SADIK YALSIZUÇANLAR KİTABİYOGRAFİSİ ve TV-SİNEMA ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ -2

ŞEHİRLERİ SÜSLEYEN YOLCU

Sadık Yalsızuçanlar’ın ilk göz ağrısı..Yazarlığa başlayan insanlar belli bir merhale kat ettikten sonra yazdıklarını pek beğenmez hatta utanç da duyarlar. Sadık Uçanlar için bunun pek geçerli olduğunu düşünmüyorum.

Onu kurtaran dayandığı ve ilham aldığı kaynakların sağlamlığı olmuştur . Bu ilk kitabındaki üslubuna gelince ne süslü ne sadedir. Yalın bir dil desek bir parça doğru söylemiş oluruz fakat şöyle bir zorlama da kendini belli eder sanki bazı kelimeler olmaması gereken yerlerde mevzilenmiştir. Yeni imgelerle süslemeye çalışır ama başarısızdır bana göre. Soyutlamaları bana hiç hitap etmemiştir. İmgeleriyle boğuştuğum için kurgusuna dikkat edecek vaktim bile olmadı ve bu yüzden cümleler uzatılmış gibi geldi bana. Dünya hayatından memnun olmama ve insanın Hz.Adem’le başlayan dünya sürgününü hatırlatır. Can sıkar, bunu başarır, ürpertmeye çalışır ama bunu başaramaz. (Bu fakirin beğenmediği “Şehirleri Süsleyen Yolcu” vakti zamanında Türkiye Yazarlar Birliği öykü ödülünü almıştır.)

40 GÖZALTI ÖYKÜSÜ ve DİĞERLERİ

Bu kitap ilk önce sol bir yayınevi olarak bildiğim Sel yayıncılıktan çıkmıştı. Sonra Kapı yayınevi bunu Halvet Der Ercümen’le birlikte ‘Bütün Öyküleri’ serisinde 4. Kitap olarak yayınladı. Bende bu kitaptan okudum gözaltı öykülerini. Gözaltı öyküleri işkence üzerine yazılmış ve gerçek yaşanmış olaylardan oluşuyor. Nedense öykülerden sonra birde bunların gerçekten yaşanmış olduğunu bildiğiniz için insanın zulme karşı dik duruşunu sağlamlaştıracağına tam tersi bir demoralizasyona sebeb oluyor. İnsanın direncini kıracak kadar trajik hikâyeler, olaylar.

GARİP (Kapı yay.1.bsk.2007,İst. 144 sh.)

Öykülerden oluşmuş bir kitap. İlgimi çeken, üzerlerine bir şeyler söylemek istediğim öykülerden kısa kısa bahsedeyim.

O Yer
Töreye kurban giden Rukiye’nin acıklı hikâyesi. Ben beğendim tavsiye ederim.

Garip
Kitaba adını veren Garip öyküsü benim pek ilgimi çekmedi.

Yüzüm
Ehl-i kalb insanı ağlatacak kadar hüzünlü, dokunaklı bir hikâye.

Böhüüüü
Sevdiğiniz ne kadar yemek varsa sayılıyor tek tek. İnsanlığın ortak noktası.Tadı tuzu olmayan yapay sun’i yemeklerden bunalmış bir ruhun feryadı ve geçici makarrı olan memleketine dönüş arzusu.

Halamın Çiçekleri
ki bir insanın hayatı boyunca ne için yaşaması gerektiğini hatırlatan iki sayfalık kısa öz ama yüzlerce sayfalık romanlardan daha çok hafızada kalıcı ve etkileyici bir öykü. Allah gani gani rahmet etsin böyle halalara diyoruz.

Cennet’in Sonu
Aşık olanlar ve aşkla bağı özelikle terk edilmişlik ve acı dolu duygularla yoğrulmuş olanlar için tavsiye edebileceğim bir hikaye. Özellikle dindar kesimde artık bu tip aşk vakıalarına daha çok rastlayacağız galiba.

Garip’le ilgili bir not daha
Garip kitabının arka kapağında “S.Yalsızuçanlar acıyla yoğrulmuş Garip’le yolculuğunu sürdürüyor.”diye not düşmüş yayınevi. Aslında bu kitaptaki en önemli eksik bu; ümitsiz acılar, ıslah olmaz nefislerden neş’et eden elemler. Kimi yerlerde neredeyse hrıstiyani bir hüzün var diyeceğim ama demeye dilim varmıyor çünkü maksad da belli maksud da. Eksiklik kimde tartışılır ama bana daha çok “Fakdul ahbabdan” gelen bir hüzün veriyor keşke “firakul ahbabdan” gelen bir hüzün verse. Neticede geneline bakıldığında güzel öykülerle örülmüş iyi bir metinle karşı karşıyayız.

ŞEY

Bir Ömer Hayyam Anlatısı (Kapı yay.1.bsk.2006,İst.132 sh.)

En zayıf bulduğum kitabıdır. Ya bahsedilen matematik konularının ağırlığından yada sadre şifa daha doğrusu bana hitap edecek hayata ve hakikate dair çözümlemeler bulamadığımdandır. Fakat yazarın özellikle edebiyat çevrelerinin şarap, meyhane gibi tasavvufi remzleri anlamadıkları için Ömer Hayyam’ı şarapçı gösterme gayretlerini ortadan kaldırmaya matuf bir derdi var bu dikkatimi çekti ve kitabın sonunda ki dua. Evet, mükemmeldi. Marifetullah yolunda söylenmiş güzel bir dua.
“ Elimden geldiğince seni tanımaya çalıştım. Senin hakkında bildiklerim, sana ulaşmanın tek yolu olduysa beni bağışla” (sh.132)

GARİP ve HALVET DER ERCÜMEN’LE İLGİLİ SADIK YALSIZUÇANLAR’A YAZILMIŞ SATIRLAR

“Abi şu bir haftadır senin kitapları okumaya başladım.Halvet der Ercümen’i ve 40 gözaltı öyküsünü okudum. uzun zamandır “encümen” şeklinde okuyormuşum ercümen’i ,ona güldüm. Kitaptaki ikinci bölüm yani Gözaltı öyküleri aslında insanın direncini kırıyor. Deccalizmin soluğunu ensede hissettiriyor. Ümit yoktu içinde hikayelerin. Sarsıcılığı ise gayet iyi bu da uyuyan insanları inşallah intibaha getirir. İkinci kitapda GARİP. İnsanın garipliğini, güzelliğe olan meftuniyetini alemin hadiseleri karşısındaki acziyetini (Ne feryad edersin, biliyorum oradasın gibi) anlatıyor. Abi eskiden beri senin hikayedeki üslubun bana hep soğuk ve resmi gelirdi .Daha çok fikirsel yazıların hoşuma giderdi.Bu hikayelerde de güzel olanda var sıkıcı olanda ama neticede okutuyor kendini.Belki hikayecilikte bizim yaşımız kadar bir hayli mesai sarfetmiş olsanda meylütterakki ve kemale ulaşma arzusu sırrınca özellikle ahir ömründe yazdıklarını okumak isterim. Çünkü bu işlerde bir nihayet yok ve hikâyelerinin ilham edeceği hakaik-i ilahiyenin berdevam olması ümidiyle muhabbetle selam ederim. Hürmetle fi emanillah.

CAM VE ELMAS
(Roman,2.bsk.Timaş yay.2008,İst. 192 sh.)

En beğendiğim kitabıdır. Karsta medfun Şeyh Hasanul Harakani hazretleri üzerine çekime giden bir ekibteki kameramanının yaşadıkları ve içsel yolculuğu anlatılır. Atmosfer oluşturmada, roman kişilerini bizi ikna edecek şekilde ete kemiğe büründürmede çok başarılı olduğu gibi oluşturduğu bu realist ortamdan uhrevi manzaralara da pencere açabilmekte, bize evliyaullahın o lahuti dünyalarını hissettirebilmektedir. Hararetle tavsiye ederim.

GEZGİN
(Roman, Timaş yay.5.bsk.2008,İst.256 sh.)

Umduğumdan daha zayıf bulduğum erken yazılmış bir kitap ama fena değil. Söz konusu Şeyh’ül-ekber Muhyiddin İbn-i Arabi ‘nin hayatı olunca daha çok şey bekliyor insan. Şeyhle zencinin dostluğu çok monotonlaştırmış romanı. Zenci hiçbir aksiyonun içinde değil. Sadece oturan dinleyen ve adeta figüran gibi kullanılan bir karakter olmuş maalesef. Daha ilk başta anlıyorsunuz ki zenci soru sormak için var romanda ve romanın öznelerinden birisi olması gerekirken nesnesi olduğu için ondan hiçbir şey beklemiyorsunuz. Belki de monotonluk bu yüzden. Romanın, okuyanı yormayacak şekilde bir kurgusu var, düz aksamadan ilerleyen bir çizgi. Düz ama sıradan değil. Neticede insana, Şeyh’e söyletilen aforizmalar not aldırtıyor. İşte aldığım notlar;
-İçi zengin olan, dışını süsleme ihtiyacı duymaz .(Sh.77)
-Alem, tıpkı gölgenin algılanması düzeyinde bilinir ve sırf gölgesine bakılmakla bir kimse ne denli meçhul kalırsa, Hakk da sadece aleme bakılmakla o oranda meçhul kalır. (Sh.80)
-İbn-i Arabi namazını tekrarlayınca ‘Niçin’ diye sorulur o da der ki; Kalbime dünyayla ilgili bir şey gelince tekrarlıyorum, ahirete ilişkin bir şey gelince de sehiv secdesi yapıyorum. (Sh.114)
-Beyazıd-ı Bistami’ye su üzerinde nasıl yürüdüğünü sormuşlar. O da; Bir saman çöpü bile su üzerinde yüzebilirken bunun ne değeri var! der.(Sh. 136)

HER YER KERBELA
(Kapı yay.,1.bsk.,2008,İst.316 sh.)

Alevilik, Hz. Hüseyin ve Kerbela üzerine değişik kesimlerden uzman veya kanaat önderi sayılabilecek kişilerle yapılmış söyleşilerden oluşturulmuş bir derleme. Faydalı bilgiler ve fikirler var. Alevilik meselesine ilgi duyanlara tavsiye olunur.

SADIK YALSIZUÇANLAR KİTABİYOGRAFİSİ ve TV-SİNEMA ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ 3

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 8

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız