SADIK YALSIZUÇANLAR KİTABİYOGRAFİSİ ve TV-SİNEMA ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ – 3

ANKA (Timaş yay.1.bsk., 2008, İst. 308 sh.)
Niyazi Mısri üzerine doktora hazırlayan Mehmet’in hikayesi. Roman boyunca günümüzle Niyazi Mısrı’nin yaşadığı döneme gidip geliniyor. Bu kitapla ilgili Sadık Yalsızuçanlar’a bir mail atmıştım kimi yerde sert eleştirilerim de vardı ama o hiç komplekse girmeden hakkı teslim adına herhalde eleştirimi sitesinde yayınlamıştı.

Elektronik mektub şöyleydi;
“Abi evvelen selam eder saniyen ramazan bayramınızı tebrik eder her gününüzün bayram sevinciyle geçmesini rabbül aleminden niyaz ederim. Salisen bu maili yazmama vesile olan son romanınız Anka üzerinede bir şeyler yazmak isterim inşallah. ANKA’yı Ramazan’ın son günlerinde okudum. İki günde bitti. Çok güzeldi, tek kafama takılan bu meselelere ilgi duymayan insanlara ne kadar hitap edeceğiydi. Özellikle dervişlerin, evliyanın sözleri hikayeyi bambaşka bir aleme, manevi bir dünyaya götürüyordu. Mehmet sanki bahane. Ama onunda karakter olarak hikayeyi daha da okunur kılan bir yapısı var. Onun başından geçenler hikayeyi rahatlatıyor çünkü Niyazi Mısri’nin etrafında dönüp duran meseleler sıradan bir okuyucu için ağır konular. Dedim ya nedense garip bir şekilde okuyucu ‘ne der’e odaklandım kitabı yazmış gibi. Sadece şu 17. Bölüm kadın-erkek ikilemini anlattığın yer abi sanki başka birisi yazmış bir akademisyen yada bir nevi otopsi raporu yazan bir doktorun kaleminden çıkmış intibaını verdi bana.Orası zayıf göründü, meramını anlatamamış, çok resmi olmuş ifade tarzı. Ama neticede kitap bir bütün halinde çok iyi. Hatta kitabın ilk on sayfasını geçince bari şu güzel sözleri yazim diye elime kağıd kalem aldım ama baktım baş edilecek gibi değil. Kenan Rıfaiye, müridin sorduğu Yezid’e lanetle ilgili verdiği cevap çok hoştu.Abi birde zarfa itirazım olacak mazruf güzel ama.Kitabın kapağı olmamış, o kızıllık içindeki sarı kuş desenini uzaktan ilk gördüğümde şeytan mı resmedilmiş kapağa acaba filan dedim.Elime alıp dikkatle bakınca kuş olduğunu anladım.Herhalde simurg ya da Anka? Bu kadar güzel bir kitaba daha iyi bir kapak olmalıydı. Birde Mehmet karakterinin zor anlarında, acı çektiği zamanlarda Mısri’den himmet dilemesi yani onun trajedisine bizi de ortak etmek istemen dikkat çekiyor. Fakat Mehmet karakterinin acısına nedense sıradan hallerinde daha çok ortak oluyoruz. Adamın şiş kafa sabahları kalkışından, çay-kahve derdinden bunu bir parça yaşıyoruz. Fakat bunun dışındaki evlilik gibi ciddi konularda nedense Mehmed’e o kadar acımıyor insan. Hatta karısından boşanınca bende bir rahatlama oldu, kurtuldu bir dertten dedim. Yalnız şimdiki zamandan geçmişe dönüşler ve geçişleri çok iyi Mısri’ye ha birde üstadın sözünün Mısri’nin hapsedilince hatırlatıldığı yer,(O’nu tanımayan sarayda da olsa bedbahttır,O’nu tanıyan zindanda olsa bahtiyardır….) çok güzeldi.Yani beni Niyazi Mısri hazretleriyle özdeşleştiren ona daha yakın hissettiren bir yer oldu aniden.Roman tevhidi meseleleri,Marifetullahı kendine bir dert edinmiş kişilerin işi. Rahmetli Mehmed Feyzi abiyi Kastamonu’da ziyaret ettiğimizde Safranbolu’dan gelen ehl-i tariklere birazda siz konuşun deyince sakallı cübbeli zevat ‘Estagfirullah biz cahiliz bir şey bilmiyoruz’deyince Mehmet Fevzi abi de ‘İlmin maksadı marifetullahtır. Allahı tanıyan bir mümin cahil değildir” demişti. Hakikaten dünyanın en zor meselesi budur her şeyde kudretin elini görmek ve birlik meselesini çözmek.
………
(Bu arada yazdığımız bir şiirden mısralar vardı)
yani sadece bu meseleyi söyleyebiliyoruz, uzaktan uzağa tasvir edebiliyoruz, henüz yaşayamadık ve bu modern zaman insanınında bundan mahrum bırakıldığına inanıyorum ben çünkü günümüz insanı çok günahkar ve üstad da boşuna “bu zamanda kebairi terk eden farzları yapan kurtulur” dememiş. ‘Maddiyatta tevaggul eden maneviyatta sathileşir’ meselesini yaşıyor insanlar birebir. Hatta tek bir sünnet-i seniyyeyi bile yerine getirmenin bu zamanda kişiye yüz şehidin sevabını kazandırabileceği meselesi. ANKA’da bahsi geçen mesail havassa aittir bunu boş verelim demiyorum ama yazdığın şu romanın satış rekorları kırması gerekirken(Çünkü bu toprakların bin yıllık mirasını aktarmışsın ve halkta buna bigane kalmamalı) artık internetin saldığı sanal hülyalar ve TV’lerin insanların beyinlerine zerkettiği her an tazelenen hayaller milleti sarhoş etmiş durumda. Bir ibadet aşkıyla yanaşılması gereken bir kitab bu. İnşallah istikbalde hatırlanacak ve itina ile bahsedilecek bir eser olarak kalplerdeki yerini alacaktır. Benim için şimdiden yerini aldı hararetle herkese tavsiye ediyorum. Hatta kitabın korsanını çıkartmanın daha sevaplı olduğunu düşünmeye başladım çünkü korsanlıktan gelen günah, kitabı okuyanların kalblerine gelecek füyuzattan hasıl olacak sevabla silinir diye kaviyyen ümdivarım))(Abi yalnız senden tek ricam bu mailden Timaş’ın yetkilileri haberdar olmasın) Allah kolaylık versin. Kaleminize yüreğinize sağlık görüşmek üzere.”

KORKU VE ÜMİD VE AŞK
(Deneme, Akçağ yay.,1.bsk.1996,Ankara, 367 sh.)
Uçanlar’ın fikriyatını öğrenmek adına en çok faydalanabileceğiniz kitabı budur derim. Gerçi yayın tarihi 1996. Şu an ki yıl itibariyle on üç yıl öncesinin gündemi ve Uçanlar’ın fikirsel gelişimi açısından bakıldığında eski sayılabilir belki . Bazı meselelerde bir hayli yol almıştır mutlaka ama TV ve kutsallık, yeni bir televizyon dili, siyaset ve nurcular, çocuk edebiyatı, Bosna dramı gibi farklı alanlarda değişik gazete ve dergilerde yayınlanmış makale ve denemelerin toplandığı bu kitabı okumak o günlerdeki bir Müslüman duyarlılığı ile günümüzde İslami camianın hassasiyetlerini, düşüncelerini karşılaştırmak adına faydadan hali olmasa gerek.

SADIK YALSIZUÇANLAR KİTABİYOGRAFİSİ ve TV-SİNEMA ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ 4

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 5

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız