RİSALE-İ NUR’DA GÖRSELLİK VE SİNEMA-3 (SON)

sinema6

            Sinemanın insanları ne kadar etkilediği veya eğitim sürecinde öğretilecek konunun bir filmle ya da çizgi filmle öğretilmesinin normal klasik yöntemle yapılan eğitimlerden daha etkili olduğu hem beynennas hem de bilimsel çevrelerce malum ve maruftur.

Şimdi burada genel geçer kabullere mazhar olmuş konulardan çok daha spekülatif daha marjinal gibi görülebilecek ayrıntılara, sinema ve görsellik meselesine dair şu konuları düşünmekte fayda var.

Evvelen; Sinemada karizmatik oyunculuk tevhidin önünde engel olabilir. Tüm kitaplar bir kitabın anlaşılması için okunur ya da üstadın bu manada örnek verdiği “ Meselâ, bir adam İbni Hacer’e nazar ettiği vakit, Kur’ân’ı anlamak ve Kur’ân’ın ne dediğini öğrenmek maksadıyla nazar etmeli. Yoksa İbni Hacer’in ne dediğini anlamak maksadıyla değil.Bu ikinci tarik de zamana muhtaçtır. (SÜNUHAT,Kur’ân’ın hâkimiyet-i mutlakası başlığı altında) derken kasteddiği mesajın önüne hiçbir engel çıkmamalı fikrini sinema alanına uygulayabiliriz. Yani bir filmdeki karizmatik oyuncu ya da güzel kadın siluetinin verilmek istenen mesajı gölgeleme ihtimaline karşı müslüman bir sinemacı hikay esini daha güçlü tutmalıdır. Peki batı dünyasındaki karizmatik oyuncu merakı nereden çıkmaktadır. Bu bağlamda Mektubat’ta Hıristiyan dininin esasıyla İslâmiyetin esası mühim bir noktadan ayrılmaktadır diyerek işaret ettiği o mühim noktada (tarafımızdan büyük harflerle vurgulanmış yerler) bahsedilen; “İSLÂMİYET, TEVHİD-İ HAKİKÎ DİNİDİR Kİ, VASITALARI, ESBABLARI İSKAT EDİYOR, enâniyeti kırıyor, ubudiyet-i hâlisa tesis ediyor. Nefsin rububiyetinden tut, tâ her nevi rububiyet-i bâtılayı kat ediyor, reddediyor. Bu sır içindir ki, havastan bir büyük insan tam dindar olsa, enâniyeti terk etmeye mecbur olur. Enâniyeti terk etmeyen, salâbet-i diniyeyi ve kısmen de dinini terk eder.

ŞİMDİKİ HIRİSTİYANLIK DİNİ İSE, VELEDİYET AKİDESİNİ KABUL ETTİĞİ İÇİN, VESAİT VE ESBABA TESİR-İ HAKİKÎ VERİR. Din namına enâniyeti kırmaz; belki “Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın bir mukaddes vekili” diye, o enâniyete bir kudsiyet verir. Onun için, dünyaca en büyük makam işgal eden Hıristiyan havasları tam dindar olabilirler. Hattâ Amerika’nın esbak Reisicumhuru Wilson ve İngilizin esbak Reis-i Vükelâsı Lloyd George gibi çoklar var ki, mutaassıp birer papaz hükmünde dindar oldular. Müslümanlarda ise, öyle makamlara girenler, nadiren tam dindar ve salâbetli kalırlar. Çünkü gururu ve enâniyeti bırakamıyorlar. Takvâ-yı hakikî ise, gurur ve enâniyetle içtima edemiyor.(29. Mektub-7.Kısım(İşarat-ı Seb’a) 2.İşaret)

O zaman asıl kasdu niyet hikayedir ve karizmatik oyunculuk verilecek mesajın önünde bir engel olabilir. İyi bir oyuncu hatırına bir film izlemek hakikate değil kişilere göre bir dünya hayal etmektir ki bu da fani kişiler üzerine baki hakikatler inşa etme yanlışına düşmektir.(Sadece oyuncular değil putlaştırılan bütün liderler içinde geçerlidir bu kaide)

Saniyen;Almanların medar-ı iftiharı Goethe’nin bir sözünü hatırlamaktayım. ‘Yunan tanrıları fizik özellikler üzerine kuruludur’. Ve üstadın Lemaat’ta geçen Batı medeniyetinin kaynağına işaret başka bir sözünü düşünelim; ‘Şimdi buna dikkat et: Eski Roma, Yunan‘ın iki dehâsı vardı; bir asıldan tev’emdi’ Ve sonrasında batı dünyasının bu iki kaynaktan neşvü nema bulduğunu söyler. Evet Yunan ve Roma panteonlarına bakıldığındaki ilah çeşitliliklerinin yani güzellik ilahı, güç ilahı gibi ilahların toplandığı kutsal mekanların artık günümüzde Holywood vasıtasıyla farklı isimler ve resimler eşliğinde tüm dünyayı bir ağ gibi örmüş olan Sinema ve Tv ile ruhlara zerk edildiğini görüyoruz. Holywood kelimesinin anlamı da Kutsal Orman demektir. Ve onların güzellik ilahı Yunanda afrodit ise sinemanın keşfinden sonra 15-20 yıl gibi aralıklarda değişmekle beraber bir zaman Marilyn Monroe ise 80’lerde başka bir kadındır. Güç ilahı Arnold Schwarzenegger yada Rambo ve Rocky lakablı Sylvester Stallone’dir. Şiddet ilahı Quentin Tarantino’dur 80’lerde 90’larda. Şefkat ilahı ise Sean Penn’dir.(Ben şefkate inanıyorum, sinemada şiddeti red ettiği ve bu meyanda filmler çektiği için)

Ahiren;Mantalite, kültürel çevre insanın sanatsal anlamda üretimine direkt etki eden hususlardır. Tevhidi bir sinema mümkün müdür? Şiirin hayalatı yani nefsani olan yönü değil ruhi olanın Kurani hakikatlerin bir drama ile yani Kıssa ile anlatımı mümkündür. Ama bu işin hiçte kolay olmadığını özellikle batı kaynaklı beşeri hastalıklarla malul ve kirlenmiş ruhların Tevhidi anlamda bir sinema yapamayacağı malumdur.

…………

 ABDULLAH ALACALI

RİSALE-İ NUR’DA GÖRSELLİK VE SİNEMA 1

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 6

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız