ŞEHİT İLHAN VARANKLA BİR HATIRA

Herkes bu milletin onca darbeyi sessizce kabullendikten sonra kuzu kuzu kaderini evinde bekleyeceğini düşünürken sokaklarda ölüm korkusunu hiçe sayıp şehadete koşmaları Türkiye sosyolojisinin yeniden okunmasına ve zihinlerimizdeki halkın topografik yapısının bir daha ele alınmasına sebep olmuştur.

Gerek devletteki bürokratik atamalarda gerekse ticari hayatta kendileri dışında hiç kimseye hayat hakkı tanımayan Fetullahçıların böyle bir şeye kalkışacağı genelde kimsenin aklından geçmiyordu (Askeriyenin içinden kimi fetö karşıtı askerlerin bu konuda gerekli yerleri ikaz etmeleri dışında). O gece halkında ‘neler oluyor ya hu ‘demesini sebebi buydu ama vakta ki Fetöcü askerlerin kalkışması olduğu kesinleşince vatandaş daha bir hırsla indi meydanlara.

O gece aslında Türkiye’nin ‘seçkin sınıfından’ sayılan rahat koltuğunda oturup ihtilal girişimini evinden izlese de hiçte suçlanmayacak Rahmetli profesör İlhan Varank’ta sokağa inenlerdendi.

Kendisinin hiçte öyle bir havası olmasa da dışardan bakanların bu şekilde sınıflandıracağı bir yerde gözüküyordu çünkü abisi de Cumhurbaşkanının en önemli, en yakınındaki danışmanlarındandı.

Benim tanışıklığım ise kendisinin daire başkanı olarak görev yaptığı YEĞİTEK yıllarından başladı.

Bende o tarihte YEĞİTEK’de yapımcı yönetmen olarak çalışırken aynı zamanda Eğitim Bir Sen’de sendikada şube başkan yardımcısıyım ama sadece eğitimcinin sorunu değil eğitim ortamlarının ve sisteminin iyileştirilmesinin de eğitimcilere yarayacağını bildiğim için o minvalde gazete ve dergilerde eğitimin soruları üzerinde yazılar yazıyor,sempozyum ve çalıştaylarda konuşmalar yapıyorum.

Fetullahçıların MEB’de zirve yaptığı dönem Nimet Çubukçu dönemiydi ve o gidince yerine gelen Ömer Dinçer Fetullahçılara mesafe koymuştu. Dinçer dönemi Fetullahçıların örgütlenmesinin bittiği ve gerilemeye başladığı bir dönemdi. İşte İlhan hoca üniversiteden o dönemde gelip MEB’de daire başkanı olmuştu.

Hal-hatır sormadan öte benim yazdığım yazılar gerekse onların özellikle Fatih Projesi hakkındaki çalışmaları başta olmak üzere bakanlığın ve eğitimin sorunları hakkında devlet memuru zihniyetinden uzakta bir Müslüman şuuruyla nasıl kaliteli hale getirilmesi gerektiğini konuşuyorduk.

İlhan hoca hiçte arkası kuvvetli ya da profesör titrinin getirdiği kibirle hareket etmeyen mütevazi birisiydi. Merhameti ve başkasının ayağına taş bile değmemesini isteyecek kadarda müşfikti. Bunu da anlamamı sağlayan olay sol basında manşet olup mecliste aleyhimde CHP milletvekili Muharrem İnce’nin soru önergesi vermesiyle olmuştu.

Bediüzzamanla ilgili bir sempozyumda yapımcı ve yönetmenliğini yaptığım Din Kültürü dersiyle ilgili eğitim filmlerinde Risale-i Nurlardan da faydalandığımı,müfredatta Risale-i Nurlardan faydalanılması gerektiğini özellikle Alevilik konusunda Risale-i Nurlardaki metinlerin okuma parçası olarak verilmesi gerektiğini belirttiğimde o tarihte ilk önce sol basında manşet sonra mecliste soru önergesi olmuştum.

İlhan hocada olayı gazeteden okuduktan sonra ‘Aman dikkatli ol,sana zarar vermesinler’ diyerek benim zararsız bu sorunu atlatmamı istemişti.Bende ‘Hocam sendikacı olduğum için fikir beyan etme hakkım var,sıkıntı olmaz’ demiştim.
Neticede o olayı sorunsuz atlatmıştım.

Bürokratik mekanizmalar zeki ve devrimci kişilerden hoşlanmaz.İlhan hocada öyleydi. Bakanlıkta bu kadar bürokratik kilitlenme ve zincirleme sorunları halletmenin ötesinde radikal bir değişiklik yapılması gerektiğini konuşuyorduk. Fatih projesinin olumlu ve olumsuz yönlerini yansıtan bir rapor hazırlamıştı.Bende Eğitim Bir Sen’in Eğitime Bakış adlı dergisine Fatih projesinin olumlu ve olumsuz yanlarını belirten bir yazı yazmıştım. Özellikle akıllı tahtaların önemli,faydalı ama tablet olayının sorunları olduğunu yazmıştım. Yazı yayınlandığında bakanlıkta ‘İbrahim Demirkan Başbakan Erdoğan’ın tablet projesine karşı’ şeklinde dedikodular çıkmıştı. İlhan hoca klasik bürokratlar gibi kendisinden farklı düşüneni tehlike olarak değil bir zenginlik olarak gören birisiydi.Sorunları tanımlayanları sorun olarak göremeyecek kadar geniş vizyonluydu.

Bakanlıkta söyleyeceklerini söyleyip yapılması gerekenleri gücünün yettiğince ortaya koyduktan sonra İstanbul’a okuluna,üniversiteye dönmüştü. O dönünce bir iki telefon görüşmesiyle hal hatır sorduktan sonra bağlantımız kopmuştu.

15 Temmuzdan sonra ortak arkadaşlarımız sosyal medyada İlhan hocanın şehadet haberini paylaşınca şok oldum. Bana bir zarar gelmesin diye telaşlanan bu mübarek insan nasıl olmuştu da merdane sokağa çıkmış ve gözünü budaktan esirgememişti. Ben iyilerimizin o gece şehit ve gazi olduğunu düşünüyorum. Özellikle imani,İslami hassasiyetiyle memleket sorunları üzerinde sadece fildişi kulede oturan bir akademisyen olmadığını halkı için hakk için canını feda edecek kadar kafa konforundan uzak hayatın her türlü bela ve mihnetine hazır olduğunu gösterdi. Evet,gösterdi.

Hayatıylada unutulmaz bir ders verdi herkese ölümü hiçe saymanın o büyük cesaretiyle.

Hoca dediğin böyle olur.

Allah ondan razı olsun.


ibrahimdemirkan hakkında

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.
Bu yazı Makale-Güncel kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 3 + 8