Slumdog Millionaire

İngiliz yönetmen Danny Boyle’un yönetmenliğini yaptığı Slumdog Millionaire (Milyoner kenar mahalle köpeği) ülkemizde ‘Milyoner’ adıyla gösterime girdi. Film oskarlara 10 dalda aday olduktan sonra en iyi film de dahil toplam 8 dalda ödül kazanarak 81.Oscar törenlerine damgasını vurmuştu. 8 dalda oskar alması beklenen bir başarıydı çünkü Slumdog’a rakib olarak gösterilen Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi (Brad Pitt’in oynadığı,David Fincher’in yönettiği oscarda hayli iddialı bir yapımdı) Slumdogla karşılaştırılınca sırtını trüklere dayamış gücünü teknik desteğinden alan bir nevi mühendisler sinemasının son cambazlığıydı.Gerek oyunculuk gerekse dramatik çatısının sağlamlığı ile Slumdog’ın bu filmi ezip geçeceği aşikardı.Ve nitekim de öyle oldu.Slumdog Millionaire bir İngiltere-Hindistan ortak yapımı. Film bizlere, Cemal’in küçük yaşlardan itibaren Mumbai (Bombay, Hindistan) varoşlarında sefalet içinde geçirdiği yılları ve kavuşmayı çok istediği çocukluk aşkı Latika’ya ulaşabilmek için bizdeki adıyla “Kim 500 milyar ister” filmdeki adıyla “Kim milyoner olmak ister” adlı yarışmaya katılması ve soruları tek tek bilerek ilerlemesini anlatıyor. Bu fakir kenar mahalle çocuğu profesörlerin bile bilemediği soruları bilmektedir ama nasıl? Zekasıyla mı kaderin yardımıyla mı? Evet filmin en önemli ve olumlu vurgularından birisi ‘kader’dir ama sadece bu kadar. Film bu anlamda dinsel bir temayı kullanarak bir mesaj verme kaygısı taşımıyor sadece finalinde Cemal’in kardeşi Salim’in ölürken dudağından dökülen “Allah büyüktür” cümlesi belki dini anlamda bir gönderme olabilir ama neticede filmin bütününe baktığımız zaman aksiyona ve Cemal’in hayat çizgisindeki aşka odaklandığını görüyoruz. Yani kader dediğimiz o inanılmaz güç, bağlantılar vs. yine meze ediliyor tabiri caizse.. Sinemada ve romanda son zamanlarda sıkça rastladığımız adına postmodernizm denilen maneviyatsız bir kader, dinsiz bir din, bir kokteyl..

Kokteyl kavramından devam edersek; film her ne kadar fakirlik, sefalet ve şiddetten yola çıkarak tüm bu sorunlara yol açan asıl problem nedir sorusuna odaklanacakmış gibi yapsa da soruya vereceği bir cevabı olmadığı için olacak sadece olaylara ayna olup masalsı bir kurguyla meseleyi halletmeye çalışıyor ve bu noktada yüzeysel kaçmaktan kurtulamıyor. Fakat tarafsız olmak gerekirse; gerek anlattığı hikayenin tatlı sonla bitişi gerekse çekimleri ve hind egzotizminin başarılı bir oyunculuk ve başarılı bir görüntü yönetmenliğiyle verilmiş olması, filmi seyirci nezdinde yemede yanında yat kıvamına getirmiş. Fakirlik üzerine bir filmden nasıl böylesine eğlencelik bir film çıkmış doğrusu şaşırdım, belki de el çabukluğu marifet, sinema sihirbazlığı işte bu, ama el emeği göz nuru bir iş olmuş.Tabii özellikle ana karakterin Müslüman olması bizim için filmi daha da ilgi çekici bir hale getiriyor. Özellikle de gözümüze oryantalist bir şeyler sokulmadan bunun yapılması.. Başroldeki Cemal’in (Dev Patel) annesini, daha çocuk yaşta Hinduların, Müslüman mahallesine yaptıkları bir saldırı sırasında kaybedip kardeşi Salim’le beraber sokaklara düşmesi, bizleri filmin ana karakterine hemen yakınlaştıran adeta bizden bir şeydi. Bu arada filme Hindistan’dan tepkiler varmış ama sebep Hinduların Müslüman mahallesine saldırıp Cemal ve kardeşini öksüz bırakması değil filmin kenar mahalle insanlarını hor görmesiymiş.. Bana pek inandırıcı gelmedi bu eleştiri. Bence Hindu basınını rahatsız eden Hint kültürünün bu sefaleti beslediğine dair filmin verdiği endirekt mesajlar olabilir. Özellikle polisin o Hindu vahşetine kayıtsız kalışının vurgulanışı.. Filmin Hindular kötüdür Müslümanlar iyidir diye bir derdi de yok, netice de Cemal iyi bir insan kardeşi ise mafya işlerine bulaşan kötü bir karakter olarak çok dinli Hindistan’da Müslüman kimliklerinden ötede bir kavga veriyorlar. Birisi katıldığı yarışma yoluyla sevgilisine ulaşma yolunda çırpınırken diğeri yıllarca ihanet ettiğini düşündüğü kardeşini kurtarmak için kendisini trajik hatta ironik bir şekilde desek daha doğru olur, feda ediyor. Aşkın ve kardeşliğin yanında para nedir ki, altın ve elmas sevgilinin yolunda harcanmadıktan sonra ne değeri var ki mesajını bizlere veriyor tatlı tatlı. Filmin finalinde Cemal’in sevgilisi Latika tarafından söylenen “Kiss me” sözü de zaten bize biraz “savaşma seviş felsefesine” götürüyor. Ama yine de Müslümanlara karşı normal sıradan objektif bir bakış bile.. nerdeyse bir ilk.. ve birilerini kızdırmaya yetiyor.

Bu arada filmin geçtiği mekandan da bahsetmek gerekiyor. İlginçtir, filmin çekildiği mekanların Hindistan’ın yakın zamanda yaşadığı terör olaylarıyla da ilgisi var. Film Mumbai’de geçiyor. Mumbai ismini çoğu insan gibi bende Hindistanda otellerin bombalanıp, turistlerin öldürüldüğü olaylarda duymuştum. Hindistan’da yeni kurulmuş bir şehir galiba diye düşünürken meğerse eski Bombay’ın yeni adının olduğunu Slomdog’da geçen bir diyalogla öğrendim. Filmin bir yerinde Hindistan’daki değişimi anlatmak için Bombay adının değiştirilip Mumbai yapıldığı söyleniyor. Aslında senarist Simon Beaufoy ve yönetmen Danny Boyle (Filmin senaryosunun Vikas Swarup’un yazdığı Q&A adlı kitaptan alındığını da belirtelim bu arada) Mumbai’de gecekondu semtlerini ortadan kaldırıp yerine dev binalar diken new kapitalizmin getirdiği hızlı değişime atıfta bulunmak da istiyor. Kokteyl babında tabii, değişik tadlar.. Ama Bombay’ın değişimine vurgu yapan sahnelerin verdiği duygusallık da doğrusu had safhadaydı. Film bu sahneleriyle adeta dünya durmuyor koşuyor, hatıralar, çocukluğa ait o güzel duygular, saflık ve masumiyet o kirli paralarla dikilen dev binaların altında ezilip yok oluyor diyordu. Ama işin garibi çocukluk daha beter geçmişti..(!)

Tabii, müziklere de değinmeden geçemeyeceğim, her ne kadar biz de kokteyle doğru gidiyor olsak da.. Müzikler çok güzeldi gerçekten ve hak ettiği şekilde oskarın en iyi müzik ve en iyi film şarkısı ödüllerini de aldı. Müzikleri yapan A.R Rahman’la ilgili ama bir parantez açmak istiyorum. 2001 yılında senaryosunu yazıp çektiğimiz ‘Oyunbaz ‘adlı filmde(2002’de Kanal A’da yayınlanmıştı) A.R. Rahman’ın “Mumbai Theme Tune” adlı parçasını kullanmıştık. Vakti zamanında keşfettiğimiz(!) Hindistan’ın bu değerli yeteneğinin şu an hak ettiği ödülü almış olması bizlerde de bir tebessüm meydana getirdi açıkçası. Ama müzikler gerçekten güzel.. ve filmin etkileyiciliğine katkısı büyük…

Peki bütün bunlardan sonra; acaba Slumdog Millionaire kalıcı olabilecek mi.. bu oscarlardan sonra sinema tarihindeki unutulmazlar arasında yerini alacak mı? Bir deyiş vardır, sinema asla sadece sinema değildir. Slomdog kadere vurgu yaptı ama onu ön plana çıkartan da sanki biraz kader oldu.. Bombay olayları, dünyanın şu an içinde bulunduğu kriz, hatta Obama’nın seçimi kazanması, Gazze… İslam,fakirlik v.s gibi gündemdeki konuların kadraj içinde yer alması filmi ilgi çekici hale getirmiş. Doğru zamanda doğru bir duruşu var filmin.. O da biraz filmin konjüktürel olduğu hissini uyandırıyor. Ama her şeyi de planlamış olamazlar değil mi?…. Bu yüzden belki kült bir film olamayacak ve zaten değil.. ama dünyada isyan bayrağını kaldırmış ayağa kalkmaya çalışan slamlara yani varoşlara dikkat çekmesiyle her zaman takdir edilecektir. Bu anlamda tek eksiği fakirlik ve sefaletin sebepleri üzerinde pek kafa yormaması. Daha doğrusu kokteyl mantığının gittikçe ağır basması.. Biz elbette filmden sosyolojik çözümlemeler yapıp kanayan yaramıza merhem olmasını beklemiyoruz, nedense eskiden beklerdik, hala da beklemek istiyoruz ve filmler de bunu vaat eder gibi yapıyor.. Ama işte piyasa böyle vs..

Neticede Transpotting gibi kült bir filmden sonra istediği çıkışı yapamayan Danny Boyle ’e, unutulmuşluğa terk edilmeye çalışılan bu fakir insanları tüm dünyaya hatırlattığı için teşekkür etmek gerekiyor ve en önemlisi de ilk kez oskar almış dünya çapında bir filmde eli ayağı düzgün bir Müslüman karakteri hiçbir şeyden korkmadan cesurca filmin merkezine oturttuğu için de ayrı bir övgü. Emeği geçen herkese teşekkürler. Ve son olarak; filmin asıl cevabını aradığı soru aslında Danny Boyle için de geçerli. Ona oskarları kazandıran neydi? Kader mi ,şans mı yoksa deha mı? Biz de filmin finalinde söylendiği gibi kader diyoruz ama sadece kader değil kader-i ilahi..

dannyboyle
Yönetmen Danny Boyle

 

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Slumdog Millionaire” için bir yorum

  • 12/04/2009 tarihinde, saat 16:19
    Permalink

    Süper filmdi hemde çok güzel. Benim arkadaşın bir kardeşi vardı bu filmdeki çocuğa çok benziyordu dev patel’e yani hemde acayip. O çocuğu bulup yerli versiyonunu çekesim geldi ama takliddende nefret ederim. Ne yapayım))

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız