buy Instagram followers

SİNEMA FİLMLERİNDE MADDİ VE MANEVİ ÖRGÜTLENME-I-

(Bu yazımız Kamuda SOSYAL POLİTİKA dergisinde yayınlanmış olup sizlerle de paylaşıyoruz)

‘Sinema’ ve ‘Örgüt’ kelimesinin iki tehlikeli kelime olduğunu söylemek abartılı olmaz.

Sinema filmleri, hakim güçleri rahatsız ettiği için sansüre uğradığı gibi örgüt ya da örgütlenmeyle aynı değerdeki toplumsal hareketler de iktidarı elinde bulunduranları rahatsız etmiştir.

Sinema, çekim öncesi, çekim anı ve çekim sonrasını kapsayan kollektif bir sanattır. Bu süreçte senarist ya da senaristlerin kaleminden çıkan metnin, yapımcı ve yönetmenin organizasyonuyla oyuncu ve teknik ekibin ortak çalışması neticesinde dijital ya da kimyasal işlemler sonucu hareketli görüntü ve sese dökülür. Dağıtım ağı, sinema salonları ve başta TV olmak üzere gösterildiği dijital ortamlarda ayrı bir örgütlü alandır. Fakat bizim bu yazıdaki ana temamız örgütlenmeyi konu edinen sinema filmleri olacaktır.

Son yıllara kadar peliküle (35 ya da 16 mm film şeritleri) aktarılan filmler artık dijital kameralarla çekilip dijital ortamlarda sunulmaya başlandı. Bu da üretim biçimi ve ilişkilerini düzenleyen sessiz bir devrim oldu.

“Örgüt” kelimesiyle ilk olarak ortak bir amaç veya işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş, organize olan bireylerin oluşturduğu topluluk kastedilir ve ülkemizde daha çok maddi çıkarlar etrafında bir yapılanmayı çağrıştırır. Batı kaynaklı ideolojik hareketlerin yapılanma biçimine de “örgüt” deriz. Tam tersi aynı işlevi gören dini referanslı organize topluluklara ise cemaat denilmektedir.

Burada “örgüt” denilince maddi menfaatle beraber pek akla gelmeyen manevi menfaatten de bahsedebiliriz çünkü örgüt kültürünü oluşturan en başat kavramlara bakıldığında değerler, normlar ve varsayımların manevi kavramlar olduğu görülecektir.(1)

Bu açıdan örgütlenmeyi, örgütlenen bireylerin oluşturduğu ortak akıl ve iradenin önceliğine göre maddi ve manevi örgütlenme şeklinde ikiye ayırabiliriz. Her iki örgütlenme şeklini de beslendiği kaynaklar, referansları ve organize olmasına sebep olan olaylara göre de yerli ve evrensel örgütler olarak ikiye ayırabiliriz.

Yerli aktörlerin dışarıdan gelen bir kavram olan örgütlenmenin yabancı mantığını kendi hayat felsefelerine göre oluşturarak yerlileştirmelerine örgüt kültürü üzerine yapılan çalışmalarda ‘kopyalama’, ‘çeviri’ ya da ‘brikolaj’ gibi kavramlarla analiz edilmektedir zaten.(2)

Bu anlamda kendisi de bizatihi örgütlü bir iş olan sinema alanındaki önemli yapımlara maddi ve manevi örgütlenme açısından bakacağız. Önemli gördüğümüz bazı filmleri modern lügatçemizde yer alan ‘örgüt’ kavramıyla beraber değerlendireceğiz.

Yabancı Yapımlarda Örgütlenme

Sinemada direkt örgütlenme, sendikal hareketlerden bahseden yerli ve yabancı filmler olduğu gibi pek çok filmde de örgüt kelimesini kullanmadan ama örgütlenmenin en önemli işlevi olan ‘Birlikten kuvvet doğar.’ felsefesi işlenmiştir.

Bu filmlerden en ünlüsü Akira Kurosawa’nın 1954 yapımı iki Oskarlı Yedi Samuray (Shichinin no Samurai) filmidir. Film bize yerli bir örgütlenme biçimini manevi unsurlarıyla beraber anlatır.

Yedi Samuray filminden bir sahne

16. yüzyıl Japonya’sında silahlı bir çete olan “nobushi”ler zayıf ve sahipsiz köylerde dehşet saçmaktadırlar. Nobishi’lerin saldırısına uğrayan ve ürünleri yağmalanan fakir bir köyün ahalisi bir “Ronin”den (Efendisiz Samuray) yardım ister. O da kendisi gibi işsiz olan 6 samuray ile birlikte silah bile satın alamayacak kadar fakir olan bu köylülere karın tokluğuna kendilerini savunmasını öğretirler ve hep birlikte haydutlarla kıyasıya bir savaşa girerler.

İşte filmin etkileyici tarafı ‘Zayıf da olsan birlikten, örgütlenmeden gelen güçle zafere ulaşırsın.’ mesajını özellikle maddi bir çıkar gözetmeden sadece karın tokluğuna savunmaya karar vermiş samurayların özverisiyle destekleyerek sağlamaktadır. İyi senaryo, iyi oyunculuk, başarılı kurgu ve yönetmenlik gibi unsurlar elbette bu işin olmazsa olmazıdır.

Bu konuda etkileyici diğer bir yapım ise yönetmen ve oyunculuk dalları dahil sekiz Oskara sahip olan 1954 yapımı Rıhtımlar Üstünde (On the Waterfront)’dir. Bu filmi henüz küçük bir çocuk iken 1913 yılında Kayseri’den A.B.D’ye göçmüş olan ünlü yönetmen Elia Kazan yönetmiştir. Film işçi sınıfının organize olmasıyla gelişen sosyal konuları ele almaktadır.

Rıhtımlar Üstünde filminden bir sahne

Film ilk başta maddi örgütlenmenin en önemli yolu olan sendikanın kötü adamların eline geçtiğini vurgular ama bir papaz karakteriyle gelen manevi destek sendikanın kötülerin elinden kurtarılması gerektiğini söyler.

“Papaz: Durun biraz.Bu durumu öylece kabullenecek misiniz? Sendikanıza ne oldu?
Ülkedeki hiçbir sendika bu durumu kabul etmezdi.
İşçi: Limanda durum daha zor Peder, burası sanki Amerika değil. Bizim şubede işler nasıl yürür bilir misiniz?
-Hayır. Nasıl?
-Toplantıda bir şey söylemeye kalkarsan birden ışıklar söner, kendini dışarıda bulursun. Johnny ve çetesi bu şubeyi ele geçirdiğinden beri durum böyle. Dayak yemeden rahatça konuşabileceğimiz bir yer var mı söyleyin?
-Kilise.
-Ne?
-Kilise salonu.
-Başınıza nasıl bir iş aldığınızın farkında mısınız? “

Filmin kahramanı Terry sendika patronu Johnny Friendly’in gayr-i meşru işlerini açığa çıkartınca limanda dışlanır ama sonunda Johnny cesareti ve papazında desteği ile işçileri yanına alarak Terry’nin çetesine karşı zafer kazanır.

Bu kavgada sendika gibi evrensel ve maddi örgütlenmenin destekçisi papaz manevi boyutu temsil eden bir kişidir.

Bir diğer film ise 1940 ABD yapımı Gazap Üzümleri’dir( The Grapes of Wrath) Nobel edebiyat ödüllü ABD’li yazar John Steinbeck’in 1939 yılında yazdığı, kendisine Pulitzer Ödülü’nü getiren aynı adlı romanından senaryosunu Nunnally Johnson’ın uyarlayıp yazdığı bu filmi John Ford yönetmiştir.

Film, küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tarafından aldatıldığı, insanların kuraklık, yoksulluk, zorbalık veya sadece açlık yüzünden evlerini terk etmek zorunda kaldığı 1930’ların Amerikasını anlatmaktadır.

Başrol oyuncusu Henry Fonda olan filmin sendika yanlısı duruşu hem romanın yazarı John Steinbeck’in hem yönetmen John Ford ‘un McCarthy tarafından komünizm yanlısı eğilimleri olduğu iddiasıyla Kongre’de soruşturmaya uğramalarına yol açmıştı.

İronik bir şekilde film Josef Stalin’in emri ile 1940 yılında Sovyetler Birliği’nde de yasaklandı. Yasaklanma gerekçesi ise filmde en fakir ABD’lilerin bile araba sahibi olabileceğinin gösteriliyor olmasıydı.(3)

Özellikle cahil ve örgütsüz insanların kapitalizm karşısında çaresizliğini anlatan şu diyaloglar çok ilginçtir. Çiftliğe arabasıyla gelen zengin adam fakir ailenin topraklarına bankanın el koyduğunu söyler;

“-Bana emir verildi. Buradan gitmenizi söylememi istediler.
-Kendi toprağımı terk mi edeceğim?
– Beni suçlama. Bu benim suçum değil.
– Kimin suçu?
-Toprağın sahibi kim biliyorsun.Shawnee Tarım ve Hayvancılık.
– O da kim?
– Kimse. Bu bir şirket.
-Bir başkanları yok mu? Tüfeğin ne işe yaradığını bilen biri yok mu?
-Evlat, bu onun suçu değil. Ona ne yapacağını banka söylüyor.
– Peki. Banka nerede?
– Tulsa. Ondan ne istiyorsun?
-O sadece bir müdür. O da emirleri uygulamaktan delirmek üzere.
– Peki kimi vuracağız?
– Bilmiyorum kardeş.
-Bilseydim, söylerdim. Kimi suçlayacağımı bilmiyorum.
-Beni iyi dinle bayım, kimse beni toprağımdan atamaz. “

Kapitalist sistem öyle acımasızdır ki sömürülen, ezilen insan kim tarafından ezildiğini bile anlamamakta, bırakın insani hürriyetini yaşamayı uğradığı haksızlığı ortadan kaldırmak için kime karşı çıkacağını bile bilememektedir. Filmin ucuz işçi çalıştırılan şeftali bahçeleriyle ilgili bir bölümde toplama işiyle ilgili grev kırıcılığa atıfta bulunarak ancak bir ve beraber olan insanların örgütlendikleri zaman emeklerinin tam hakkını alabileceklerini anlatır.

Bahsedeceğimiz son yabancı yapım Germinal…

Germinal, genellikle Émile Zola’nın en iyi eseri ve Fransız edebiyatının en iyi romanlarından biri olarak gösterilir. Roman, 1860’larda Kuzey Fransa’da, uzlaşmaya yanaşmayan maden işçilerinin şiddetli ve gerçek grev öyküsünü konu alır. Germinal’in, yüzün üzerinde ülkede orijinali ve çevirileri yayınlanmıştır. Ayrıca eser beş sinema uyarlaması ve iki televizyon yapımına ilham kaynağı olmuştur.

Germinal’de maddi örgütlenmeye derin bir inanç vardır ve bir karakterinin ağzında şöyle aktarılır:

“Maheu, büyük bir devrim olacağını, her zaman söylerdi. Onun için gerçek adaletin, tecelli etmesi buydu. Örgütlenerek, sakince olayları gözlemleyerek sendikalar kurmak ve gün gelip şartlar olgunlaşınca, binlerce tembelin karşısında milyonlarca işçinin gücü eline alması ve sonunda hakim olması demekti. Adalet bu demekti.” (Claude Berri’nin yönettiği 1993 Fransa yapımı Germinal’den)

8 Oskarlı 1982 ABD yapımı Gandi (Gandhi) manevi değerlerle beslenen maddi ve üniversal örgütlenmeye, 14. Dalai Lama’nın (Tibet dilinde Kundun’un), küçüklüğünden başlayan ve Çin işgaliyle sürgüne gittiği 1957 yılına kadar olan zaman dilimini anlatan Martin Scorsese’in yönettiği Kundun ise manevi ve yerel bir örgütlenmeye örnek olarak verebileceğimiz önemli yapımlardan bir kaçıdır.
Ridley Scott’ın bol Oskarlı 2000 ABD yapımı filmi Gladyatör’ü (Gladiator) bile düştüğü anakronizme rağmen ‘Halkı arkana al arenada savaşı kazanırsın’ felsefesini siyasetten sendikal örgütlenmeye her alanda uygulayabiliriz. Keza 1960 yılında Stanley Kubrick tarafından çekilmiş olan ABD yapımı Spartaküs (Spartacus) Roma döneminde başlayan köle isyanını yöneten Spartacüs’ün dramatik hikayesini anlatarak zayıf insanların örgütlendiğinde en güçlü devletin karşısında bile direnebileceğini gösterir.

Listeyi uzatmak mümkündür .

(Türk sinemasından örneklerle devam edecek)

DİPNOTLAR
1-Bkz. Örgüt Kültürü ve Örgüt İklimi, Doç.Dr. Muharrem VAROL (Linke ulaşma tarihi 24.06.2012) http://kamyon.politics.ankara.edu.tr/dergi/belgeler/sbf/68.pdf ,
“Örgütler, örgütsel başarıya ulaşmak bakımından, son yıllarda birer kültürel varlık olarak ele alınmaya başlamıştır. Bu ele alışın kökleri çok daha eski yıllarda bulunabilirse de, günümüzdeki biçimiyle kavramlaştırılmasının tarihi, yaklaşık son yirmi yıla kadar geri götürülebilir. Bunun birçok sosyo-ekonomik ve hatta siyasal nedeni vardır.

Hepimiz biliriz ki, düşünceler “kültürden ve özellikle herkesin belleğinde mevcut bilgi öğelerinin bir tür bileşiminden doğar ve beslenir.” Evrensel bakımdan düşünüldüğünde de, kültür, insanlığın ortaya koyduğu ilerlemelerin tümüdür. Kişisel ve kollektif anlamı vardır. Kişisel ya da bireysel olan, bireyin yaşantılarının ve eğitiminin tümünü kapsar. Bireyin zihninin bir tür döşemesidir. Bireyin, yaşamla bağlantılı herşeyi ile ilgili algılarını bütünleştirmeye yarar. Kollektif ya da sosyal kültürler ise, bireyin ait olduğu alt grupların kültürleridir Örneğin, aile, çevre ve örgüt gibi.
Kültür dediğimizde anlamamız gereken şeyi ortaya koyabilmek bakımından, bir kültürün belli, başlı öğelerinin neler olduğuna bakmak gerekir. Bu öğeleri şöylece belirtmek mümkündür: Kurallar, değerler ,anlamlar ve simgeler, araçlar.
Bunlardan sonuncular ötekileri somutlaştırır ya da nesnelleştirirler. Bu bakımdan, araçların dışındaki öğelere manevi kültürün öğeleri diyebiliriz. Bunlar davranış biçimlerini belirler veya, davranış biçimlerinde yansırlar. Araçlar ise maddi kültürü oluştururlar.”
Ayrıca bkz. Prof. Dr.Nezahat (2003). Örgüt kültürü, Kırgızistan Manas Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, 6, Sh.151.
2- Küreselleşmenin Örgütsel Alanlara Etkisi-Türk Sineması Alanı Örneği, Sh.3. -Ayrıca 19 ve 22. Sh. deki örneklere de bakılabilir- Rabia Arzu KALEMCİ Doktora Tezi, BAŞKENT Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü ANKARA, 2009
3- http://www.imdb.com/title/tt0032551/trivia. Dünyanın en önemli sinema veri tabanına sahip olan İMDB’de trivia bölümü doğrulanmaya muhtaç bilgileri içermekle beraber bu ilginç bilgiyi es geçmek istemedim. Linke Ulaşım Tarihi: 24.06.2012

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız