RASİM ÖZDENÖREN’İN ÖYKÜLERİNDE İNSAN

Nusret KILIÇ imzalı bir kitapla karşı karşıyayız.

“Rasim ÖZDENÖREN’in Öykülerinde İnsan”

Yazarın İnceleme başlığı altında yayınladığı kitap bizlere çok şeyler düşündürttü.

Mazi, müstakbel ve şu an ki hali…

Konu usta öykücü ve deneme yazarı Rasim ÖZDENÖREN’in hikayelerindeki insan tiplemeleri.

El emeği göz nuru bir çalışma olduğu belli.

Özdenören öykücülüğü üzerine bugüne kadar okuduğum en ciddi ve en kapsamlı bir çalışmaya imza atmış.

N.Kılıç meramını akademik bir çalışma olduğu halde o akademik üslup ve disiplinin ağırlığı altında ezmeden ayrıca bol bol hikayelerden yaptığı alıntılarla böldüğü halde ki bu durum konunun akıcılığını bozması gereken bir tarz iken tam tersi üslubunda ki o selaseti hiç bozmadığı gibi Özdenören hikayelerindeki sadece insani durumları değil onun hikayeciliğinin ruhunu kavramamızı sağlayacak eskilerin tabiriyle etrafına cami ağyarına mani bir tanımlamayı yapmayı da başarmış.

İyi bir kitabın özelliği herhalde sizi bir ruh halinden alıp başka bir ruh haline taşımasında gizlidir galiba. Nusret KILIÇ’ta bunu hayli hayli başarıyor.

Rasim ÖZDENÖREN okuduğum yıllarda ki İslami hareket, Türkiye’nin gündemi ve kişisel tarihimi düşününce nedense dudaklarımda acı bir gülümseme belirdi.

Özlediğim o yıllardaki samimiyet, hasbilik ve ucunda dünyevi hiçbir ücret olmayan sa’y ve gayretlerin yerine daha çok dünyevi endişe ve ikbal korkuları aldığı için galiba hafif bir özlem ve günümüzden dolayı da sitem beni acı acı gülümsetti ama şu var o ortamda okuduğum hikayeler ise aktüalitenin çabuk küllenen gündeminden çok farklı kalıcı izler bırakmıştı bende.

Rasim ÖZDENÖREN 80’lerin İslamcı gençliğinde özellikle başat unsurlardan birisi olarak kitaplarıyla farklı düşünmeye ve dünyayı İslam adına daha doğru algılamamıza katkıda bulunmuş müstesna bir kalemdir.

Şahsen bende o yıllarda hikaye yazmaya meraklı olduğum için onun öykülerini gıptayla okumuşumdur özellikle elimiz kalem tutmadan önce hikayecilikte koyduğu standartla kalite çıtasını bir hayli yükseltmiş bu da bize gösterdiği seviye açısında fevkalade bir hüsn-ü te’sir göstermiştir.

Özellikle ‘Çözülme’ ve ‘Çatışma’ başta olmak üzere yazdığı hikayelerden oluşan kitaplarda ki İslamın ruhundan taviz vermeden kullandığı modern dil ve uslüp beni bir hayli sarsmıştı. İçeriği geleneksel dili modern bir usluptı ki bize bu deneyimin aynısını şiirde rahmetli Cahit ZARİFOĞLU yaşatacaktır.

Özdenören hikayelerinde günahı ve günah korkusunu çok iyi betimler. Kitaptaki ‘Çözülmenin İnsani Boyutu’ ve ‘Çarpılmış İnsanın Tavrı’ başlıklı bölümler de bu durum çok güzel izah edilmiş ve bilenler içinde hatırlatılmış.

Özdenörenin bir ara kendisinden naklen ‘Biz günah konusunda örneğin geneleve giden bir insanında hikayesini betimlemeliyiz’ dediğini duyunca günah ve buna ait dünyaları tasvirde cesurca çıkışını gayr-i islami ve ahlaki bulmuştum ama hikayelerini okuyunca çarpılmış ruhların macerasını ağız suyu akıtarak değil istikrah ederek üzülerek bakmamızı sağlayacak bir atmosferde sunduğunu gördüm.
Öykülerindeki karakterlerde zaten durumun farkında bunun azabını çeken insanlardır.Nusret KILIÇ’ta buna şöyle dikkatleri çekiyor kitabında; “Rasim ÖZDENÖREN’in kahramanları, çözülmeyi bütün benliklerinde yaşayan fakat bundan rahatsızlık duyan tiplerdir. İçinde bulundukları durumun farkındadır” sh.21

Kitap bana Özdenören öykülerinde farkına varmadığım bir inceliği ve ayrıntıyı da yakalamamı sağladı.Özdenören hikayelerinde ölüm duygusunu başarıyla inceler ve tasvir eder. Kitap ta da bu konu ‘Ölüm Karşısında Tavır’ (sh 61) başlıklı bölümde ele alınmış. Burada Rasim Özdenören’in ölümün bir hiçlik bir yokluk olmadığını Bediüzzamanın satırlarıyla anlattığını gördüm.

Geçmişe bakıldığında özellikle bu hikayelerin yayınlandığı ve yaygınlaştığı yıllara genelde entelektüel camianın Bediüzzamana ve Risale-i Nur’a maalesef nur talebelerinin hayat-ı içtimaiyeye ait bazı tavırlardan dolayı uzak durduğunu hatırlayalım. Fakat Özdenören, Bediüzzaman’ın ölümle ilgili veciz sözlerini kullanmaktan hiç çekinmemiş.

Kılıç’ın kitabında (sh.60) alıntı yaptığı bu bölümlere bir örnek;“Fenaya değil bekaya gidiyorsun ademe değil vücudu daimeye sevk olunuyorsun zulümata değil alemi nura giriyorsun kesrette boğulmayacaksın vahdet dairesinde teneffüs edeceksin”(Mor Sinekler,Çarpılmışlar,s.131’den)

Risale-i Nur’da ise bu ifadeler Mektubatta 20. Mektup’ta şu şekilde geçmektedir; “Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nura giriyorsunuz. Sahib ve Mâlik-i Hakikî’nin tarafına gidiyorsunuz ve Sultan-ı Ezelî’nin payitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil, vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz. Firaka değil, visâle müteveccihsiniz.”

Gerçi bu durumu bazıları intihal ya da çalıntı gibi algılayabilir ama Bediüzzaman’ın eserleri miri malıdır ve yazar da tam kullanılması gerektiği yerde kısa bir alıntıyla ustaca kullanmıştır.

Hikâyeye ve edebiyata düşkün olanların özellikle Rasim ÖZDENÖREN’İ tanısın tanımasın herkesin mutlaka göz atmasında fayda olduğunu düşündüğümüz bir eser ortaya çıkmış.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

RASİM ÖZDENÖREN’İN ÖYKÜLERİNDE İNSAN” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 4

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız