buy Instagram followers

TARKOVSKİ SİNEMATOGRAFİSİ -II-

Tarkovsky uluslararası sinema arenasında, ilk uzun metrajlı yapımı olan Ivanovo detstvo (İvan’ın Çocukluğu – 1962) ile dikkatleri üzerine çekti ve Venedik Film Festivali`nde büyük ödül kazandı. On iki yaşında bir casusun hikâyesini anlatan bu ödüllü film, ikinci yapımı için otoritelerde büyük bir beklenti oluşturmuş. Şimdi bu filme yakın plan bakalım.

İvan’ın Çocukluğu (1962)

Çocuğu masum diye tanımlamakla kendimizi ele verdik diye bir mısra yazmıştım.

Tarkovskinin ilk uzun metraj filmi İvan’ın Çocukluğu’da insanın canavarlaşmasını ve insan ruhunun başkalarını yok etmeye yönelik karanlık yönünü aşk,sevgi ve masumiyet duygularının ışığı altında aydınlatarak gösteriyor. Bunu da masumiyetle eş anlamda gördüğümüz bir çocuk vasıtasıyla yapıyor.

Filmin konusu kısaca şöyle;

İvan bir çocuktur. Zorlu bataklık ve düşman hatlarını üstün gayretleriyle aşarak Nazi hattından haber getirmektedir. Onu bu kadar fedakar ve hırslı yapan annesini öldüren düşmanlarını yok etme arzusudur.

Fakat her şey gibi savaşta, hayatta hatta filmde geçen aşkta bitmeye mahkumdur.

Aslında bir yönüyle II. Dünya Savaşı’nın ne denli dayanılmaz bir acı olduğunu anlatır İvan’ın çocukluğu.

Rusların II. Dünya savaşında Almanlardan ne kadar çektikleri hesaba alınırsa Tarkovski için beklenenin aksine bu konuda neredeyse tüm insanlığa merhametli bir bakış attığını fark edersiniz.

Film tarihsel olarak baktığımızda da tek dişi kalmış kirli bir medeniyetin tüm insanlık tarihine bakıldığında en fazla insan kaybının verildiği adeta batının tüm müzahrefatını bir anda kustuğu bir dönemi, ikinci cihan harbini Rusya penceresinden anlatır.

Özellikle son sahneleri etkileyici belgesel görüntülerdir yani gerçektir. Tarkovski kurguda ustaca bir geçişle sizi gerçeğe açılan bir dehlizden geçirir.

Nazi subaylarının kendi çocuklarını öldürerek intihar ettiklerini gösterdiği kareler dayanılmazdır.

Özellikle Gobbelsin kendisiyle beraber yerde yatan çocukları ve karısı. Ailesini zehirleyip kendini öldürtüp birde tanınmamak için katrana bulandığını gördüğümüz sahne. Unutulmazdı.

Şimdi bahsettiğimiz bu bölümü izleyelim.

Stalker (İz Sürücü – 1979)

Stalker (İz Sürücü – 1979), ilk versiyonunun bir laboratuar kazası ile yok olmasından sonra, çok düşük bir bütçe ile yeniden çekilmek zorunda kalan bir film. Bence bu Tarkovski’nin lehine olmuştur. Çünkü ikinci tecrübe birincisindeki hatalardan sıyrılmanıza vesile olabilir.

“Stalker” Tarkovsky’nin Sovyetler Birliğinde çektiği son filmidir. Bu soğuk ve kasvetli bilim-kurguyu Strugatsky kardeşlerin “Roadside Picnic” adlı eserinden sinemaya uyarlamıştır. Strugatsky kardeşler aynı zamanda filminde senaristleridir.

Sinematografinin üst düzey olduğu bir film ve ilginçtir Stalker bunu sinema perdesine ihtiyacı olmadan TV ekranında da yapabiliyor.

Hani sinemada izleyip beğendiğimiz ve etkilendiğimiz bazı filmleri TV’de bir daha izlediğimizde aynı derece etkilenmeyiz hatta ‘Bu filmiymiş beni o kadar etkileyen’ diye de şaşırırız. Aslında iyi bir filmin ölçüsü hem TV’de hem de sinemada zevkle izlenebilmesidir, sizi aynı oranda etkileyebilmesidir. İşte Stalker ister sinemada ister TV’de olsun sizi aynı derecede etkileyebilecek bir film.

Filmin ambalajı, görüntü kalitesi, rengi ve ışık kullanımı mükemmel derecede etkileyici.

İçeriğine gelince orada da çok mükemmel tespitlerle karşılaşıyoruz.

Hani yetenek için Elia Kazan tarif ederken demiş ya ‘Yetenek denen şey çok zaman bir yaranın üzerindeki kabuktur’ (Elia Kazan,Bir Yaşam,Güneş yay. Sh.830, İst.1989)

Doğrusu Tarkovski’de insanlığın çektiği acı ve ızdırabı görüp modern çağın insanında bitip tükenmeyen endişeleri ve huzuru arama çabasını Zone adlı temsili bir bölgeye yapılan temsili bir yolculukla anlatırken yaşamı boyunca çektiği acıları ve cevaplarını aradığı soruları ustaca peliküle döküp derdiyle hemhal olmaya çağırmış bizleri.

Adeta samimiyeti perdeye yansımış.

Kalpten çıkan kalbe gider özdeyişini gerçekleştirmiş.

Bir şair-yazar, bir bilim adamı profesör ve rehberleri olan Stalker’in öncülüğünde girilmesi yasak ve tehlikeli olan ZONE adlı bölgeye giden 3 ana karakterin hikayesidir film.

Buluşmaları bir rüya gibidir, yolculukları ve Zone’de yaşadıkları da. Sadık Yasızuçanlar’ın başını çektiği Rüya sineması teoreminde adı en çok zikredilen Tarkovski sineması, kelimenin tam anlamıyla bir rüya havasında geçer. Rüya sineması teoremi nefse değil ruha hitap etmesi gereken bir sinemadan bahseder fakat dediğimiz gibi Tarkovski’nin sahneleri bizleri adeta bir rüyadaymışız hissini uyandırır.

Diyalogları da çok iyidir filmin. Örneğin her idealist insanın yola çıktıktan sonra kaybedişini filmdeki Şair karakteri şöyle özetler; “Eskiden kitaplarım sayesinde birilerinin daha iyi olacağını düşünürdüm. Hayır, kimsenin bana ihtiyacı yok! Benim ölümümden iki gün sonra başka birinin peşinden koşmaya başlayacaklar. Onları değiştirmek istemiştim, ama beni değiştiren onlar oldu. Sonunda beni de kendilerine benzettiler.”

Şairin bu konuşmasından sonra yönetmen, günümüz dünyasının hastalığını filmde bir cümle ile özetler;

“Hiçbir şey bilmek istemiyorlar. Bildikleri tek şey tüketmek!”

Özellikle Stalker acılar çeken bir bilge kişi olarak veriliyor filmde ve filmdeki şu sözleri Risale-i Nur külliyatını okuyanları şaşırtacak derecede Bediüzzaman’la aynı mana ve paralelde sözlerdir. Özellikle tünelden geçip ışığa kavuşma ve merak edilen bölgeye ulaşma sembolizmi “Yakında kuru bir tünele geleceğiz. Ondan sonrası daha kolay olacak.”(Stalker) belki buna temsili durumu desek daha doğru olur Bediüzzaman Said Nursi’nin de Risale-i Nur’un bir çok farklı yerinde kullandığını görürüz. Bu da gösteriyor ki hakikati yakalama yolunda farklı enfüsi tecrübelerden geçsek de aynı kapıya çıkabiliriz.

Stalker derin bir kuyu görüntüsünün üstüne düşen sesiyle şöyle der; “Onların, bütün planlarının gerçekleşmesini sağla.Onların, inanmasını sağla.Ve onların, kendi tutkularına gülmelerini sağla. Onların tutku diye adlandırdıkları şey,gerçek bir duygusal enerji değil dış dünyayla ruhları arasındaki çatışma.En önemlisi, kendilerine inanmalarını sağla.Onların, çocuklar gibi çaresiz kalmasına izin ver.Çünkü zayıflık harika bir şeydir. Ve güç hiçbir şey değildir.Bir insan yeni doğduğunda, zayıf ve esnektir. Öldüğü zamansa, kaskatı ve duygusuzdur.Bir ağaç büyürken, körpe ve yumuşaktır. Ama kuru ve sert hale geldiğinde, ölüp gider.Sertlik ve güç, ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık, varoluşun tazeliğinin ifadeleridir.Kendini sertleştiren hiçbir şey kazanmayı başaramaz.”

Şimdi bu filmden kısa kısa alıntılarla hazırladığımız 1dk. 24 sn.lik bir kolaj sunuyoruz. Filmin atmosferi ve ruhu hakkında umarım bir fikir verecektir.

(Devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız