SADIK YALSIZUÇANLAR KİTABİYOGRAFİSİ ve TV-SİNEMA ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ -5 (SON BÖLÜM)

GERÇEĞİ İNCİTEN PAPAĞAN (Akçağ yay., 2.bsk.,1996, 102 sh.)
Öykü kitabı. İlgimi çeken bazı öyküler şunlar;
Körebe: Çağrışımların peşpeşe kelimelerde vücud bulup arz-ı endam ettiği noktasız ve virgülsüz yazılmış ilginç bir anlatı. Soluksuz gidişatı hoşuma gitti. Birde ‘Sırlı Tuğlalar’ adlı kitabında(Yapı Kredi yayınlarından çıkmıştır) gördüğü bir rüyayı anlatan metin vardır ki o da bu kalitede güzel bir metindir.
Yılan: Risale-i nurdan kaynaklı bir metin. Bu metni yanlış hatırlamıyorsam(Yeni Dergi’de okumuştum galiba) İlhan BERK’te çok beğenmiş. Yarım sayfalık bir öykü ya da anlatı. Böyle metinler ve cümleler vardır hikâyelerinde Uçanlar’ın. Yine bu kitapta ki KAPI adlı hikayede olduğu gibi. Kendi üslubu içerisinde nasıl bir yere koymak gerekiyor bilmiyorum.

Gerçeği İnciten Papağan:
Kitaba adını veren öykü. Uçanlar’ın bu hikayede hayatını anlattığı şahsı muhteremin Suad ALKAN olduğunu Korku ve Ümid ve Aşk kitabında söyler.(Sh.48’ de “Her insan Çağının Sıddıkı ve Kezzabıdır” başlıklı yazıda). Anladığımız kadarıyla Sadık Uçanlar’ı en derinden etkileyen ve kendi ifadesiyle bir usta-çırak ilişkisi şeklinde yazıyla temas kurmasını sağlayan kişi Suad ALKAN’dır. Suad ALKAN bol miktarda şiir v.s gibi edebi metinler yazmış ama bunları hiçbir yerde yayınlamamış. İlginç bir durum. Halen öyle mi bilmiyorum. Fakat bu ilişki bana Hind kökenli Amerikalı M. Night Shyamalan’ın yazıp yönettiği “Sudaki Kız” adlı filmini hatırlattı. Filmde başarısız bir yazar vardır ama yazdığı kitap ilerde Amerikanın başına geçecek küçük bir çocuğu etkileyip yetişmesine vesile olacaktır. Suad Alkan gibi insanların da varlığı gerekli. Yani değerli insanların yetişmesine vesile olan fedakar ve cefakar ama şöhretten kaçan üstadlar. Ne demiş eskiler, Marifet iltifata tabidir.Suad ALKAN bu babda teşvikten de öte belli ki fikirsel rotalar çizip yeni ufuklar açmış Uçanlar’a.
Şimdi bu hikâye kitabından yola çıkarak Sadık Uçanlar’ın kullandığı dile ve metinlerine eleştirel bir gözle bakalım. Uçanlar bu kitabına ve diğer kitapları dâhil olmak üzere özellikle Yeni Dergide yayınladığı öykülere bakarsak Nurcuları ve onların dünyasını öykülere taşıyan ilk isimdir. Kendi dünyasını bu anlamda anlattığı gibi aynı rahatlıkla başkalarının öykülerini de anlatır. Özellikle umutsuz ve acıyla biten aşkları anlatmada daha ustadır kalemi.Trajik kelimesinden yazar hoşlanmasa da o halet-i ruhiyeyi veren hikayeleri var. “Garip” kitabındaki ‘Cennet’in Sonu’ adlı hikayede olduğu gibi. Öykülerinde beğenmediğim yönü imge kullanımıdır, imajinasyonlarının kısmen yapay olduğunu düşünürüm. Aslında Sadık Uçanlar’ı edebiyat dünyasında önemli yazar yapan yönü belki de yeni imgeler üretme anlamında bu bulguculuğudur. Anka, Gezgin gibi düz anlatıya daha yakın metinlerinde bu zafiyet yok ama kısa öykülerinde Şehirleri Süsleyen Yolcu’dan başlamak üzere var.
Korku ve Ümid ve Aşk adlı kitabında ‘Ebru Gibi Bir Şey’ başlıklı yazıda bahsettiği (sh.36.Yazı Gökhan Özcan’a ait olan Hiçbişey adlı hikaye kitabını özellikle ürettiği imgeler bağlamında destekleyen bir yazı) imgeleri ve kendi arketiplerimizi yeniden üretmek anlamında bir çağrıda bulunur;
“Çağın başlarında gelenekte ortaya çıkan çatlak, Şeyh Galib’le noktalanan bir imajinasyon bugünün sanatçısının karşısına kendi gerçek imgelerini yeniden üretmek bakımından çetin bir sorun çıkarmıştır. Günümüzde çoğu sanatçının metinlerindeki imgeleri deşifre imkanından yoksunuz.
Kendi sesimizi bulmak…Kendi arketiplerimizi yeniden üretmek zorundayız.” (Sh.37)
Şimdi Sadık Yalsızuçanlar’ın öykülerini okuyanlar neredeyse şiire yakın ama şiire benzemeyen soyutlamaların kullanıldığı metinler yazdığını bilir, buraya alıntılar yapıp yazıyı uzatmaya gerek yok fakat asıl mesele bu imgelemelerin nereye tekabül ettiği, okuyucuya ne verdiğidir? Buradaki soyutlama hedefine ulaşmakta mıdır? Ya da niçin soyutlama? Ali Şeriati’ye göre sanat üç boyuttan başlayıp (heykeltıraşlık gibi) soyuta doğru indikçe etkileyiciliği artar ve hak ettiği ilgiyi de bulur. Şiire, müziğe inildikçe örneğin. Bu anlamda Sezai Karakoç’un da teşvik ettiği sanatta sürrealizm diyebileceğimiz bir tutum Müslüman bir sanatçının tutturması gereken bir yol olabilir. Bunun sebebi de maddileşen ya da sanatçının elinde adeta cisimlendirilen şeylerin birer puta (idol) dönme tehlikesidir. Şimdi burada yazarın Hüseyin Nasr’dan alıntıladığı ve önem verdiği bir tespite bu konu bağlamında bakacağız; “ İslam’ın ilahi kelimesi doğrudan harf ve ses olarak vahyedilmiştir. Dolayısıyla Müslümanlar İslam’ın görsel boyutuyla ilgilenen insanlar bu ses ve harfin tezahürleriyle ilgilendiler” (Korku ve Ümid ve Aşk. Sh.195) diyor. Bunun üzerine de Sadık Uçanlarda “Hıristiyanlık doğrudan kendisi logos olan bir insanın ikonografisi aracılığıyla vahyedilmiştir. Resmin aslında o kültürde meşruiyeti sözkonusu.” diyerek ortaya İslam sanatıyla ilgili dolaylı yoldan bir teşhiste bulunuyor. Şimdi bu teşhisin yanlış bir tarafı var o da şu; Hıristiyanlık ilk doğduğunda ikonografik bir din değildi hatta bu ikonların yerleşmesi kilise içinde şiddetli mücadeleler sonrasında ortaya çıkmıştır. Nasr’ın sözlerine gelecek olursak Araplar puta tapıcılıktan kurtarılırken Allah-u Teala vahy-i ilahisinde kendisine, muhataplarının algılayabilmesi için el ve ayak izafe etmiştir. Çünkü onlar tanrı mefhumunu ancak put gibi cisimleşmiş maddeler dışında (ismen Allah’ı bilselerde) algılayamayacak düzeydeydiler. Kendisi için vech, zat gibi sıfatları da kullanmıştır. İnsanda zaten “Ene”si vasıtasıyla rabbulalemi tanımaktadır. Tüm bunlarla anlatmak istediğim şu, alfabe seslerin, konuşmanın resmedilişidir, bir nevi kodlanmasıdır diyebiliriz. Görüntü ve resimlerde bize bir şeylerden haber getirir. Ses, resim ve alfabe ve bunlar etrafında dönen sanatların hiç biri -batıda icad edilen sinemada dahil olmak üzere- içerdiği mantalite icabı gayr-i islamidir diyemeyiz ve ikonografiden yola çıkıp resmi ret, Kur’an ses ve alfabedir diyerekte bu meyanda ki sanatsal çabaları mutlaklaştırıp doğru da, güzel de budur ve sanat bunlarla yapılırsa İslami’dir diyemeyiz.(Önceki bölümde de belirtmiştik Sadık Yalsızuçanlar’ın itirazı ise günümüz görüntü diline bir itirazdan kaynaklanıyor) Çünkü resmi putlaştırma olduğu gibi metni, sesi ve yazıyı da putlaştırma tehlikesi resim ve heykel kadar olmasa da vardır. Bu tehlike tüm insanlar için hayatı kavrama ve anlamlandırma da kullandığı her şey için olabilir. Sadık Yalsızuçanlar’da bu noktada Tarkovskivari bir dervişane bakış açısına sığınmak ister. Malum sübjektif, öznel tecrubelerin(Tasavvuftaki enfüsi tecrübeleri hatırlatır) sanatsal anlamda özellikle sinemada başarılı kullanımı nadirattandır. Yeni bir dil, yeni imajinasyon ve yeni imgelerin ortaya konulmasına gelince doğrudur yapılması elzem olan bir açılımdır, gecikmiş bir yenilenmedir ama bunu zaten hakkıyla yapan bir üstad vardır. O da Sezai Karakoç. Kuran-ı Kerim’de Nahl suresinde Hz. İbrahim için tek başına bir ümmettir der ya, Sezai Karakoç’da öyledir. Kısaca Sadık Uçanlar’ın bu felsefeden yola çıkıpta öykülerinde oluşturmaya çalıştığı soyut dil ve imgeler(kısmen risale-i nur kaynaklı tabirlerde dahil olmak üzere)konusunda başarılı diyemem ama yeni bir kurgu arayışı yada anlatım tarzında yukarıda da bahsettiğimiz KÖREBE’de olduğu gibi iyi örnekleri de yeni açılımları da ustaca serdetmiştir.
Son söz olarak şunu söylemek isterim; şöyle ya da böyle tanıdığınız bir insanın eserleriyle ilgili yazı yazmak zor ve müşkilatlı bir işmiş. Çünkü işin ahiret veçhesi var. Samimi, hasbi ve lillah için bir şeyler yazmaya gayret ettik. Bu yazıyı yazma sebebim Sadık Yalsızuçanlar’ın bir çok kitabını peşpeşe okuyunca bir değerlendirme yapma ihtiyacı hissetmem oldu ama zor ve yorucu bir süreçti doğrusu. Ramazanın bereketinden faydalanan bir yazı olur inş.(Bu yazı Hicri 1430 Miladi 2009’un Ramazan’ının da yazılmıştır.)

Sadık Yalsızuçanlar’ın Bütün Kitapları

Öncelikle yazımıza bahis konusu etmediğimiz ama önemli bir boşluğu doldurduğuna inandığım Timaş yayınlarından seri halinde çıkmış aşağıdaki öyküler dizisini çocuklara ve gençlere tavsiye ederim. Biz bu kitapları Milli Eğitim Bakanlığının ilköğretime yönelik hazırlatacağı Din dersi ile ilgili kısa film senaryolarına kaynaklık etmesi, bize bir ilham vermesi açısından incelemiştik. İlköğretim 6.sınıftan itibaren lise ve üniversiteliler de dahil her yaştan insanın eğitimi açısından faydalı olabilecek kitaplar bunlar. Sadık Yalsızuçanlar bu kitapları, klasik İslami eserlere yönelik derin ve geniş taramalarının neticesinde derlemiş.
Binbir Gece Masalları (masal)
Derviş Öyküleri (öykü)
Bostan/Şark Klasikleri
Erdem Öyküleri
Gülistan/Şark Klasikleri
Hikmet Öyküleri
Huzur Öyküleri
Kur’an’dan Öyküler
Mevlana’dan Öyküler
Öyküler Kitabı
Rehber Öyküler
Saadet Çağından Öyküler
Sufi Öyküleri

DİĞER KİTAPLARI

Yeni Şiir Antolojisi (şiir seçkisi)
Şehirleri Süsleyen Yolcu (öykü)
Gerçeği İnciten Papağan (öykü)
Mavi Kanatlı Bir Kuş (masal)
Yakaza (roman)
Rüya Sineması (deneme)
Çiznök (deneme)
Kuş Uykusu (öykü)
40 Gözaltı Öyküsü ve Diğerleri
Adı Güzel Kendi Güzel Muhammed
Al Aşkını Ver Beni
Aşka Dair Yalanlar (deneme)
Ayan Beyan (öykü)
Bir Yolcunun Halleri (öykü)
Cam ve Elmas (roman)
Dua Günlüğü
Düş Bahçesi
Düş Kırığı (deneme)
Düş, Gerçek Ve Sinema (İhsan Kabil ve Ayşe Şasa ile ortak kitap)
Garip (öykü)
Geçen Gün Ömürdendir
Gezgin
Güzeran
Halvet Der Ercümen
Hayat Müzikle Devam Eder
Hiç
Kerem ile Aslı Aşıklık Ne Müşkil Haldir
Korku ve Ümid ve Aşk
Kuş Uykusu
Mem ile Zin Gözyaşlarının Aydınlığında
Muallakat
Rüya Sineması Deneme 1
Saadet Çağından Öyküler
Sırlı Tuğlalar
Şey / Bir Ömer Hayyam Anlatısı
Tarafsızlık Masalı
Tasavvuf Risalesi
Televizyon Ve Kutsal
Tövbe ve İstiğfar Günlüğü
Unsuru’l Belagat’a İlişkin Notlar
Varlığın Evi
Yolcu
Anka
Dem
Muhsin Başkan (Şu Dağlarda Kar Olsaydım)

………….

SADIK YALSIZUÇANLAR KİTABİYOGRAFİSİ ve TV-SİNEMA ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ 1

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

SADIK YALSIZUÇANLAR KİTABİYOGRAFİSİ ve TV-SİNEMA ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ -5 (SON BÖLÜM)” için bir yorum

  • 11/09/2009 tarihinde, saat 12:19
    Permalink

    Bu yazı serimizle ilgili Sadık Yalsızuçanlar’dan gelen elektronik posta aşağıdadır. Cevabi yazısı ve değerlendirmesi için teşekkür ederiz.

    aziz kardeşim,
    yazını dikkatle okudum
    kalemine gönlüne bereket
    sende maşallah içinde akan bir söz ırmağı var
    fakirle alakalı güzel sözlerine asla layık değilim
    onları dua olarak alıyorum
    eleştiri ve yorumlarından istifade ettim
    çok teşekkür ederim
    ramazan-ı şerif feyizli, bereketli olsun inşallah
    muhabbetle
    sadık

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 7

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız