ŞİMDİ AFRİKA’YA YARDIM ZAMANI

Bu yazıyı Afrika’nın doğusunda Somali’den Kenya’ya kadar uzanan bölümde kuraklık sebebiyle yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek için yazıyorum.

Şu anlatacağım ibret levhası bir hikâye değil, belki de bir çoğumuzun izleyip, sıradan bir haber gibi geçiştirdiği yaşanan bir olay.

Yıl 1994, Sudan da açlık hüküm sürüyor. İnsanlar, hayvanlar ve tüm canlılar açlıktan ve susuzluktan telef oluyor. Güneşten kemikleri pişmiş Sudanlı küçük siyahi kız emekleyerek bir kaç kilometre ilerideki yardım kampına gitmeye çalışıyor. Ne çare! Açlıktan bir adım atacak gücü kalmamış, başını öne eğmiş, yere kapaklanmış vaziyette duruyor., Biraz ötesinde ise bir akbaba sabırla kız ölse de yesem diye bekliyor.

Nihayet bu manzarayı Kevin Carter adında bir gazeteci görüyor. Kızın yanına yaklaşıyor. Kızı kucağına alıp kurtarma yerine fotoğraf makinesi ile bu anı görüntülüyor. Çektiği bu fotoğrafla hayalindeki Pulitzer ödülünü alıyor.

Dünya bu ilginç fotoğrafı konuşuyor. Kevin Carter’ın kızın son durumunun ne olduğunu, kızı kurtarıp kurtarmadığını soranlara verdiği cevap en az fotoğraftaki manzara kadar içler acısıdır. “Çocuğu kurtarmadım. Çünkü ben orada yardım görevlisi olarak değil, profesyonel bir gazeteci olarak bulunuyordum. Çocuğun son durumunu da bilmiyorum.” Durum böyle iken 1994 yılında Sudan da çekilen bu fotoğraf Afrika’da ki açlığın simgesi oluyor. Bir çok insan bu fotoğraf sayesinde açlıktan kurtuluyor. Kevin Carter yine de fotoğraf makinesini fırlatıp çocuğu akbabanın elinden kurtarmadığı için eleştirilere maruz kalıyor. Akbabanın önünde ki kızın son halini düşündükçe yaptığı davranışın vicdanındaki yerini bulamıyor.” Kendimi normal insanlara yabancılaşmış hissediyorum” diyerek 1994’ün bir Haziran gününde içine egzoz verdiği kamyonetinde intihar yolunu seçiyor.

Şimdide Afrika’nın doğusunda Somali’den Etiyopya ve Kenya’ya kadar olan bölgede kuraklığın verdiği kıtlık sebebiyle 11 milyon Müslüman açlık ve susuzluktan ölümle burun buruna. Biz evlatlarımızın ağızlarına zorla kaşık, kaşık yemek teperken, Somali’de anneler çocuklarına verecek yemek, içirecek su bulamıyor. Çocuklar anaların kucaklarında adeta açlıktan ve susuzluktan kuruyor. Somali halkını sadece açlık ve susuzluk değil, salgın hastalıklar da vuruyor. Ölenler sadece insanlar değil hayvanlarda açlıktan telef oluyor.

Açlıktan kurtulmak isteyen Somali halkı BM tarafından kurulan sınırlı sayıdaki mülteci kamplarına yürüyerek ancak 1 ayda ulaşabiliyor. 4 çocuğu ile kampa ulaşmak için yola çıkan bir annenin bir ya da iki çocuğu hayatta kalabiliyor. Yaşlılar ise daha yolun yarısına varmadan dünyasını değiştiriyor.

Şimdi nefsimizi hesaba çekelim. Akşam TV başında haberleri izlerken Somali’de yaşanan açlık dramıyla boğuşan, sineklerin yüzüne üşüştüğü, bir deri bir kemik kalan çocukların, yaşlıların ölümle pençeleştiğini görünce bu biçarelere mutlaka yardım etme yolunu bulmalıyım düşüncesi yerine bir Müslüman olarak kanal atlamayı tercih ediyorsak , akbabalara yem olmayı bekleyen kızın fotoğrafını çeken, fakat ona yardım elini uzatmayan Kevin Carter ile aramızda bir fark olup olmadığını lütfen düşünelim.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, “dünyanın en kötü insani felaketi” diye tanımladığı Afrikalı kuraklık mağdurlarına yardım için 1 milyar 600 milyon dolarlık destek çağrısında bulunuyor.. Oysaki 57 ülkeden oluşan İslam dünyasının geliri toplam 7,74 trilyon dolar büyüklüğünde ve dünya ekonomisinin %11 olarak ifade ediliyor. 7,74 trilyon doların zekatı ise 193,5 milyar dolar, Somali’yi kurtaracak rakam ise sadece 1 Milyar 600 bin dolar. Müslümanların zekâtının 120’de biri kadar. Sadece zekat parası bile Afrika’yı kurtarmak için kâfi.

Yüce Allah ‘Müminler ancak kardeştir’ buyuruyor. Somalili kardeşimizin 11 Milyonunun değil, 1 tanesinin bile açlıktan ölümüne seyirci kalırsak, başta imanımızı, namazımızı orucumuzu haccımızı sorgulamamız gerekir. Çünkü Allah’ın Rasülü “Nice oruç tutanlar vardır ki onların oruçtan nasipleri sadece aç (ve susuz) kalmalarıdır Nice geceleri namaz kılanlar vardır ki onların namazdan nasipleri sadece uykusuz kalmaktır” buyururken ayette ise “Kim bir cana kıyarsa sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de birinin hayatına vesile olursa, sanki bütün insanları hayatlandırmış gibidir.” buyurur. Bütün insanları hayatlandırmak için elimizde fırsat var. Ya bu fırsatı değerlendiririz. Ya da Keven Karter gibi vicdan azabından kurtulamayız.

Bir hadisi kutside de Yüce Allah kıyamet gününde:

«…Ey Âdemoğlu! Ben’i doyurmanı istedim, beni doyurmadın! der.

Âdemoğlu: Sen Âlemlerin Rabbi iken ben Sen’i nasıl doyurabilirdim?

Allah Teâlâ ‘Falan kulum senden yiyecek istedi, vermedin. Eğer ona yiyecek verseydin, verdiğini Ben’im katımda mutlaka bulurdun.

Yine Allah Teala Ey Âdemoğlu! Sen’den su istedim, vermedin.

Âdemoğlu:«–Ey Rabbim! Sen Âlemlerin Rabbi iken ben Sana nasıl su verebilirdim?

Allah Teâlâ: Falan kulum senden su istedi, vermedin. Eğer ona istediğini verseydin, verdiğinin sevâbını katımda bulurdun. Bunu bilmez misin?» der.

Biz Allah’ın bahşettiği sayısız nimetin bir parçasını Allah rızası için vermekten imtina edersek Allah bize kulum der mi?

” Din kardeşinin derdiyle dertlenmeyen, “ Komşusu açken kendisi tok olan bizden değildir” diyen peygamber bizi hadis-i şerifinin emrine itaatsizlikten, ümmetlikten azletmez mi?

Gerçekten Müslüman olarak yaşamak ve Müslüman olarak Ahirete göçmek için dinimizi ‘tapınak dini’, ramazanımızı festival ayı yapmaktan, iftarlarımızı , zenginlerin davet ve şatafat gösterisine dönüştürmekten kaçınmalıyız.

Orucu aç kalmak değil, isteklerimizi denetlemek, yiyeceklerimizi, açlarla, yoksullarla paylaşmak, barınaksızlara barınak temin etmek, çıplakları giyindirmek, olarak anlamalıyız.

Namazı günde 5 defa yatıp kalkmak değil; kötülüklerden uzak durmak, iyiliklerin peşinde koşmak, zulme ve sömürüye karşı ‘kıyam’ etmek, paranın pulun, makamın mevkinin, zenginin önünde eğilmemek, hayatta Allah’tan başka kimseye ‘secde’ etmemek olarak algılamalıyız.

Haccı Kabenin etrafında dönmek değil, bütün inananlarla bir bedenin uzuvları gibi kenetlenmek, bir tarağın dişleri gibi eşitlenmek olarak hayatımıza yansıtmalıyız. Aksi halde gerçekten Allah’a kulluk ve Rasül’üne ümmetlik görevimizi ifa etmiş sayılmayız.

Şimdi açlık günlerinde açların açıkların halinden anlama, şimdi yardım, şimdi kardeşlik, şimdi paylaşma zamanıdır.

Geliniz hep birlikte fitrelerimizi, fidyelerimizi, zekâtlarımızı sadakalarımızı tercih edeceğimiz güvenilir yardım kuruluşları ve diğer vasıtalarla Somalili kardeşlerimize ulaştıralım.

Allah onları kıtlıkla, bizi de onlarla imtihana tabi tutuyor. Bizi imtihanı kazananlardan eylesin.

“Cömert kişi Allâh’a yakın, cennete yakın, insanlara yakın ve cehennem ateşinden uzaktır. Cimri ise Allâh’tan uzak, cennetten uzak, insanlardan uzak ve cehennem ateşine yakındır. Cömert câhil, ibadet eden cimriden Allâh’a daha sevimlidir.”


(Bu metin ilk önce Memur-Sen Ankara İl Başkanı Mustafa KIR tarafından cuma hutbesi olarak verilmiştir.Çok begenilen bu hutbeyi ufak değişikliklerle metne çevirerek siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.)

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

ŞİMDİ AFRİKA’YA YARDIM ZAMANI” için 3 yorum

  • 08/08/2011 tarihinde, saat 13:50
    Permalink

    Mustafa beyin bu yazısını İlk-Derin iftarında da dinlemiştim dinlemek okumak gibi olmuyor onu söylim dedim

    Yanıtla
    • 08/08/2011 tarihinde, saat 17:26
      Permalink

      Bu yazı yarın 09.08.2011’de Hedef radyoda okunacaktır.Sesli dinlemek isteyenlere duyurulur

      Yanıtla
  • 08/08/2011 tarihinde, saat 13:51
    Permalink

    yardım yerlerini toplu vermeniz güzel olmuş

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız