TATİL OLUR BİZ DENİZE GİDERİZ-1

Her yıl kurbanı, memlekette babamlarla kesmek adet oldu.

Kayınlar da katılınca beş kişiyle sığır kesiyoruz, Allah kabul etsin. Doya doya et görüyoruz. Yediğimizi yiyor, kalanı bagajda getiriyoruz, Ankara’ya. Bahriye derin dondurucu aldı. Yıl boyu et ihtiyacımızı mübarek ‘kurban kasabı’ karşılıyor. Hak için kurban, ev için etlik cemaatindeniz yani.

Bu sene köye gitmeyelim, diye yalvardı Bahriye. ‘Biz de denize gidelim’ diye tutturdu. Hanım, dedim, ben bir kıroyum sen kırolayn. Denize gidip n’apacağız? Hem yüzme bilmiyorsun ki, sen.’ ‘ Ayağımı batırsam yeter’, diye yalvardı. Denize gidenler kışın grip nezle olmuyor. Bir kere İstanbul’a düğüne gittik. Geçerken Boğaz köprüsünden görebildim denizi. Şurda burnumuzun dibinde, Gölbaşına bile gidemedik ki Mogan gölünü göreyim.’

Yüreğim kıyım kıyım kıyıldı. Evlendiğimizden bu yana hiç tatile gitmedik. Yeterli para yoktu ki, gidemedik aslında. Zenginler tatil yapar. Planlı programlı. Rezervasyonlu. Hiçbir şey ihmal edilmez. Fakirler tatile gider. Kısmetinde ne varsa. Maceraya atılır gibi. Otel motel ayırtmak ne arar? Gidince bakacağız. Evdeki hesap tatile uymaz. O zaman kısa tutarsın ki bütçede delik açılmasın.
Bu sene kurban parasını yiyeceğiz tatilde ha! Allah affetsin. Her sene kesiyoruz da noluyor? Gökten palan yağsa kuskunu boğazımıza geçmez. İşte dolar da aldı başını gidiyor. Sanki otobanda. Bu sene de kestik saysın Cenabı Rabbim? Ne var?
Nişanlıyken neler vaat ettim Bahriye’ye. Hayat, ona kestiğim bütün çekleri karşılıksız çıkardı. Bahriye karşılıksız fedakârlıklar yapsa da. Bir gün olsun sefa süremedi dünya gözüyle.

Yine de hemen evet demedim. Yüz vermeyeyim Bahriye’ye, yarın faturası ağır olur, hesapları yaparak.

‘Köye gitmedik mi Bahriye, her yıl, bayramlarda? Deyince, ‘İş. İş. Koş Bahriye, inekleri sağ Bahriye. Tavuklara yem ver Bahriye. Her yerde yemek, bulaşık… Bayram gelse et doğra Bahriye, karın temizle Bahriye. İki gün ayaklarımı uzatıp oturmak nasip olmadı Esved’im. Doya doya yatıp uyumak bana haram!’ diye sızlanınca yelkenleri suya indirdim. Cız etti yüreğim.

Dedikleri doğruydu. Evlendik, üç çocuk oldu. Onları büyüt, çamaşır, bulaşık, yemek. Köye gitsek babamlara ziyarete. Bağ bahçe, yine koşturan Bahriye. Üstelik ‘gelin, gelin Ankara Hanımı oldun, ne hizmetini gördük’ demesinler diye anamın babamın ardında koşturur, durur. Bir dediklerini iki etmez.

Ben de dinleneyim, anasını satayım, diye düşündüm. Ne bu yaa! Yok, memleketmiş, sılai rahimmiş, büyüklerin elini öpüp hayır duası almakmış. Arefe günü mezarlık ziyaretiymiş. Bu sene bir kaçamak yapalım, kararına vardım. Kalabalık ailenin yükü de ağır. Çekirdek ailenin gözünü seveyim.
Deniz tatiline gözümüzü kararttık.

Bu sene kurbana filan girmeyeceğim. O parayla tatil yapar, felekten bir hafta çalarız. Bu niyetle doluştuk kartala. Çıktık yola. Zaten tüplü. Yol masrafı fazla tutmaz. Ankara’ya en yakın deniz, Konya üzerinden Alanya. Bir de Karaman-Mut üzerinden Gülnar’dan geçip ulaşılan Aydıncık var. Altınoluk hem uzak hem pahalı imiş. İstanbullular işgal etmiş orayı. Sanırsın İstanbul’un bir semti, diyorlar.

Konya’da hangi güzergâha gideceğimize karar veririz fikrindeyim. Hem Bahriyem çok istiyordu, Mevlana türbesini de ziyaret ederiz. Etli ekmek de cabası. Burada kelli felli bir kalantora sordum. Ağam, hangi yol uygundur? Ne bileyim, adamın tuzu kuruymuş. Sen Seydişehir üzerinden Alanya’ya git. Gülnar yolu engebeli, virajlı. Şoförü yorar, diye başöğretmen edasıyla akıl verdi.
Hâlbuki helal süt emmiş bir Müslümana sorsaydım, Aydıncık’a git derdi belki de. Yabancı turistler uğramazmış oraya. Her şey ucuzmuş. Denizi güzelmiş. Yörükler candan davranır. Keçi eti mebzul miktarda. Bir yol soruyorsanız en az iki kişiye danışmalı fikrine, aklım başıma gelince karar verdim. İş işten geçtikten sonra.

Neyse düştük yola. Seydişehir’den gideceğiz. Artık Manavgat mı olur yoksa Alanya mı bahtına. Benim külüstür ilk defa bu kadar yol yapıyor. Yolda su kaynattı. Radyatöre su ilave edeyim dedim. Kapağı açmamla sıcak su fışkırdı. Bileğime kadar sağ elim yandı kavruldu. Canımın yandığına mı yanayım, kaldık dağlar başında talihsizliğine mi? Kim sürecek şimdi arabayı? Büyük oğlan ben kullanırım baba dedi. Kıymetli arabamı kimselere vermezdim. Ne zaman öğrendin sen otomobil sürmeyi? Ooo baba sen hala çocuk mu görüyorsun karşındakini?

El mecbur verdim anahtarı. Bir yandan ağrılarımla baş etmeye çalışıyorum bir yandan kerataya bakıyorum. Nasıl kullanıyor? Şehirlerarası yolda telef etmesin bizi. Ben zaten yarım sayılırım da diğerlerine bir şey olmasın. Baktım, çok güzel kullanıyor. Arada hız yapmayı denese de fırça yememek için benden, kendine hâkim oluyor. Arabaya, yola da hâkim. Vay velet vay. Bu benden iyi sürüyor yahu. Hem iftihar ediyorum hem aldatılmış hissediyorum kendimi.

Bu çocuklar ne zaman büyüdü? Çocuklara güvenip aracı vermesen nerede öğrenecek kullanmayı? Bilgisayarda mı? Diye bakıyorum. Bıyıkları terlemiş lan bunun. Okumadı köpoğlusu. Lastikçide çalışıyor. Birden elimi başıma vurdum. Tabii ya! Gelen otomobilleri çekse tamir bandına. Her bir arabadan bi şey kapsa profesörü olur şoförlüğün.

Kısa bir zamanda beni Akseki sağlık ocağına yetiştirdi. İş yokluğundan herkes seferber oldu Ocakta. Antifiriz yanığı kötü olur, iz kalır sonra diye korkuttular bir de. Sıcak sudan haşlanan, uzayıp biriken derileri kestiler. Merhem pomat sürüp gazlı bezle dirseğime kadar sardılar. Ağrı hafifledi. Gazi oldum, daha yolun başında.

Bir yandan içimden alıp veriyorum. Kurban kesmeyi iptal eder, denize cıbıldakların arasına gidersen Allah cezanı verir diye. Kimseye bir şey söylemiyorum. İçim içimi yiyor. Bendeki talihe yanıyorum. Vücudum yandı. Ruhum da azapta. Şimdi denize de giremem. Geriye de dönemeyiz. Olsun Bahriyem için çocuklar için çıktık yola bir kere. Dayandığım yere kadar gideriz.

Dağ yollarını aştık. Kartal da marşandiz treni gibi. Sallayıp duruyor. Yolcu iken dağları ormanları seyredebiliyorum Allahtan. Şoför olsan dikkatini yola vermekten bişey göremiyorsun. Bayağı zevkliymiş yahu yolcu olmak. İnişe geçip salıverdik kartalı. Süzülerek Manavgat’a yaklaştık.

Seydişehir’den bu yana üşürken, denizin etkisi ile yanmaya başladım. Nem de göz açtırmıyor, şıpır şıpır terliyoruz. Ben Akseki’de kalsaydım keşke. Yanığa serin hava iyi geliyordu. Yeniden sızlamaya başladı. Ter sızdıkça ağrı katlanıyor. Babalığa leke sürmeyeyim diye belli etmemek için dişimi sıkıyorum. Otura otura kıçım ağrıdı. Ben Ulus İşhanında pırtıcıyım. Akşama kadar ayaktayım. Bu kadar uzun hiç oturmamıştım kıçımın üstünde. O da iş değilmiş. Her yerim tutuldu. Çocuklar arkada telefonda oyun oynamaktan farkında değiller geçtiğimiz yerlerin. Eşek sıpası’ Başını kaldır bi bak. Dağlara, ormana, yurdumun güzelliklerine.

Alanya Antalya anayoluna gelince sola döndü Serkan. Niye o tarafa döndün, diye sordum. Yeşil yanınca devam ettim baba. Ben de bir sürü sebep arıyordum. Şoförlüğünü beğendim ya. Oğlan bi şeyler biliyor diye. Ardı önü yeşil yanınca devam etmiş. Her şeyde bir hikmet aramaktan bıkmadım. Sebep aramaktan. Yola çıkmışsan, devam et en iyisi. Bu gençler işleri olura bırakıyor. Her şeyi güçleştiren biz büyükleriz. Hiçbir nimete kolay ulaşmadık, belki ondandır. İlle de bir cendereye girmeliyim. Elim koluma kadar yandı daha ne arıyorsun! Tepene yıldırım düşmesini mi?

Yolculuk bir bana iyi gelmedi. Arabada herkes mutlu. Hızır yoldaşımız olsun. Gittiğimiz yol yol değil ama kötü yola da düşmüş değiliz. Hem yüzme öğrenmek sünnet. Yılda kaç kişi yüzme bilmediği için boğuluyor. Can güvenliği, hayatta kalma sporu bu. Derede çayda çimmek sayılmaz. Havuz mavuz yeterli olmaz. Denizin cilvesiyle yüzleşeceksin ki bakalım sağ salim çıkabilecek misin karaya. Öğrenince büyük denizde öğrenmeli yüzmeyi. Biz tatlısu balıkları gibi ne uzadık ne kısaldık. Sazan geldik sazan gideceğiz.

Yol devam ediyor. Her adımda bir otel var. Hangisine gideceğiz karar vermek zor. Bahriye ucuz olsun, diyor, çocuklar aqua parkı. Ben artık çocuklaştım. Kolumun ağrısı ve bu iptilanın sebebi hikmetini düşünmekten salim düşünemiyorum. Fikrimi açıklamaz, tesadüfen ucuz mazbut iyi bir otel bulursak bunu göklerin kararı sayacağım. Yok, pişman olunacak bir tatil olursa tövbe edeceğim. Bi daha kurban kesmeyi ihmal etmem, neüzübillah.

Sağda bir otelin önüne çekti arabayı Serkan. İhtişamlı bir kapıdan girdik içeri. Serkan ben bir konuşup öğreneyim. Pazarlık yapayım, uygunsa kalırız dedi. Aslında aqua tesisi var mı onu soracak? Uyanık kerata.

Beklerken indim arabadan. Yanımızdan kadınlar geçiyor. Artistler kadar güzeller. Bikiniler içinde. Kaymak gibi. Bahriye geldi aklıma. Koyu pekmeze benzetip güldüm içimden. Arkadaş bunlar kadınsa Bahriye ne? Muhallebi gibi, bıldır bıldır titriyor her yerleri. Ne konuştuklarını anlamıyorum ama güzelliği anlıyorum eşek değilsem. Bir içim su gibi geçip gidiyorlar. Sanki pınar suları akıyor önümde. Yıllar çevirmiş Bahriye’yi damacanaya. Baktıkça bakasım geliyor. Günahsa, kolum yandı zaten ona sayarım. Tatili kurbana saydık. Yanığı günah kefaretine. Daha gün bir, gol bir. Yoldan çıkacağım. Allah’ım sen affet.

Bahriyeden korkuyorum bir yandan. Burnumdan getirir, içine düşseydin diye. Kaçamak bakışlarla, bu ne yav diyorum, bu otele güzel olmayanı almıyorlar herhalde. Öyleyse bizim hiç şansımız yok.
Keşke tek başına gelseydim. Buralara maaile gelinir mi? Bahriyeyi kilit altında saklamalı. Bu Ruslar, göz önünde süzülsünler hep. Kuğu gibi.

Yazan:Mustafa EVERDİ
Not:Hikaye 5 bölüm halinde devam edecektir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız