Download Instagram Photos

SİNEMANIN İNSANİ YÖNÜ; ABBAS KİYARÜSTEMİ


Fransız sinemacı Jean-Luc Godard “Sinema, DW Griffith’le başlar Kiyarüstemi ile sonlanır.” der. Abbas Keyrüstemi

(1940-2016) İran sinemasının uluslararası alanda itibar kazanmasını sağlayan önemli bir yönetmendir. Pariste vefat etmesine rağmen İran İslam devriminden sonra ülkesini terk etmemiştir. Keyrüstemi, bu kararı için “ağacın kökü yerindedir… Eğer bir yerden başka bir yere taşırsanız meyve vermez… Eğer ülkemi terk etseydim, ben de aynı o ağaç gibi olurdum” der.

2016 yılında Ankaranın önemli kültür ve sanat merkezlerinden Cer modern sanat atölyesinde fotoğraf sergisi açılan Keyrüstemi aynı zamanda da iyi bir fotoğrafçıydı. Cer moderndeki fotograf sergisine gitmeyi çok istediğim halde gidemedim fakat yıllar önce Ankara Film Festivali’nde onun en güzel filmlerinden birisi olan ‘Zeytin Ağaçları Altında’ filmini izlemek nasip olmuştu. İslam sanatları içerisinde sinema nasıl olmalıdır sorusuna Keyrüsteminin filmlerine baktığımızda bize yardımcı olacağı görülecektir. ‘Aslı Gibidir’ filmi ile beraber rahmetli yönetmenin bizlere ne anlatmak istediğini ele alalım.
Keyrüstemi tanımayanlar için hatırlatacak olursak 1997’de ‘Kiraz’ın Tadı’ (Orijinal Adı:Ta’mi Kilas) filmiyle Cannes’da en iyi film ödülünü almış yetenekli bir yönetmendir.

Şimdi bahsedeceğimiz ‘Aslı Gibidir’ dünya medyası tarafından Juliette Binoche’un oynadığı film diye bahis konusu edilmiş ve 2010’da Cannes’de Juliette’e en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandırmıştır.
Bu filmin tahlilinden önce Keyrüstemi’nin izlediğim ilk filminden bahsetmek isterim.
Hayranlığımı kazandığı bu filmi ‘Zeytin Ağaçlarının Altında’yı Ankara film festivali kapsamında izlemiştim. Sene 1990’lar (herhâlde 1995’di) Türkiyede İslamcılık,Laik-Anti laiklik tartışmaları had safhada. İrtica gazete manşetlerinde halen lafı edilen bir tehlike iken ara sıra bu konuda suçlu ilan edilen İran’dan şehre bir film gelmiştir.İşte İran İslam devrimden sonrada ülkesiyle ilişkilerini kopartmamış İranlı bir sinemacının çektiği bu filmi Kavaklıdere sinemasında izlemeye gitmiştim.
Salonda başörtülü ve sakallı bir seyirci hatırlamıyorum hatta tam tersi bir seyirci profili vardı. Hasılı velkelam film başlayıp o muhteşem finaliyle bittiğinde o salondaki seyircinin ayağa kalkıp uzun uzun filmi alkışlaması beni şok etmişti. Çünkü sinemanın bulunduğu yerden dolayı Çankaya seyircisi özellikle festival izleyicisi sosyal demokrat ya da solun her hangi bir renginden olurdu ve işte tarafgirliğin had safhada olduğu o günlerde bu insanlar ideolojik takıntıyı bir tarafa bırakıp yönetmenin ve filmin hakkını nasıl da heyecanla vermişlerdi. Filmin muhteşem finaliyle beni de sarhoş edip yollamıştı yönetmen ve bir film nasıl olmalı sorusuna da güzel bir cevap almıştım aslında.
Aslı Gibidir(Özgün adı: Roonevesht barabar asl ast) filmine gelecek olursak İran, Belçika, İtalya, Fransa ortak yapımı bir film ve 2008 yapımı bu film İtalya’nın Toscana bölgesinde çekilmiş. Fransızca olarak çekilen film, yönetmenin, yabancı dilde çektiği ilk filmi olma özelliğini taşır. Neticede içinde yıldız bir oyuncu olsa da popülariteden uzak sade ve basit Keyrüstemi tarzı bir işle karşı karşıyayız.
Filmin konusu kısaca şöyle;
Bir İngiliz yazar olan James Miller (William Shimell), Sanatta kopyanın da aslı gibi değerli ve temaşa zevki veren bir ürün olduğunu iddia eden Copia Conferme adlı kitabının tanıtımı için İtalya’ya gelir ve Floransa civarındaki bir sanat galerisinin sahibi olan Fransız Elle (Juliette Binoche) ile tanışır.
İkili film boyunca, sanatta orijinal – kopya ilişkisini temel alarak kadın – erkek ilişkisini tartışırlarken bir restoranttaki yanlış anlaşılmayı gerçeğe çevirip kendilerini uzun süredir evli bir karı-koca gibi göstermeye başlarlar .
İşte bu noktadan sonra konuşmalara ve tartışmalara bakınca acaba gerçekten bunlar önceden evliydi de yönetmen mi bizden sakladı diye bizi şüpheye düşüren bir sahiciliğe bürünen ikilinin ilişkisi fondaki Toscana manzarası içerisinde akıp gider.
Keyrüsteminin son filmi ‘Aslı Gibidir’e gelince beni ‘Zeytin Ağaçları Altında’ filmi kadar etkilemedi sadece bir sahnedeki diyalog haricinde . O sahnedeki şu diyaloğ sanat nedir sorusuna cevap verir:
“Mesela şu selvilere bak çok güzeller, eşsizler…birbirinin aynısı iki selvi görmen imkansız.
Çok yaşlılar. Bana birisi onların bin yıllık olduğunu söylemişti.
Orijinallik, güzellik, yaş ve işlevsellik. İşte sanat eserinin tanımı.
Tek fark, onların bir galeride değil de dışarıda, arazide olmaları…hiç kimse onlara yeterince dikkat etmiyor.”
Diyalogda görüldüğü gibi ilahi sanata dikkat çekiyor Keyrüstemi. Bilindiği gibi sanat teorileri içerisinde bir objenin sanat eseri sayılması için şuurlu ve bilinçli bir şekilde yapılması şart koşulur ve materyalistçe bir yorumla da tabiattaki güzelliğe sanat adı verilmez denilir. Bu konuda yoğun bir tahşidat yapan Bediüzzaman’ı hatırlamamak haksızlık olur. O’na göre tabiat da ilahi bir sanattır.
Filmden bahsetmemin bir sebebi de sanat dünyasında ve yaşanılan hayatlardaki orjinallik takıntısının bir saplantı olduğuna dikkat çekilmesi.
Yönetmen iki insanın arasındaki sahte evlilik oyununda size, ‘Bakın, kopya sanat eseriyle gerçeği arasında bu sahte evlilik olayında olduğu gibi ne fark vardır? Sizler şimdi bunu ayırt edebiliyormusunuz ?’ sorusunu öyle bir soruyor ki film boyunca ikilinin diyaloglarına bakıp şaşkın şaşkın acaba gerçekten bu ikisi önceden evlimiydi sorusuyla boğuşmaktan bunalıp evet ‘taklidi de aslı gibidir’ demeye getiriyor sizi. Diğer Keyrüstemi filmleri gibi yine bol bol araba içi ve dışı kamera çekimleri var. Keyrüstemi seyircisini çıkartmaya çalıştığı seyrü sülük için herhalde işini en çok kolaylaştıranın arabalar olduğunu düşünüyor.
Ayrıca insanın seyrettiği bir güzelliğe illa sahip olmaması gerektiğini ‘sahibi kim olursa olsun da temaşası bana ait olsun’ düşüncesinin bile bir kazanım olduğunu size hissettirmeyi başarıyor film. Bu yönden de anti-kapital bir film.
Keyrüsteminin filmleri sahtelikten, yapaylıktan kurtulup hayatın sade ama güzel yönünü vermeye çalışır. Örneğin ‘Kiraz’ın Tadı’ filminin finalinde filmin kamera arkası görüntülerini vererek ‘İşte bizim çektiğimiz bir film kardeşim’ diyerek adeta hayatın değerini, yaşamın güzelliğini sahte sinema eserleriyle değil kendimize dönerek yaşamamızı ister. Yani aynaya yansıyan, perdeye yansıyan güzellik ve hikaye sizin için ilgi çekici ise o zaman yaşamlarınızda aynı değerde olmalı der. Godard’a ‘Sinema Keyrüstemiyle sonlanır’ sözünü söyletende bu felsefesidir.
Yönetmenin sinema macerasına baktığımızda bu filminde de çizgisini bozmadan sinemada yapaylığı kırmaya yönelik kurgu anlayışını kendi yazdığı senaryosunun her karesine sindirerek devam ettiriyor ve bu felsefesini ‘Aslı Gibidir’de başarıyla uyguluyor.
Abbas Keyrüstemi sinema hakikat ilişkisinde ya da daha doğrusu sinema yoluyla hakikati algılama konusunda kolay kolay geçilemeyecek ‘sahici’ filmler üretmiştir ve bu filmleriyle adını sadece bileğinin değil aklının+gönlünün hakkıyla sinema tarihinin unutulmazları arasına yazdırmayı başarmıştır.

BU YAZI SEBİLÜRREŞAD’DA (HAZİRAN/TEMMUZ 2019 SAYI:1041/42) YAYINLANMIŞTIR.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 3

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız