunda,50 metre genişliğinde ve 60 metre yüksekliğinde olduğu, diğerininse 300 metre boyunda olduğu belirtildi. Buzdağlarını görmek için bölgeye helikopterlerle bilim adamları ve turistler gitti. Güney Kutbu’nun en uzak bölgesi olan Ron Platosu’ndan 13.500 kilometre mesafe kat eden buzdağlarının ‘yolculuklarına’ 6 yıl önce başladıkları belirtildi.”
    İngiltere’de hükümet tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre, küresel ısınma göçmen kuşlar da dahil birçok hayvan türünün soyunun tükenmesine yol açabilir.
    Eriyen buzullar, genişleyen çöller ve ısınan denizler canlı türlerinin kaderini derinden etkileyen faktörlerden bazıları.
    Raporda, küresel ısınmanın, şimdiden bazı kuşların ve diğer bazı hayvanların göç yollarında değişikliğe yol açtığı kaydediliyor.
    Uzmanlar şimdiye kadar kuşlar, balıklar ve deniz kaplumbağalarının göç yollarında küresel ısınma nedeniyle oluşan birçok değişikliği saptamış durumda. Örneğin normal olarak daha sıcak ülkelerde görülen bazı kuş, kaplumbağa ve balık türleri artık giderek artan bir şekilde İngiltere’de de görülmeye başlandı. Halkalı yağmur kuşu gibi bazı balıkçıl türleri artık kışları İngiltere’nin batı sahili yerine doğu sahilinde geçirmeye başladı. Eskiden yazları İngiltere’de geçirip kışları güneye göçen bazı kuş türleri şimdi bütün seneyi İngiltere’de geçiriyor.

    Aslında birçok tür göç yollarını kuzeye kaydırarak yeni iklim koşullarına uyum sağlamayı başarıyor. Fakat yapılan araştırmada bazı hayvanların bunu yapamayacağına da dikkat çekiliyor.
    Örneğin, kutup ayıları ya da fok balıklarının doğal çevreleri, Kuzey Kutbu’ndaki buzulların erimesiyle giderek yok oluyor.
    Deniz sıcaklığındaki küçük değişiklikler bile örneğin birçok deniz canlısının gıdasını oluşturan plankton miktarında önemli değişiklikler yaratarak, birçok hayvanın kaderinde önemli rol oynuyor. Biz fok balıklarının da geleceği bu rapora göre pek parlak görünmüyor. Hem bizim geleceğimizle ilgili raporlar hazırlıyorsunuz hem de sizin ırkınızdan birileri çıkıp bizleri amansızca avlamaya devam ediyor. Ya raporları hazırlamayın ya da bu insanlara bir dur deyin, ne olur!
    Deniz seviyesinde yükselmeler olduğu için deniz kaplumbağaları yumurtalarını bırakacak kumsaldan mahrum ediliyor. Haliyle kumsalda yumurta bulamayan biz fokların içler acısı durumunu tahmin etmekte zorlanmazsınız herhalde sayın insan dostlarımız. Tabiatla uyum içinde yaşamayı uzun süredir terk ettiğiniz için arada bizim gibi ufak ayrıntıları gözleriniz görmüyor tabii ki. Bir de bizim yerimize koyun kendinizi, biz sizin gıda stoklarınızı tarumar etsek kim bilir neler yapar, nasıl çıldırmışlar gibi sağa sola saldırırdınız.
    Artan kuraklık sebebiyle bazı bölgelerde su kuşlarının göç yolundaki konaklama yerleri de yok olmuş, duyduğumuza göre. Biz foklara bunu reva gören insanoğlu kuşları da unutmamış.
    Alın işte sorun, sorun ve daha da fazla sorun! Ne zaman çekeceksiniz yaşamımız üstüne bir gölge misali düşen kara ellerinizi?
    Global ısınma daha değişik bir soruna da yol açıyor.
    Gaz maddelerin sıvılar içindeki çözünürlüğü sıcaklıkla ters orantılıdır. Balıklar da suda çözünmüş oksijeni alırlar. Dolayısıyla soğuk sularda yani kutuplara yakın yerlerde daha fazla balık yaşıyor. Fakat sular ısındıkça balık sayısı hızla azalıyor. Bu ciddi bir sorun. Siz de, biz de, kutup ayıları, penguenler ve kutuplarda yaşayan birçok hayvan da balıkla besleniyor. Global ısınma bakın nasıl da kökten etkiliyor dünyayı. Böyle giderse görünen köy kılavuz istemez derler ya herhalde hepimizin suyu ısınıyor. Balık yoksa bizim için hayat da yok demektir.
    İzmir’in Çeşme ilçesi Ilıca mevkiinde arkadaşlarımızdan bir Akdeniz foku geçenlerde ölü olarak kıyıda bulundu. Fokun vücudunda saçma ve kurşun izleri görüldü. İcat ettiğiniz delikli demirlerle vücutlarımız üstünde kurduğunuz bu anlamsız hakimiyete ne zaman son vereceksiniz. Sizin de bildiğiniz gibi Akdeniz fokları, nesilleri yok olma tehlikesi altındaki türlerden olduğundan koruma altında tutuluyor. Türkiye kıyıları türün devamlılığı açısından ayrı bir önem taşıyor. Türkiye kıyılarında 100 civarında fok arkadaşımız yaşıyor. İnşallah bu mektubumdan sonra sayılarında bir azalma olmamıştır.
    İnanamayacağınız bir şey anlatmak istiyorum sizlere. Kutuplarda faaliyet gösteren balıkçı filoları paslanan metal eşyalarındaki pası çözmek için bizim deri altı yağlarımızı kullanıyorlar. Koskoca dünyayı kuruttunuz da kirinizi pasınızı temizlemek için masum hayatları söndürmek yolunu mu buldunuz. Halbuki paslanan metal objelerdeki pası çözmek için bir beze biraz benzin damlatır ve o bezle de ovalarsanız pası temizlemiş olursunuz. Bunu o katil balıkçılara söylemeyi unutmayın lütfen.
    Sizin aranızda bir grup insan var ki biz onları çok seviyoruz. Onlar kendilerine hayvanseverler diyorlar. Onların da çok büyük bir tepkiyle karşıladığı son zamanların en korkunç olayı yakın zamanda gerçekleşen fok katliamını unutmamız mümkün değil. Artık uykularımız kaçtı, yavrularımızın yarınlarından endişe ediyoruz. Daha önce atalarımız denizdeki katil balinalardan, köpek balıklarından korkarken bizim neslimiz insanlardan korkar oldu. Sırf zevk uğruna hiç etimizden de istifade etmeden bizi kürklerimizden soyarak buzlar üstünde öylece yapayalnız ve çırılçıplak bırakmanız çok utanç verici. Hele hayatta kalan yavrularımız bu manzaraları görünce içlerinden neler geçiriyorlardır kim bilir. Onların gözlerindeki dehşeti ve ayrılık acısını yüreği olan her varlık anlayıverir. Siz eşref-i mahlukat olan insanların gönlü bizden çok daha hassastır. Sizin de yavrularınız var. Duyuyoruz, görüyoruz. Onları yitirdiğinizde çektiğiniz acıları anlatmak için kitaplar dolusu ağıtlar yakmışsınız. Bizim de dilimiz olsa görün ne ağıtlar yakar, ne çığlıklar atardık dünyayı yerinden oynatan. Yakaladıkları arkadaşlarımızı birkaç kuruş para için öldürüp derilerini yüzen sizin içinizden çıkan kendini bilmezlere sesleniyorum; yahu çıplak mı kaldınız da zaten azıcık olan kürklerimize dadandınız? İnsanlık tarihi bunları yazacaktır ve gelecek nesillerinize utanmadan bırakabileceğiniz bir doğa için hiçbir şey geç değildir.
    Yazdıklarımdan ümit ederim mesajımı almışsınızdır. Eğer almamışsanız bizden geriye sadece bir fokun son istekleri mahiyetinde olan bu mektup kalacaktır.
    Saygılarımı sunuyor ve ekranına yapıştığınız bilgisayarın, gözlerinizi dikip soluk almadan izlediğiniz televizyonun, saatlerce oynayıp da bıkmadığınız “Playstation”ın önünden kalkıp kısa bir süreliğine doğayı dinlemenizi öneriyorum. Duy sesimizi ey insanlık!

    Yanıtla
    • 12/06/2011 tarihinde, saat 16:42
      Permalink

      saygılar.. bozulma artık gözle görülür bir hal aldı. o buz dağlarını görmüşler ya.. bence insanlar önce bilge sonra bilim adamı olmalı, bozulmanın başladığı nokta bu çünkü bence. istekler buna göre ayarlanmalı, toplum bunu istemeli, eğitim buna yöneltmeli vs.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız