SİNEMA FİLMLERİNDE MADDİ VE MANEVİ ÖRGÜTLENME -SON-

(Bu yazımız Kamuda SOSYAL POLİTİKA dergisinde yayınlanmış olup sizlerle de paylaşıyoruz)

YERLİ YAPIMLAR ve ÖRGÜTLENME

Yerli yapımlara gelince Türk sinema tarihindeki ilk işçi filmi sayılan Muzaffer Hiçdurmaz’ın yönetmenliğini yaptığı Çark, cam atölyesinde başlayıp tersanede devam eden ve ortaçağ çalışma düzenine sahip Kazlıçeşme deri işçilerine kadar uzanan kurgusuyla öylesine etkileyici olmuştur ki Kazlıçeşme işçileri, filmden de etkilenerek, çekimlerden 20 gün sonra greve gitmiş ve grevin ardından Kazlıçeşme kapanmıştır.(4)

İkinci bahsedeceğimiz film ise Ertem Göreç’in yönettiği 1964 yapımı Karanlıkta Uyananlar’dır. 1965 Antalya Altın Portakal Film Festvali’nin ödüllü filmi, fabrika işçilerinin grevlerini konu almasıyla Çark filmi ile beraber maddi ve evrensel örgütlenme biçimine örnektir.

Son olarak manevi ve yerel örgütlenme biçiminin çarpıcı bir örneği olan Mehmet Tanrısever’in yönettiği Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatından yola çıkarak çekilen Hür Adam(2011) ve yönetmenliğini Esin Orhan’ın yaptığı yine Said Nursi’nin hayatının anlatıldığı 2011 yapımı animasyon bir çalışma olan Sadık Kul Barla filmlerine göz atmakta fayda var.

Özellikle bu iki filmden bahsetmemizin sebebi aktüel bir durumu içermesindendir. Bilindiği gibi Bediüzzaman Said Nursi 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler tarafından yeni rejime muhalif görüldüğü için 1925 yılında o tarihlerde yolu bile olmayan Isparta-Barla’ya sürgün edilmiş ve ölüm tarihi olan 1960’a kadar da takip ve baskıya maruz kalmıştır. Said Nursi gönderildiği Barla’da ‘Sadık Kul Barla’ filminde anlatıldığı gibi ilahi hakikatleri insanlara anlatma ve ulaştırma gayreti içerisinde olmuş ve daha çok kamuoyunda Nurculuk olarak bilinen yaygın bir akımı organize etmeyi başarmıştır. Bu akımın farklı adlardaki türevleri şu an etkin birer cemaat/vakıf ve örgütlenme biçimleri olup Türkiye’de ve yurt dışında çalışmalarını devam ettirmektedirler.

Hür Adam filminde Said Nursi’yi sürgüne gönderen devlet erki tarafından senaryoda dillendirilen şu diyalog uzun vadede büyümeyi hedefleyen zayıf bir hareketin örgütlenme kültürü için ilginçtir: ‘Devlet, belirli bir kesim tarafından ve siyasetle yönetilir. Hâlbuki medeniyeti fertler taşır. Onun için Said de o medeniyeti taşıyacak fertleri yetiştiriyor. Bu yüzden bizim onu kitleleştirmek oyunumuza gelmiyor. Tek tek fertlerle meşgul oluyor. Siyasetten bilerek uzak duruyor, çalışmalarını bir yüzyıla yayarak hep geleceğe vurgular yaparak oyunumuzu bozuyor.”(Hür Adam filminden)

Yine Said Nursi bir amaca ulaşmada dindar birisi olduğu halde en muhalif zannedilen karşı dinden insanlarla bile ittifak etmeyi düşünebilmektedir;

“Bu ahir zamanda; Hristiyanlar, Museviler ve Müslümanlar ihtilaf noktalarımızı bir kenara bırakıp ortak düşmanımız olan ahlâksızlık, dinsizlik ve sefahate karşı birleşmeliyiz. Allah yolunda bir ve beraber olmalıyız.” (Hür Adam filminden) diyebilmektedir.

Kendi hayatında birlik ve beraberlik içerisinde olmayı ve bunu sadece cemaat içi bireylerle değil toplumun her kesimiyle çatışmacı bir zihniyetten uzak diyalog ve iletişim içerisinde yürütmeyi isteyen Said Nursi, “Evet, üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz on bir kıymet alır” (5) diyerek birlikten kuvvet doğar felsefesini ilginç örneklerle takipçilerine aktarmıştır. Ayrıca “Hatta dikiş iğneleri yapan on adam, ayrı ayrı yapmaya çalışmışlar. O ferdî çalışmanın, her günde yalnız üç iğne, o ferdî sanatın meyvesi olmuş. Sonra, teşrikü’l-mesai düsturuyla on adam birleşmişler. Biri demir getirip, biri ocak yandırıp, biri delik açar, biri ocağa sokar, biri ucunu sivriltir ve hakeza… Her birisi iğne yapmak sanatında yalnız cüz’î bir işle meşgul olup, iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi olmayıp, o hizmette meleke kazanarak, gayet süratle işini görmüş. Sonra, o teşrik-i mesai ve taksim-i a’mâl düsturuyla olan sanatın semeresini taksim etmişler. Her birisine bir günde üç iğneye bedel üç yüz iğne düştüğünü görmüşler.”(6) örneği ile maddi bir örgütlenmeyi manevi bir örgütlenmeye tatbik ederek uhrevî ve nuranî olan işlerde de aynı ortak ruhla hareket edildiğinde kazançlı çıkacaklarını zamanın ruhunu okuyan bir örnekleme ile yapmıştır.

SON SÖZLER

Yukarıda gerek reel hayat gerekse bir hayal perdesi olan sinemadan verdiğimiz örneklerde daha çok evrensel olan ‘Birlikten kuvvet doğar.’ felsefesini anlatmaya çalıştık. Sinemanın bizatihi örgütlü bir üretim modeli olması ve bünyesinde sanat gibi manevi unsurlarla beraber iktisadi anlamda bir bölüşüm ve kazanımı içermesi örgüt kültürü ve örgütlenme açısından da ilginç bir örnektir.
Sinemanın üretim biçimi kadar içeriğini oluşturan felsefe ve dram anlayışının da bir tahlile tabi tutulması gerekiyor. Unutulmaması gereken şey sinemanın asla sadece sinema olmadığıdır.

Günümüz dünyasında Amerikan globalizmi ile yaygınlaşmış Amerikan Sinemasının sadece yapım, dağıtım ve gösterim zincirindeki hâkimiyetiyle evrenselleşmediği sinemanın dilini de kendi evrensellik anlayışıyla her ülkede taklit edilir hale getirdiği düşünülürse bu sorunun kültürel kodlarımıza kadar uzanan bir kısım açmazı barındırdığı söylenebilir. Batı kaynaklı örgütlü bir küreselleşmenin farklılaştırmayıp tam tersi tüm kültürel imajları aynileştirmeye çalıştığı düşünülürse bu hakim söylemin dramatik anlayışımıza ve sinema dilimize de sızdığını söyleyebiliriz. Komedi filmi olarak çekilen ‘Recep İvedik’ serisinin gişe rekorlarını elinde tuttuğu düşünülürse bu eleştirinin pekte haksız olduğu söylenemez. Hatta Türk dizi sektörü kendi emekçilerinin ezilmesine aldırmayan bir havada örgütsüz ilerlerken becerdiği tek şey taklit ettiği batı mantalitesini bile şaşırtacak ‘kuralsızlığı’ yapımlarında işlemesidir.

Bir zamanlar bu nasıl ahlaksızlık diyerek kimi ülkelerden ihraç edilen ‘Dallas’ dizisi şu an ki popüler anlatım kalıplarının yer bulduğu Türk dizilerindeki işlenen konularla karşılaştırıldığında herhalde daha masum kalacaktır.

Marksist kuramın insanın yabancılaşmasından başlayan sorunu çözme gayretinde en sık yaptığı vurgu, örgütlü bir kültürle direnişe geçilmesi gerektiği iken İslami kaynaklı oluşumlarda yeni bir medeniyet inşasında parti, sendika, cemaat ve vakıf gibi farklı alanlardaki örgütlenmelerle aynı direnişi gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Sinema ise bu direnişe ayna olan çağın tanığıdır. Böylesine önemli bir tanığın yokluğu ya da meramını iyi anlatamaması dava sahiplerinin kaybetmesine sebep olan en mühim amildir.

DİPNOTLAR

4-Alin Taşçıyan (27 Aralık 2002). “”Bir film çekti, işçiler greve gitti”. Milliyet. 21 Mayıs 2012 http://www.milliyet.com.tr/2002/12/27/cumartesi/cum03.html. Son erişim tarihi: 24.06.2012
5- Lem’alar, B.Said Nursi, sh.200, Zehra Yay.,İstanbul,2006.
6-Lem’alar, B.Said Nursi, sh.204. Zehra Yay.,İstanbul,2006. Ayrıca aynı eserde sh.192’de“Avrupa komiteleri içinde en şiddetlisi ve en te’sirlisi ve bir cihette en kuvvetlisi, cins-i lâtif ve zaîf ve nâzik olan kadınların Amerika’daki Hukuk ve Hürriyet-i Nisvan Komitesi olduğu… Hem milletler içinde az ve zaif olan Ermenilerin komitesi, gösterdikleri kuvvetli fedakârane vaziyetle bu müddeâmızı te’yid ediyor.’ diyerek ittifak içerisinde organize olmuş güçlerin başarılı olacağını kaydetmiştir.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

SİNEMA FİLMLERİNDE MADDİ VE MANEVİ ÖRGÜTLENME -SON-” için bir yorum

  • 15/09/2012 tarihinde, saat 21:04
    Permalink

    kaleminize sağlık
    İktisatta meşhur yazar Adam Smith iş bölümünün üretimi nasıl arttırdığını toplu iğne üretimiyle ilgili bir örnekle açıklar. Tek bir kişi,yapılması için on aşaması olan bir iğneden günde sadece on tane yapabilmektedir;fakat her aşamayı yazlızca bir kişi yapsa yani on kişi çalıştırsak bir günde üretilen iğne sayısı 4800’e çıkıyor;ama her biri her aşamayı yapsaydı sadece 100 iğne üretilecekti.Bu demek oluyor ki,iş bölümü iğne üretimini 48 kat arttırmış.Ayrıca işçinin belli bir aşamada uzmanlaşması o teknolojiyi kullanmanın yeni yolları bulunarak arttırılabilir,bu da daha hızlı üretime sebep olur.
    organize olmak evet ve ABD globalizminin yapım dağıtım gösterim zincirindeki hakimiyeti ile evrenselleşmediği sinemanın dilini de kendi evrensellik anlayışıyla her ülkede taklit edilir hale getirdiği ve kendi sineması ile gittiği ülkenin sinema dilini aynı kendi diline benzetmesi ,hatta bu özenen bezenen zayıf kültürün bu kötü dili daha da ileri götürmesi burası çok güzel bir tespit . O zaman ümitisiz olmamak lazım müslümanlar organize bir şekilde kendi sinema dilini oluşturma yolunda çabalasalar biiznillah her şey daha güzel olacak , AMA şu da çok çirkin Hür adam Bediüzzaman filmini bizim cemaatten bi adam çekmedi bizim cemaati kullanmaya çalıştı kendi egosu için,evet malum cemaat böyle enaniyetli yaklaşımları bırakır inşaalah,müslüman bir kardeşin yaptığı ve seviyeli bir filmi destekleseler ve müslüman yönetmenler daha güzel filmler çekseler ve yapımcılarada cesaretlenseler , VE hatta bu çağın en büyük psikolojik harp silahı sinemada müslümanların kendi sinema dilini oluşturmaları için organize olmaları ve kardeşlerinin projelerini kibir ve enaniyetten arınıp o kadar çok gol yediğimiz ve geri olduğumuz alan olan sinemada organize olmadan bu işin zor olacağı ortada.öyle mesih beklemeye gerek yok ,DEdiĞİNİZ GİBİ BUGÜN DALLAS ne kadar masumane kalıyor bizden çıkan filmlerin yanında.. bunun derdinde duasında çabasında olalım,yoksa daha çok gol yiycez bu gidişle…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız