SON DÖNEM SİNEMA FİLMLERİ -Cenneti Olmasada Cehennemi Yeryüzüne İndirme Çabaları-

Son dönemde yapılan filmlere baktığımızda hikaye ve dramatik açıdan herhangi bir yenilik taşımayan sadece kurgusal şaşırtmacalar ve bol efektli teknik becerilerle sinemanın ayakta tutulmaya çalışıldığını görüyoruz.

ABD sineması bu tutunma sürecini tüm dünyada 3D sinemasıyla becerirken ülkemizde gişe üstünlüğünü ele geçiren Türk sineması ise 90’lar ve 2000’lerdeki Amerikan sinemasının becerikliliğini henüz yeni göstermektedir.

Yerli ve milli bir anlatımdan ise ferdi çıkışlar dışında uzağız.

(Sinemadaki seyirci kalabalığı AKP döneminin hediyesidir. Çünkü cebinde parası olanın işidir sinema ve sinemacı taifenin %80’i sabah akşam AKP’ye sövse de onların asıl velinimeti Tayyip Erdoğandır. Filmleri çekenlerin emeğine saygılıyız ama bir Muhsin Bey filminin gişesine bakın birde 1 milyon seyirci barajını aşan filmlere. Kalite başka gişe başka)

Bir mühendisler sinemasına dönen ABD sinemasından parlak ve pahalı yapımlara kısa kısa bakış atalım.

RİDDİCK

Son dönem aksiyon filmlerinde sıkça karşımıza çıkan Vin Diesel’in başrolünü oynadığı ‘Riddick Günlükleri’ üçlü serisinin devam filmi olan Riddick sıcaktan kavrulan kırmızı bir gezegende geçiyor.

Eski kral Riddick ihanete uğramış güneşten kavrulmuş ve üzerinde yaşam olmadığı düşünülen bir gezegende ölüme terk edilmiştir.

Ayakta kalan Riddick kendisine ihanet edenlerden intikam almak için envai-türlü mahlukla mücadele ederek sürüldüğü kızıl gezegende kendisini uzaya götürecek bir üs arar ve bulur.

Film klasik Amerikan hokkabazlığıyla kişisel zafer sarhoşluğu yaşatmaya çalışıyor. Hani bu tip filmlerin şöyle nötr bir tarafı vardır ne Allaha inanır nede inkar eder. Bu filmde o tarzda.

Örneğin filmin en masum ve en genç karakteri Luna ‘Tanrım meleklerini yardıma gönder’ derken katil sürüsü çetenin elemanları ‘Tanrıyı bu işe karıştırma. Biraz sonra olacaklara o da karışmak istemez.’ diyerek kilise düşmanlarını da memnun etmeye çalışmaktadır.

Çöllerle dolu gezegende o kadar imkânsızlığa rağmen kim başarılı olabilir ki elbette kral Riddick dedirtmeye çalışan film ailece izlenecek bir yapım değil.

Hayatta başarılı olmayı isteyen ama bu konuda talihi yaver gitmeyen seyirci için rehabilite edici olabilir.

PACİFİC RİM

Savaşçı robotların şöleni.

Fantastik bir bilim kurgu.

Küçük çocuklar hariç ailecek izlenebilir.

Guillermo del Toronun yönettiği filmin konusu kısaca şu; Denizden çıkan ve japonca Kaiju adı verilen dev yaratıklar şehirlere zarar vermektedir.Hangi aklı evvel düşünmüşse bunlarla silah yoluyla değil yine aynı şekilde devasa savaşçı robotlar yaparak mücadele edilmeye çalışılmaktadır.

Militarizme hizmet eden, güçlü değilsen yok olursun imajıyla herkesi ve herşeyi kendine düşman gören batı zihniyetinin efektif cambazlıklarla anlattığı bir kurtuluş hikayesi. Karakterleri ise naylon ve bildik karakterler. Zayıf karakterlerin üzerinden bir kaybediş sonra kendini buluş ve zafere ulaşma filmi. Bol katharsis soslu ama göz alıcı bir yapım.

THE YELLOW SEA

2010 Güney Kore yapımı bu filmde Amerikan aksiyonlarına taklid eden sahneleri ki aslında buna hiç ihtiyacı yokmuş özellikle karakterinin hikayesi ve öldürme sahneleriyle hafızalarda yer edinecek bir film.

Doğrusu film beni silahların patlamadığı ama balta,bıçak,nacak,kemik gibi bilumum kesici ve darb edici aletlerle dolu acımasız öldürme sahneleriyle şok etti.

Filmin hikayesi kumar borcundan dolayı mafyanın eline düşmüş bir taksi şoförünün borcunu ödemek üzere kiralık katil oluşunu anlatıyor.

Prodüksiyonda ezilen yıkılan arabalardan çok herhalde kan banyosuna dönen sahnelerdeki kan efektleri daha çok para yemiştir.

Birkaç sahnesinde cinselliği de kullanan tam teşhirci bir film.

Çok devran görmüş geçirmiş hatta kaşarlanmış uzman bir psikolog ve terapist eşliğinde izlenebilir.

THE MASTER

Kendisine saygı duyduğumuz bir yönetmen Paul Thomas Anderson’ın yönettiği yine kendilerine saygı duyduğumuz Philip Seymour Hoffman, Joaquin Phoenix gibi iyi oyuncuların oynadığı film hakikat arayışındaki seyirciyi ilgilendiren ama sinemada eğlenceyi arayan seyirci içinse son derece sıkıcı bir film.

Konusu kısaca şöyle;

Film 2. Dünya savaşı sonrası ABD’de geçmektedir. Psikolojik sorunları olan donanma eri olan Freddie’nin(Joaquin Phoenix) savaş sonrası yeni bir inanç kuramı ortaya atan ve bu konuda ülkeyi gezerek konferanslar veren Lancaster Dodd (P.S Hoffman) ile yolları kesişir. Dodd hakikati bulduğunu söylemekte ve insanlara yol göstermeye çalışmaktadır. Freddie’yse küçük insani zaaflarını inançtan alacağı güçle örtmeye ve kendi psikolojik sıkıntılarından kurtarmaya çalışmaktadır.Ve mücadele Dodd’a inanmayanlarla inananlar arasında devam eder.

P.T Anderson’un Kan Su Gibi Akacak filmiyle ilgili önceden derinlemesine bir analiz yazmıştık internette de pazarlamamamıza rağmen bir hayli rağbet görmüştü.

O filmdeki övgülerimizin devamını dilerdik ama ortaya çıkan film Amerikan vatandaşının zihin dünyasını yansıtsa da Türkiye gibi vahye ve hakikate daha yakın toplumları çokta ilgilendirmiyor. Sadece hurafe,batıl inanış ve uydurma şeyhler düzleminden bakılabilir ama böyle bir değerlendirme içinde bu filme ihtiyacımız yok.

Bir önceki filminde papazın şahsında dini,din adamını ve din düşüncesini kapitalizme, paraya öldürten Anderson bu filminde de ‘İnanç’ denilen saçmalığa ne kadar güvenebiliriz diyor. Özellikle hastalıklı karakterlerin inançlı olmasından bunu anlıyoruz.

Cemaat Hükümet tartışmasıyla da alakalı bir yönü var filmin.

Hakikati bir usta,şeyh,hoca olmaksızın bulabilirmiyiz?

Filmdeki Master yani hoca,şeyh,başfilozof rolünü oynayan P.S Hoffman filmin sonunda talebesi,şakirdi,müridi Joaquin Phoenix’e şunu der;

‘O topraksız özgürlüğe git ve sana bol şans. Bir ustaya hizmet etmeden yaşayabileceğin bir yol biliyorsan…herhangi bir ustaya…bizlere de haber ver, olur mu? Dünya tarihindeki ilk kişi olursun.’

(Yeni filmlerle devam edecek)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 2

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız