SOSYAL MEDYADAN NASIL BESLENİYOR VE NASIL BESLİYORUZ?

(TWİTTER HARİTASI SOSYAL MEDYA UZMANI BRİAN SOLİS TARAFINDAN UZAY HARİTASI İSE YERKÜREDEN KUZEY UZAYI GÖSTERMEK ÜZERE YABANCI BİR KAYNAKTAN ALINMIŞTIR)

İlk önce bir anımla başlamak istiyorum.

Ankara’da SBS sınav sorularının hazırlanıp basıldığı Milli Eğitime Bağlı Gölbaşı kampüsü şehrin dışında servisle gidilen bir yerdi.O zaman Açık lise de orada olduğu için ben de bir açık lise çalışanı olarak o servislerle kampüse gidip geliyordum.

SBS sınavına yönelik Test Geliştirme birimince hazırlanan sorular akademik redaksiyon denilen bir çalışmaya tabi tutulurdu ve bu çalışmalara katılmak üzere üniversiteden hocalar kampüse gidip gelirlerdi.

İşte bu çalışmayı yapmak üzere kampüse giden Ankara Üniversitesinden bir bayan profesörle serviste yan yana oturmuştuk. Dalının Kimya olduğunu söyledi. Hocanın ismini unuttum malaesef.

Orada yaptığımız çarpıcı bir konuşmaya değinmek istiyorum.

Profesöre eskiden okumanın zorluğunu, bir zamanlar bırakın üniversite hocalığı öğrenciliğinin bile ayrıcalıklı bir konum olduğunu bahsettikten sonra sözü internete ve sosyal medyaya getirdim.

‘Bilgi’ dedim ‘ eskiden hocalık, talebelik gibi uzun ve fedakarlık isteyen süreçlerden sonra elde edilirdi ve herkes her şeyin nasıl yapıldığı ile ilgili pek bir şey bilmezdi eğer bilmek istiyorsa da zahmet isteyen araştırmalara katlanmak zorunda kalırdı. Şu an bir bombanın bile nasıl yapıldığını gübre v.s ile liseli gençler internette videolardan izleyerek öğreniyor. Bilginin bu kadar ucuz ve kolay bulunuyor olması akademik ve bilimsel dünyanın ağırlığını, değerini düşürmez mi?’

Bayan profesör kısa ama öz bir cümle söyledi hemen ‘Ama orada bilimsel bilgi üretilmiyor ki, araştırma yapılmıyor ki?’

Evet bir an düşününce haklı olduğuna karar verdim. Doğru ya eskiden beri ‘akademik dünya üretici değil tüketici bir ortamdır’ eleştirimin aslında en çok internet ve sosyal medyaya uyduğunu düşündüm (Web 2.0 tabirine gelince erbabına malum Web 2.0 internetin etkileşimli halidir ki zaten bu iş eskiden beri böyle olmaktadır ve bu ismin verilmesi fazla bir anlam ifade etmemektedir.)

Sözü şuraya getireceğim.

Sosyal medya konusunda Brian SOLİS çok ses getiren kitabı ENGAGE‘de ‘sosyal medya, interneti kullanarak insanların temasını-konuşmasını kolaylaştıran her türlü araç ve hizmettir’ der ve şöyle devam eder;

“Sosyal medya insanları içerik tüketen durumdan, içerik yayımlayan hale getiren, bilginin demokratikleşme sürecidir. Yayıncılık süreçlerindeki, bir kaynaktan birçok izleyiciye modelini, çok kaynaktan çok izleyiciye şeklinde değiştiren süreçtir” ( The Brandage Kasım 2010 sayısında sh. 68 -69 )

Elbete bu tanımda üretilen bilginin bilimsel değil kişisel ve sosyal bilgiler olduğunu söyleyebiliriz ama sosyal medya ya da internet dünyası öyle bir hava ile yayılmaktadır ki yeryüzünde yeni insanlık dinini ben yazıyorum iddiasında gezinmektedir.

Bu yüzden sosyal medya bir tüketim ağıdır ve işin kötüsü dün yaptığınızın aynen televizyonda olduğu gibi bugün unutulduğu, kalıcılığın az olduğu fani ruhlar arenasıdır.

Bilginin demokratikleşme sürecine gelince orası da şimdilik meçhul çünkü internet dünyasında yaptığınız bir işi duyurmanız eski usul reklamcılık anlayışıyla mümkün. İnternet siteleri, gazeteler, bilboardlar ve TV hala reklam için en etkili mecralar.

Bunu nerden biliyorsun derseniz 2 yıllık tercumaniahval.com maceramızdan diyebilirim.

Kültür sanat edebiyat ve hakikat alt başlığı ile yola çıkan sitemiz aslında manşetlik konu olabilecek yazılara yer verdiğimiz ve konu ile ilgili alan uzmanlarına mail attığımız halde pek ses çıkartmamalarına şaşırmıştık.

Örneğin ünlü yönetmen Tarantino konusunda olduğu gibi sadece ANİMEDEN GERÇEĞE başlıklı yazıya baktıktan sonra iddiamızda haklı olup olmadığımıza siz karar verin.

Facebook ve twitterı da çok etkin kullandığımız halde sonuç pek değişmemişti. Ne kadar çarpıcı, vurucu, ilgi çekici iş yaparsak yapalım istediğimiz reytingi uzun soluklu bir türlü yakalayamamıştık.

Bazen yoğun bir ilgi görürken çoğu zaman sakindi.

Bunun üzerine kafa yorduğumuzda internetin tamamen güncel haber ve eğlence üzerine kurulu bir dünya olduğunu düşünüp popüler kültür alt başlığıyla fotovideokom’u kurduk . Maksat eğlenmek mi alın size eğlence diyerek.

Peki eğlendirirken düşündürtmek kavramı biraz çaba ve gayret isteyen tefekkür, tezekkür ve düşünme gibi kavramlara bakıldığında çiğnemeden lokma bile yutulmaz gerçeğine aykırı değilmiydi?

İnternet ve sosyal medya artık hayatın vazgeçilmezleri arasına girdi öyle ki ‘düşünüyorum o halde varım’ sözünün yerine artık ‘İnternetteyim o halde varım’a geldi.

Mailiniz yoksa veya herhangi bir sosyal medya ağında yer almıyorsanız artık neredeyse adam yerine bile konmuyorsunuz. Yeni ticaret kanununda şirketlerin bile internet sitesi kurma zorunluluğu getirilmiş durumda. İnternet, dünya nüfusuna oturduğunuz yerden hitap etme kolaylığını getirse de o mecrayı açmak o kadar kolay değil ancak büyük paralar harcadıktan sonra mümkün oluyor.

İşte tercumaniahval ve fotovideokom’la beraber tüm bu girişimlerden sonra geldiğimiz nokta sadece Allahın rızasına matuf yazı yazıp neticeyi O’ndan beklemenin şuuruyla hareket etmemiz gerektiğini anladık.

Halklara kabul ettirmek Allahın işidir. Allahın işine de karışmak olmaz.Külli irade onundur bizimki ise cüz’i irade ve ona eklemlenmeyi de bilmek gerekir.

Yazımıza burada ara verip bir sonraki bölümde devam edeceğiz.

Sonraki yazımızda konuyla ilgili Bediüzzaman’ın güzel bir misaliyle beraber tıpta kullanılan ‘yalan hap’ diye çevirebileceğimiz plasebo kelimesiyle internet ilişkisine dikkat çektikten sonra aynı zamanda bu yazıyı yazmama sebep olan Bülent AKYÜREK’in Fatih ALTAYLI’ya mektubunu da son kez sosyal medya bağlamında değerlendirerek inşallah konuyu hitama erdireceğiz.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

SOSYAL MEDYADAN NASIL BESLENİYOR VE NASIL BESLİYORUZ?” için 2 yorum

  • 20/05/2011 tarihinde, saat 17:36
    Permalink

    açıkçası interneti değerli bir yer olarak görüyorum ben. sebebi de aracısız olması. aracıların türlü beklentileri oluyor çünkü kaçınılmaz olarak. hakikat ise ekstra beklentiler kaldırmaz. üstelik hakikatin bir diğer gereği olan ücret istememe durumu da yerine geliyor. diğer alanlarda bu pek sözkonusu değil, ekonimisi çok ön planda diğer alanların. bunlara da dikkat. tabii beni de en çok şaşırtan şey raiting okunma sayısından çok yorumların yok denecek kadar az olması.

    Yanıtla
  • 23/05/2011 tarihinde, saat 12:54
    Permalink

    “Bir cümbüştür kopsa da, gece, yakamozlarda;
    Münzevi balıklarız ayrı kavanozlarda…”

    Sosyal(?) medyanın duygularını parantez içinde yaşayan, varlığının yerini profili almış asosyal kullanıcıları mı olmaktayız acaba?

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız