SİNEMADA EĞİTİM

Tüm yeryüzünde insanlık formel biçimde okulları,müfredatı ve öğretmenleriyle kendini eğitirken birde bunu dışardan informel biçimde yapan etkili bir araç vardır o da sinemadır.
Sinemanın etkisi öyle büyüktür ki örneğin Türk toplumunda Kemal Sunal’ın İnek Şaban tiplemesinden dolayı çocuklarına ‘Şaban’ismi veren aile sayısında korkunç bir azalma olmuştur.( 1970’li yıllarda ortalama 1.642, 1980’li yıllarda, ortalama 1.289’a düşmüştür. 2008 yılında ise nüfustaki büyük artışa rağmen sadece 225 bebeğe Şaban ismi verilmiştir)

Şimdi de Recep İvedik’le Recep ismi aşağılanmaktadır.

Sinema değişimi sadece isimlerde mi sağlamıştır elbette ahlak ve maneviyatta da.

Ahlak deyince Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin vazgeçilmez ders materyali ‘Çağrı’ filminden de bahsedelim sonra eğitimde sinemanın, filmlerin önemine değinelim.

Çağrı filmini izlemeyen yoktur herhalde. Din dersi zümrelerinde öğrencilere derslere izlettirilecek eğitim materyali olarak sıkça bahsedilir hatta kimi zaman ‘Acaba bakanlıktan,talim terbiyeden izin alınsa da şu filmi rahatça oynatsak’ denildiğini duyarız ama film aslında zararsız bir filmdir.

Neden mi?

Peygamberin hayatından bahseden bu film Yahudilerle yaptığı savaşlardan hiç bahsetmez.

Sebebi malum çünkü bu bir Hollywood filmi.

Çağrı filminin 25. Yıl versiyonu DVD’sinde filmin yönetmeni Akkad’ın bir röportajı vardır orada açıkça şunu itiraf eder: ‘Hollywood Yahudi hakimiyetindeydi onun için peygamberimizle ilgili bir filmi karşı çıkarlardı’ Akkad bir nevi rüşvetle filmi çekmiş ama sağolsun, varolsun eğitim dünyasının bu eksikliğe rağmen en çok faydalandığı film olmuştur.

Peki bu filmi 50 yıl daha oynatabilirmiyiz?

Zannetmem.

Artık direk eğitimle ilgili yada ilgisiz gibi gözüksede aslında bir nevi ruhları ve akılları terbiye etmeye aday filmleri çekmenin vakti geldi de geçiyor bile.

Günümüz dünyasında klasik eğitim anlayışının vazgeçilmezi olan okul, öğrenci ve öğretmen ilişkisi yerini hızla dijital dünyaya dayalı bir eğitim sistemine bırakmaktadır.

Formel eğitimle verilmesi hedeflenen değerler artık sadece okulda gerçekleştirilen bir kavram olmaktan çıkmış öğrencinin mobil olduğu anda bile sinema,film,oyun gibi dijital dünyadan gelen mesajlarla kontrollü ve kontrolsüz bir şekilde karşılaştığı hayati bir kavram olmuştur.

Yetişkinler içinde aynı süreç geçerlidir.

Eğitimin kişinin ruhi ve bedeni terbiyesini hedefleyip kendi özgüvenini kazandıran ve toplumun kültürüne entegrasyonu sağlayan bir süreç olduğu söylenebilir. İşte bu süreçte ortaya çıkan bariz bir durum da eğitimin bireyin toplumla çatışmayacağı toplumun ana değerleriyle uyumlu bir yaşam biçimine kadar uzanan bir değişimi hedeflediğidir. Özellikle Hayat Bilgisi, Tarih ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri gibi sosyal alana eğilen eğitim filmleri direkt buna odaklanır.

Şüphesiz etkileyici bir eğitim filmi çekmenin film dilini ve gramerini çözen bir anlayışla mümkün olduğu bilinmeli ve bu bilgiyle beceriye sahip olan yönetmen ve senaristlerin aynı zamanda özellikle ‘değerler eğitimi’ bağlamında verilecek duygu ve bilgiyi de iyi özümsemiş veya anlamış olmaları gerekir. Bu üretim sürecinde tasarımcı olarak yer alan eğitimcinin de bir filmin teknik şartlarından içeriğine kadar her süreci bilen birisi olarak müdahale etmesi daha sağlıklı sonuçlar verecektir.

Film, bir hikaye eşliğinde dayatmak istediği duygu ve düşünceyi seyirciye sunarken seyircide kendi kültürel kodları ile filmi izler ve kendi anlam dünyasıyla filmdeki olayları ve kişileri ölçüp bir değer biçer. Seyirci ile filmin bu karşılaşmasından seyirciye ait bilişsel ve duyuşsal anlamda zihin dünyasını etkileyen zevkler ve renkler ortaya çıkar, yeni imajlar oluşur. İşte bu imajlar hakikate işaret eden imgelerde barındırabilir tam tersi seyirciyi manipüle ederek yanlış yollara sürükleyip hakikate perdede olabilir. Filmlerdeki kurgulama ile gerçeği parçalama ve oluşturulmak istenen imaj doğrultusunda bir yönlendirme ustaca yapılabilmektedir.

Eğitim alanında da yapılacak eğitim filmleri de sinemanın bu gücünden faydalanmalıdır. Bir insan nasıl İngilizceyi iyi bilmeden bir İngiliz’e İslamiyet’i anlatamazsa sinema dilini bilmeyen bir yönetmenin de İslamiyet’i, dini değerleri doğru düzgün anlatması beklenemez. Sinema dili, geldiğimiz süreçte evrensellik kazanmış bir dildir. Karanlık bir salon ve tek odaklı bir perde ile seyircisini televizyondan daha çok etkileyen bir araçtır.

Artık bu konuda elini değil cümle bedenimizi taşın altına sokmanın vakti geldi de geçiyor bile.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 1

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız