Download Instagram Photos

SİNEMA MI BİZİ ETKİLİYOR YOKSA…

Görüntünün sözün önüne geçtiği, görselliğin ve imajın her şey olduğu bir çağda yaşıyoruz. Sokaktan eve kadar yaşadığımız bütün ortamlarda bizleri etkilemeye yönelik görsel bir bombardımanın altında
zihnimizde yeni imajlar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Böylece içsel olanın itildiği, görsel olanın ön plana çıkarıldığı, insanın sokağa, çarşıya davet edildiği gizli göndermelerin dünyasına davet ediliyoruz. Ünlü Rus sinemacı Andrey Tarkovski’nin ifadesiyle; “Resimler, görsel izlenimler bunu sözcüklerden daha iyi başarırlar. Özellikle de ‘söz’ün efsunlu ve büyüleyici boyutunu yitirdiği, bir zamanlar sahip olduğu sihri elimizden kaçırdığı günümüzde… Haberlere boğuluyoruz ama hayatımızı değiştirebilecek en önemli mesajlar bize ulaşmıyor” (1-KURBAN, Andrey Tarkovski, Dönemli yay. İst.1988.sh.175) der. Peki en önemli mesajlar nedir? Ruhumuzu kurtaracak mesajlar mı yoksa bedenimize haz yaşatacak mesajlar mı? Aslında Hz. Musanın karşısındaki sihirbazların yaptığı kandırmaca vizüeldir ve günümüz dünyasında bu ekranlar vasıtasıyla yapılmaktadır. Sinema, Tv ve internet ortamında görsel bombardıman maruz kalan ‘seyirci’ seyirden çıkıp gördüklerini ve kendisine gösterilenlerin ne anlama geldiğini iyi düşünmelidir.

SİNE-MASAL ANLATILAR

Özellikle Televizyon tek taraflı bir iletişim aracıdır ve propaganda gücüyle istediği kavramı ve kişiyi insanların zihinlerinde, istediği algılama biçimine uygun olarak oluşturmaya veya var olan zihinsel imajları etkileyerek değiştirmeye çalışır. Bu yönüyle dini açıdan iyi ve kötü olan değerleri yeniden kategorize eden bir meşrulaştırma aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir nevi elektronik uyuşturucu işlevi gören televizyon yayıncılığının pahalı bir araç olduğu düşünülürse egemen güçlerce kendi çıkarları doğrultusunda rahatlıkla kullanılabileceği de anlaşılabilir. Aile tarafından bir ayin havasında izlenen televizyon kültürel ve bireysel değerleri şekillendiren bir araçtır artık. Suni bir dünyayı reel bir dünya gibi göstermeye, doğruyu yanlışla, batılı hakla karıştırmaya çalışabilir. İslam’da mesaj bizzat insanla aracısız verilmek istenir. Gerek İslamiyet’teki Tebliğ müessesesi gerekse Hıristiyanlıktaki misyonerlik bu anlamda düşündürücüdür. Peygamberimiz namaza çağrı için boru, çan gibi aracıları red edip daha fıtri olan insan sesini kabul etmiştir. Sinema ise televizyondan daha eski bir araç. İnsanlığın sinemayı niçin icad ettiği sorusu verilen en ilgi çekici cevaplardan birisi ünlü Fransız sinema kuramcısı Andre Bazin’den gelmiştir.
Andre Bazin’e göre “insan ölümsüzlüğün ardında olduğu için gerçeğin benzerini yaratmaya çalışıyor” ve portre, modeli anımsamamıza yardım ettiğine, onu ikinci bir ölümden kurtardığına inanıldığı için yapılıyor (SİNEMADA ANLAM YARATMA, Seçil BÜKER,Milliyet yay.1989.sh 1.) İnsandaki sonsuzluk arzusu fıtri bir arzudur nitekim Şeytanda Hz. Adem’i “…Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.” (Araf Suresi, 20) düşüncesiyle kandırmıştır.
Bu sonsuzluk arzusu insanlığın sanatsal üretiminde ana motor olmuştur. Fakat sadece bu unutulmama arzusu değil hakikate ulaşma, benliğinden veya kâinattan yola çıkarak gerçeği arama macerasında kilise resimlerinden tutun filmsel üretimlere kadar birçok gösterge insanlığın manevi ve mistik duyguları tatmasında rehber olmuştur.

BAKANLAR ve GÖRENLER
Görüntü yani görünen evrensel bir simgedir. Modern tarih anlayışına göre mağara dönemi olarak bahsedilen insanlığın ilk döneminde bile iletişim dilinin mağaralara çizilmiş resimler olduğunu biliyoruz. Tıpkı ilk icat edilen alfabelerden birisi olarak görülen mısır hiyeroglifleri gibi kadim bir alfabede de resimsellik ön plandadır. Ünlü Arap seyyahı İbn-i Fadlan’ın 10.yy.’daki yolculuğunu anlatan 13. Savaşçı filmindeki13 şu çarpıcı diyalogda buna örnek verilebilir; İbn-i Fadlan’ın okum-yazma bildiğini duyan Vikingli barbar şöyle der, -Sen seslerin resmini yapabiliyormusun?

Hakikati ister sinema perdesinde ister tabiatta olsun kavramanın ilk yolu görme ve işitmedir. Burada niyet ve nazar önem kazanmaktadır. İnsanın kendisini anlamlandırması tabiatla beraber bir bütün halinde gerçekleştirmesi gereken bir eylemdir. Çünkü insanın kendisini anlamlandırması, çevresini anlamlandırmasıyla ilintilidir. Bu anlamlandırma sürecinde ise insanın önünde bir çok göstergeler bulunmaktadır. Bu göstergeler Allah’ı gizleyen, önüne perde olan değil, ona işaret eden gösteren anlamsal nesnelerdir. Dikkat edilecek olursa İslam kültüründe gerek Kuran-ı kerim gerekse tabiat için “ayet” tabiri kullanılır. Ayet işaret eden gösteren demektir.Yine alem kelimeside işaret sembol anlamına gelir ve tabiat alemi, hayvanlar alemi diyerek aslında yaratılanların bir şeye alem olduğunu yani işaret ettiğini söylemiş oluruz.Âlem, alamet, işaret sembolse neye işaret etmektedir? Elbette ki yaratıcısına. Yine Kur’an-ı Kerim’de bir çok sureye manevi kavramlardan değil maddi nesnelerden ad verildiğini görüyoruz.( 114 surenin sadece 14 tanesi manevi kavrama tekabül eder) Varlık cansız, ölü, camid yığınlar değildir her biri Allah’ı tesbih etmekte onu hatırlayıp hatırlatmaktadırlar.
“ Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Hadid suresi.1.ayet) Kuran-ı kerimde Fatiha suresindeki ‘rabbülalemin’ ifadesine dikkat edilecek olursa “: Bu kelimenin sonundaki yalnız i’rab alâmetidir, gibi; veya cem’ alâmetidir. Çünkü, âlemin ihtiva ettiği cüzlerin her birisi bir âlemdir. Veyahut, yalnız manzume-i şemsiyeye münhasır değildir. Cenab-ı Hakkın, şu gayr-i mütenahî fezada çok âlemleri vardır. Evet, ve ‘de olduğu gibi, burada da ukalaya mahsus cem’ sigasıyla gayr-i ukala cem’lendirilmiştir. Bu ise kavaide muhaliftir?Evet, âlemin ihtiva ettiği uzuvların birer akıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmesi, belâgatın en makbul bir prensibidir. Zira, kâinatın “âlem” ile tesmiyesi, kâinatın sâniine olan delâleti, şehadeti, işareti içindir. Binaenaleyh, kâinatın uzuvları da, sânie olan delâletleri, şehadetleri için, birer âlem olmaları icab eder. Öyle ise, sâniin, o uzuvları terbiyesinden ve o uzuvların da sânii i’lâm etmelerinden anlaşılır ki, o uzuvlar birer hayy, birer akıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmiştir; binaenaleyh, bu cem’de kavaide muhalefet yoktur. (Bediüzzaman Said Nursi, İşaratül İcaz, sh.28 Zehra yay.İst.2006)
Evet konuşan kainatı göstermek gerekiyor. İman sahibi bir insan için tabiatı anlatan bir belgesel; bize Allah’ın kuvvetini, kudretini haykıran Tevhide dair bir derstir aynı zamanda. Tabiat ayetleri, yeryüzünün her yerinde ders vermektedir ve işitsel-görsel malzemeler bunun en güzel örneklerini ayağımıza getirmektedir. “Ne tarafa dönerseniz dönün Allah’ın vechi (yönü, onu hatırlatan zatı) oradadır” (Bakara suresi 115) 15.
Burada salt tabiat görüntüsünün güzel bir formla verilmesinden ziyade bunun ikinci aşaması olan mülkün melekut boyutunu, yani bir de görünenin arkasındaki kudret elini, mistik hadiseleri hatırlatmak isteriz. Sinemada mistisizm bir kaide değil ama bazen insan ruhunun bilinmezleri ve görünmeyen varlıklar üzerine filmler çekilmiştir. Dini film tabir edebileceğimiz bir janr yani tür de ortaya çıkmıştır. Fakat asıl; konusu ve ilham kaynağı dini olmasa bile hayatın içinden hikâyeler anlatan yönetmenler ve senaristler manevi tatmini hedefleyen ruhsal bir arayış içinde olmuşlardır.

KABUK ÖZ BEDEN RUH İÇİN YARATILMIŞTIR

Ünlü Japon yönetmen Kurosawa “dış gerçeğin taklidine karşıyım, sanat iç dünyanın, iç gerçeğin temaşasıdır” der. (Düş,Gerçeklik ve Sinema,Sadık Yalsızuçanlar, Ayşe Şasa,İhsan Kabil, sh.72, İz yay.İst,1997.)
Bir diğer ünlü yönetmen Federico Fellini ise “ Gerçeklik gördüğümüzden çok daha fazladır. Herhangi bir görünümü alın, bir görülebilir, yüzeysel yanı vardır; bir de gizli, gizemli, görüntüsel yanı. Benim ilgilendiğim şey nesnelerin arkasındakini göstermektir yalnızca, görünen şeyler üzerine açıklama yapmak değil.” (A.E. sh.76, İz yay.İst,1997.)
Fransız yönetmen Robert Bresson “Hükmeden içtir. Biliyorum bütünüyle dış olan bir sanat için(sinema) bu paradokslu görülebilir.” ( A.E. sh.151, İz yay.İst,1997.)
derken A. Tarkovski insanın manevi varlığına dikkat çekerek görünenin ötesi üzerinde kendisinin bir arayış içinde olduğunu ve bunu enfüsi tecrübelerden yola çıkarak yapmaya çalıştığını şu sözleriyle söyler. “Benim için insan, esas olarak manevi bir varlıktır ve hayatının manası bunu geliştirmekten meydana gelir. Eğer bunda başarısızlığa uğrarsa, toplum bozulur….. Öznel mantığı-düşünceler, düşler, hatıra- göstermenin yolunu arıyorum.” (A.E. sh.149, İz yay.İst,1997)
Aslolan içtir, özdür, lübbdür, dış olan, kabuk olan, kışr olan bu özü korumak içindir. Sinemada da güzel erkek ve kadın suretiyle kurulmak istenen dünyalarda bu dışsallığın basitliğini paylaşan işlerdir. Tarih sinemada bizleri içsel yolculuğa çıkartanları selamlamaktadır.

(Bu yazı Sebilürreşad Mayıs 2019 sayısında yayınlanmıştır)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

SİNEMA MI BİZİ ETKİLİYOR YOKSA…” için bir yorum

  • 09/07/2019 tarihinde, saat 03:46
    Permalink

    İbrahim bey, kaleminize sağlık, dağarcığınıza bereket olsun. İrfanınızla tenvir eylediniz. Varolun.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 4 + 3

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız