RİSALE-İ NUR’DA GÖRSELLİK VE SİNEMA-1

            Hakikati ister sinema perdesinde ister tabiatta olsun kavramanın ilk yolu görme ve işitmedir. Burada niyet ve nazar önem kazanmaktadır. İnsanın kendisini anlamlandırması tabiatla beraber bir bütün halinde gerçekleştirmesi gereken bir eylemdir. Çünkü insanın kendisini anlamlandırması, çevresini anlamlandırmasıyla ilintilidir.

Bu anlamlandırma sürecinde ise insanın önünde bir çok göstergeler bulunmaktadır. Bu göstergeler Allah’ı gizleyen, önüne perde olan değil, ona işaret eden gösteren anlamsal nesnelerdir. Dikkat edilecek olursa İslam kültüründe gerek Kuran-ı kerim gerekse tabiat için “ayet” tabiri kullanılır. Ayet işaret eden gösteren demektir.Yine alem kelimesi de işaret sembol anlamına gelir ve tabiat alemi, hayvanlar alemi diyerek aslında yaratılanların bir şeye alem olduğunu yani işaret ettiğini söylemiş oluruz.Âlem, alamet, işaret sembolse neye işaret etmektedir?

Elbette ki yaratıcısına. Yine Kur’an-ı Kerim’de bir çok sureye manevi kavramlardan değil maddi nesnelerden ad verildiğini görüyoruz.( 114 surenin sadece 14 tanesi manevi kavrama tekabül eder) Varlık cansız, ölü, camid yığınlar değildir her biri Allah’ı tesbih etmekte onu hatırlayıp hatırlatmaktadırlar. “ Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Hadid suresi.1.ayet) Kuran-ı kerimde Fatiha suresindeki ‘rabbülalemin’ ifadesine dikkat edilecek olursa bu kelimenin sonundaki (y ve nun) yalnız i’rab alâmetidir. Işrine, selasine gibi; veya cem’ alâmetidir. Çünkü, âlemin ihtiva ettiği cüzlerin her birisi bir âlemdir. Veyahut, yalnız manzume-i şemsiyeye münhasır değildir. Cenab-ı Hakkın, şu gayr-i mütenahî fezada çok âlemleri vardır.

Evet, ve “Elhamdülillahi kem lillahi min felekin. Tecrinnücumu bihi veşşemsü velkamerü raeytühüm li sacidin”’de olduğu gibi, burada da ukalaya mahsus cem’ sigasıyla gayr-i ukala cem’lendirilmiştir. Bu ise kavaide muhaliftir. Evet, âlemin ihtiva ettiği  uzuvların birer akıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmesi, belâgatın en makbul bir prensibidir. Zira, kâinatın “âlem” ile tesmiyesi, kâinatın sâniine olan delâleti, şehadeti, işareti içindir. Binaenaleyh, kâinatın uzuvları da, sânie olan delâletleri, şehadetleri için, birer âlem olmaları icab eder. Öyle ise, sâniin, o uzuvları terbiyesinden ve o uzuvların da sânii i’lâm etmelerinden anlaşılır ki, o uzuvlar birer hayy, birer akıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmiştir; binaenaleyh, bu cem’de kavaide muhalefet yoktur” (İşaratül İcaz, sh.28 Zehra yay.İst.2006)

              Evet konuşan kainatı göstermek gerekiyor. İman sahibi bir insan için tabiatı anlatan bir belgesel bize Allahın kuvvetini, kudretini hatırlatan görüntüleriyle tevhide dair bir derstir aynı zamanda. Tabiat ayetleri yeryüzünün her yerinde ders vermektedir ve işitsel-görsel malzemeler bunun en güzel örneklerini ayağımıza getirebilmektedir. “Ne tarafa dönerseniz dönün Allah’ın vechi (yönü,onu hatırlatan zatı) oradadır”(Bakara suresi 115.ayet) Burada salt tabiat görüntüsünün güzel bir formla verilmesinden ziyade bunun ikinci aşaması olan mülkün melekut boyutunu yani birde görünenin arkasındaki kudret elini, mistik hadiseleri hatırlatmak isteriz. Sinemada mistisizm bir kaide değil ama bazen insan ruhunun bilinmezleri ve görünmeyen varlıklar üzerine filmler çekilmiştir. Dini film tabir edebileceğimiz bir janr yani türde ortaya çıkmıştır. Fakat konusu ve ilham kaynağı dini olmasa bile hayatın içinden hikâyeler anlatan yönetmenler ve senaristler manevi tatmini hedefleyen ruhsal bir arayış içinde olmuşlardır. Ünlü Japon yönetmen Kurosawa “dış gerçeğin taklidine karşıyım, sanat iç dünyanın, iç gerçeğin temaşasıdır” der.1 Fransız yönetmen Robert Bresson “Hükmeden içtir. Biliyorum bütünüyle dış olan bir sanat için(sinema) bu paradokslu görülebilir.”2 derken A. Tarkovski insanın manevi varlığına dikkat çekerek görünenin ötesi üzerinde kendisinin bir arayış içinde olduğunu ve bunu enfüsi tecrübelerden yola çıkarak yapmaya çalıştığını söyler.3

Biraz kısa da olsa okuyanların zihnini bu meseleye ihzar için böylesine bir giriş yaptık. Aslında değişik mahfillerde, resmi, gayr-i resmi toplantılarda Risale-i Nurda görsellik ve sinema hakkındaki konuşmalarımız hazirun tarafından dikkatle dinlenen bir mesele olmuştur. Bunun sebebinden inşallah bir sonraki lahikamızda bahsedeceğiz ve sinema ve risale-i nur bağlamında da meselenin kışrına değil lübbüne, özüne vasıl olmaya çalışacağız

.

1-Düş,Gerçeklik ve Sinema,Sadık Yalsızuçanlar, Ayşe Şasa,İhsan Kabil, sh.72, İz yay.İst,1997.

2- Düş,Gerçeklik ve Sinema, Sadık Yalsızuçanlar, Ayşe Şasa,İhsan Kabil sh.151, İz yay.İst,1997.

3- “Benim için insan, esas olarak manevi bir varlıktır ve hayatının manası bunu geliştirmekten meydana gelir. Eğer bunda başarısızlığa uğrarsa, toplum bozulur….. Öznel mantığı-düşünceler, düşler, hatıra- göstermenin yolunu arıyorum.” Düş,Gerçeklik ve Sinema, Sadık Yalsızuçanlar, Ayşe Şasa,İhsan Kabil sh.149, İz yay.İst,1997.

ABDULLAH ALACALI

 RİSALE-İ NUR’DA GÖRSELLİK VE SİNEMA 2 

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız