SİNEMA ÜZERİNE-İNSANLAR DAHA ÇOK KISA FİLMLER İZLEMELİ

Esirgeyen Bağışlayan Allahın adıyla..

Günümüzün en büyük problemlerinden birisi de aşırı beklentiler. Herkes büyük beklentiler peşinde. Peki acaba sizce insanların sayısız uzun metraj film izlemesinin bunda rolü nedir, ya da bir etkisi var mıdır? Bence var ve fazlasıyla var. Çünkü bir film izlerken sadece bir film izlemiş olmuyorsunuz, bir hayat algısı, temposu da alıyorsunuz. Filmler ise izleyicinin ilgisini canlı tutmak için sürekli kaderi anlar, çarpıcı olaylar göstermek durumunda. Bir “kahraman” etrafında gelişen.. Ve bir yandan da çok anlamlı bir iskelet, bir akış. Bunu alan insan kendi hayatında da bunun karşılığını görmek ister hemen değil mi? Ama göremez. Çünkü hayat gayet sıradan, yavaş, anlamsız, absürdtür. Daha doğrusu hayat kısa filmlere daha uygundur. Kısa kısa bölümler vardır birbirinden bağımsız gibi görünen. O zaman algılarımız da bununla şartlanmış olmalı, buna uygun olmalı. Yani daha çok kısa film izlemiş olmalıyız. Değil mi?.. O zaman hayat çok anlamlı olmaya başlayacaktır.

Öte yandan hakikat kitabı olan Kuran, bu konuda da bizi adeta uyarmakta. Dikkat edin, baştan sona devam eden uzun hikaye bir tek Yusuf kıssasıdır Kuranda. Diğer kıssalar parça parçadır, arada kopukluklar vardır, yer yer hangisi önce hangisi sonra belli değildir, toplamdan bütüne ulaşılır, aynı olayın bir kaç versiyonda verildiği görülür vesaire. Bir şeyden bahsedilir, aradan adeta bir sürü zaman geçer, bir sürü başka şeylerden bahsedilir, sonra yine o şeyden bahsedilir. İşte bütün bunlar bize de, algımıza da bir uyarıdır, daha çok kısa bölümlere odaklanın anlamında, hayatın gerçekliği bu çünkü.

Bu girizgahtan sonra gelelim günümüze. İnternet aleminin kısa filmleri patlatacağını düşünüyordum. Ama tam tersi belki uzun filmlerin izlenme oranını artttırdı. Çünkü indirmeden izle sitelerinde insanlar sinemaya gitmeden, hatta cd alma zahmetine katlanmadan film izliyorlar çatır çatır. Aklıma şimdi Kadıköydeki bir kaçak cd satıcısı geldi. Kart bile bastırmıştı adam. Mitat.. Hani harf eksiltme de işin raconudur. Yakayı ele verirsen yırtmak için. Uyuşturucu verir gibi çaktırmadan verirlerdi bazen cdyi. Bazen bozuk çıkardı, sağlam bir yer bulup hep oradan almalıydınız. O da öyle bir devirdi. Bakın bu olaylar bile bir kısa film tadında anlamlı. Yoksa pek bir anlamı yok.

Hatta romanı da bu işin içine alabiliriz uzun metrajdan önce. Beklentilerin artması bunlara yol açtığı gibi bunlar da beklentileri, algıları iyice körüklemiş; her bir insan önce büyük beklentilere sonra da büyük çöküşlere, hayal kırıklıklarına, derken vurdumduymazlığa garkolmuş durumda dünyada. İnternet, kısa film, bu işi normalleştirecek diye umud ederken henüz istediğimiz boyutta değil. Dediğimiz gibi hatta belki tam tersi. Ama uzun metrajın da büyüsü gitti öte yandan. Sinema görmemiş insanlar arttı, bir filmi beklemek diye bir mefhum pek kalmadı. Bütün çekim hileleri ortalığa döküldü, ticari ve siyasi kısıtlamalar, tercihler sırıtttı, sinemanın gerçekliğini götürdü. Yani gelecek kısa filmlerin olabilir.

Rafet KÜÇÜK

1973 İstanbul doğumlu. Tefsir ve dinler tarihi ile ilgili.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 2

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız