TAĞUT’A KARŞI SAVAŞ

Rahman Rahim Allah’ın adıyla..

İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar.O hâlde, şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır. [Nisa 76]

Tağut, azan demektir; Allah’ın hükümlerine karşı benlik taslayan dini ya da dünyevi otoriteleri ifade eden bir kavramdır. Peki kimdir bunlar? Özellikle de günümüzde “hak tarafı” pek belli olmadığı için, söylemler ve stratejiler çok çeşitli olabildiği için, o ve ona karşı olan da kolayca anlaşılamıyor. Düşünelim, ayetlere göre şeytanın da mesela Allah ile kandırması söz konusu, ki o da baş tağuttur.

Burada bir kriter belirlemek gerekmektedir, o da görüldüğü kadarıyla günümüzde Alemi İslam’ın dirilmesini istemek ya da istememektir. Çünkü dünyada dönen dolaplar sürekli bunun üzerine. Alemi İslam’ın bir zillet içine düştüğü görülüyor, bunun karşısında batıcılık sürekli mevzi kazanıyor, o sürmeli ki bu sürsün gibi bir durum var. O zaman tağutu da bu denge içerisinde aramalı ve görmeliyiz. Mesela bu diriliş için elbette özeleştiri de gerekecektir, bir ufuk da gerekecektir, lakin özeleştiri mi bel kırma mı yapılan iş, yoksa özeleştiriden kaçmak, ego yapmak mı?.. Ufuk mu hayal mi gösterilen hedef dikkat edilecek. Güçlenme gerekecektir mesela, lakin güçlenme mi batılılaşma mı iş, yoksa o bahaneyle taş koymak mı isteniyor dikkat edilecek. Dikkat edelim ki, bütün bunlara tersi yönden dikkat edilmektedir sürekli. Bu da kaderi yönden bize hakkın yönünü netleştirmekte, isterse kendisi çok fazla temsil edilmesin.. Çünkü Allah Teala iki yol olduğunu bildirmekte ve görünüşte bariz iki yol yok. Hasılı, görülen o ki, tağut ve hak günümüzde kişilerden ve belli sözlerden ziyade bir şeyi gözetmekle alakalı son derece. İster istemez buna göre seçimler, dozlar ve konumlar belirlenecektir, ezbere bir gidişat olmayacak..

Unutmayalım ki kader işleri evirir çevirir ve herkesi imtihan eder. Onun için anlık durumlar, ezberler değil, bütünlük ve mana asıldır zaten. Mesela tevekkülden uzak, sürekli plan yapan ve kariyer peşinde koşanlar, kaderi görünüşte kabul etse de lafazanlıkla konuşup dursa da aslında inkar ederler. Böyle bir sahteliğin peşinden gidenler ise pat diye kendilerini tam ters tarafta bulabilir.. Mesela hadiste denilir ki;

“Her ümmetin mecûsîleri vardir. Bu ümmetin mecûsîleri ‘Kader yoktur!’ diyenlerdir. Bunlardan kim ölürse cenazelerinde hazır bulunmayın! Onlardan kim hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın! Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal’e ilhak etmek, Allah üzerine bir haktır.” [Ebû Dâvud-Sünnet 17]

Şu halde laf ve söz kadar niyet ve amaç gözetme şart. Beri yandan en kritik konulardan biri de kadere iman konusu burada. Çünkü öyle olmazsa temel stratejiyi yine dünya kurar ve o deccale çalışmaktan kurtulamaz diyor hadis.

…………….

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız