SOSYAL MEDYADAN NASIL BESLENİYOR VE NASIL BESLİYORUZ? -Son Sözler-

Bir önceki yazımızda sosyal medya ile ilgili bazı tespitlerde bulunmuştuk. Özellikle hakikat yolcularının bu alanda seslerini duyurmalarının ne kadar zor olduğundan bahsedip mükafatı Allahtan beklemenin gerekliliğine dikkat çekmiştik. Kaldığımız yerden devam edelim. Bediüzzaman bu konuyla ilgili şöyle bir misal verir;

“Tarik-i hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenâb-ı Hakk’a ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler. Edebü’d-Din ve’d-Dünya risalesinde vardır ki:

Bir zaman şeytan, Hazret-i İsâ Aleyhisselâma itiraz edip demiş ki: “Madem ecel ve herşey kader-i İlâhî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.”
Hazret-i İsâ Aleyhisselâm demiş ki:

اِنَّ ِللهِ اَنْ يَخْتَبِرَ عَبْدَهُ وَلَيْسَ لِلْعَبْدِ اَنْ يَخْتَبِرَ رَبَّهُ

Yani; “Cenâb-ı Hak abdini tecrübe eder ve der ki: ‘Sen böyle yapsan sana böyle yaparım. Göreyim seni, yapabilir misin?’ diye tecrübe eder. Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki, Cenâb-ı Hakkı tecrübe etsin ve desin: ‘Ben böyle işlesem Sen böyle işler misin?’ diye tecrübevâri bir surette Cenâb-ı Hakkın rububiyetine karşı imtihan tarzı, sû-i edeptir, ubudiyete münâfidir.”

Madem hakikat budur; insan kendi vazifesini yapıp Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmamalı.

Meşhurdur ki, bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz’in ordusunu müteaddit defa mağlûp eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerâsı ve etbâı ona demişler:

“Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek.”

O demiş:

“Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek Onun vazifesidir.”

İşte o zat bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.
Evet, insanın elindeki cüz-ü ihtiyarî ile işledikleri ef’allerinde, Cenâb-ı Hakka ait netâici düşünmemek gerektir.” LEM’ALAR, 17.Lem’a

Aslında bu yazıyı yazmama vesile olan olay Bülent AKYÜREK’in sitemizde de yayınlanan Fatih ALTAYLI’ya açık mektubuydu.

Bülent AKYÜREK bir medya devinin en tepesindeki adama hodri meydan diyerek sosyal medyanın gücünü ve perde delici etkisini bizlere tüm protokolleri ortadan kaldırarak gösterdi.

Fakat burada internet ortamının denildiği gibi ne kadar demokrat olduğunu sorgulayabileceğimiz bir durum ortaya çıktı. Eğer Altaylı olumlu ya da olumsuz bir cevap verirse tamam diyeceğim sosyal medyada demokratik süreç var ama yok duymazlıktan gelirse yine dijital tiranlık hakkın sesine geçit vermedi, ‘paran varsa internet gücün var, her zaman ki oyunun kuralı şimdi de geçerli’ diyerek sosyal medyanın gücünün kendiliğinden değil yine dış kaynaklı beslemelerle mümkün olacağını düşüneceğim.

Ve aklıma nedense artık plasebo kelimesi geliyor internet+sosyal medya deyince.

Yıllar önce Zafer dergisinde plasebo kelimesinin (Latince memnun etmek, tatmin etmek anlamında ‘placeo’ fiiline dayanır) tıpta zararsız, tamamen hasta psikolojisine yönelik sahte ilaç anlamında kullanıldığını okumuştum.

Bir Ortadoğulu olarak batıdan gelen her şeye şüpheyle baktığım gibi ilaçlarına da şüpheyle bakmaya başlamıştım.

Bu arada Ali BULAÇ’ın TYB ödüllü ‘İnsanın Özgürlük Arayışı’ adlı kitabında bahsettiği batıda bile olmayıp sadece Pakistan’da bulunabilen batılıların deneme amaçlı piyasaya sürdükleri ilaç hikayesini ve adını şu an unuttuğum ama İbda-C grubunun çıkarttığı bir dergide Hacettepe’den bir bayan profesörün bir araba ve kürk karşılığında Etimesgut (Ankara) bölgesinde Amerikalı bir firmanın isteği üzerine o firmanın çocuk aşılarını bölgedeki çocuklar üzerine deneme amaçlı kullandırttığını okuduktan sonra bu şüphelerim inanca dönüşmüştü.

Tıb ilminin adını Mısır’ın Teb şehrinden aldığını Bilim ve Teknik dergisinin siyah beyaz basıldığı yıllarda okumuştum. Tıb ilminin tarihçesini okuyanların da göreceği üzere Tıb doğulu bir bilim dalıdır fakat batı teknolojik üstünlüğüyle son yüzyılda bu alanda da kısmen liderliği ele geçirmiştir.

Sadede gelecek olursak Plasebo isminin sonra bir İngiliz müzik grubunun adı olduğunu görünce batı dünyasının sahte hayatlar ve tatlar konusunda adeta zirve yaptığını ve bunu bilerek ya da bilmeyerek ilan ettiklerini gördüm.

“Placebo domino in regione vivorum” yani İncilde yer alan ve “Yaşayanların dünyasındaki efendinin önünde gezineceğim” anlamına gelen bir duada da geçer bu kelime.

Eskiden hristiyan Avrupa’da(şimdi kapitilan) ölü ağlayıcılara bunun gibi dualar okutulurmuş ve bu duayı okuyanların yaptıklarına plasebo söylemek denilirmiş.Plasebo zaman içerisinde başkasının yerine geçenlere kullanılmış.

Sanal dünyayla plasebo ilaçları arasında kurmaya çalıştığım etki benzerliğinin bir sebebide budur. Müzik grubu da kendilerini ağıt yakıcılar olarak gördüğü için mi bu ismi aldı bilmiyorum.

Damarlarımıza zerk edilen hayal dünyasının en büyük taşıyıcısı internettir bu anlamda.

Hayrımı çok şerri mi çok sorusuna herhalde şöyle bir çevremize baktığımızda şer cephesinin elinde daha güçlü durduğunu söyleyebiliriz.

Bizim kavgamıza gelince aslında nefse değil ruha ve fikre hitap etmenin bu anlamda muhatap bulmanın zor olduğu günlerden geçiyoruz.

İnsanlar acı çekiyor ve dünyayı ve acılarını unutmak için uyuşturulmak istiyor.

Fikir ancak dünyada bir karşılığı varsa ve neticede somut bir getirisi olacaksa dinlenilen kulak verilen bir meta haline gelmiş durumda.

İşte bu anlamda kendimizi Mevlana’nın ‘Sağırlar çarşısında gazel atma, körler çarşısında ayna satma’ özdeyişi içerisinde buluyor karşılıksız bir şeyler yapmanın insan tabiatı gereği çilesini iliklerimize kadar hissediyoruz.

Fakat zafere değil sefere memur olduğumuz içinde bu yolculuğa devam ediyoruz.

“Ey îmân edenler! Allah yolunda (cihâd için) sefere çıktığınız zaman, artık iyi araştırın… ilaahirilayet. Nisa,94.”

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

SOSYAL MEDYADAN NASIL BESLENİYOR VE NASIL BESLİYORUZ? -Son Sözler-” için 2 yorum

  • 22/05/2011 tarihinde, saat 23:49
    Permalink

    açıkçası yazı, yayından henüz kaldırdığımız ‘twitterda mwitter’ yazısını çağrıştırdı. o yazıda twitterda mwitter http://twitter.com/m_witter adıyla yayın yapan kişiye yapılan hakıszlıklardan bahsediliyordu. yazıyı kaldırmamızın sebebi ise haksızlığı yapanlardan twitterda önde gelen bir ismin ‘bir şeyi yanlış anladığını, ateist olarak suçlanıldığını sandığını, ondan tepki gösterdiğini belirtmesi’ oldu. demek ki internet de yerine göre güçlüdür, etkindir. duruma göre.
    haa fikir ya da daha soyut konularda evet, bir zayıflığı var internetin. somut konularda ise daha güçlü.

    Yanıtla
  • 23/05/2011 tarihinde, saat 08:49
    Permalink

    Gayet güzel.Rabbimizin icraatına karışamayız ama o bizi hiçbir zaman çaresiz bırakmaz.Mücadeleye devam.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız