RAMAZANNAME II

Oruç ve Hayat

Son günlerde sürekli açım. Vücudumda açlık tuşu varmış da biri basmış sonra kapatmayı unutmuş.

Ne kadar yersem yiyeyim, kaç öğün sofraya otursam oturayım hala bir yerlerim açlık sinyalleri gönderiyor. Göbeğim büyüdü, ayakkabı giyerken ayaklarımı göremiyorum. O filinta gibi gösteren pantolonlara da sığamıyorum artık.
Evdekiler mutfakla, Müge Anlı ve yemek programları arasında mekik dokuyorlar. Akşamları da survivor. Açlık hissime bakınca bende bir yanlışlık var. Her gün rahat rahat seyrettiği programlara laf söylediğimi işittikçe evde mutlu günlere derin bir özlem var. Dalıp gidiyor arada.
Evin sultanı olduğu, her gün kocaların işe gittiği o mutlu günlere. 24 saat bir arada olunur mu? Her an jandarma denetiminde bir hayat yaşar gibi. Olursa sürpriz bir yan kalır mı? Her şey monotonluğun ve sıradanlığın eskitici etkisiyle sararıp solmuş. Birbirimize bakışta ışık yok artık. Nasıl bir eleştiri, dırdır gelecek korkusu sadece.
Karar veriyorum, sessiz sakin yaşa şu evde. Kimseye bulaşma, kendinle dalaşma. Çayını kahveni iç, yemeğini ye, sonra geç odana çalış. Nerede bende verdiği kararlara uyabilmek istidadı. Her an bir şeylere kılçık atmadan duramıyorum. Yemek programındaki o çirkin kaynanalar, çok bilmiş gelinler, önlerine gelen her bir nimete kulp bulan yurdum kadınları.
Sinir ediyor beni işte. Haberler dersen varsa yoksa virüs. O kadar malumata rağmen sağlıklı kalmak için ortak bir öneri getiren yok. Ne kadar tıp alimi varsa o kadar ayrı görüş arasında şaşkınız.
O sinirle çekiliyorum odama. Değerli bir abimiz için armağan kitap hazırlanıyormuş, bir portre yazmam lazım. Sonra yeni açılan bir site yazı bekliyor. Muaz Ergü her gün ‘abi siteye bir yazı. Senin yazıyla ratingler fırlıyor’ gazı ile beklentisine cevap verme baskısı. İç dünyamda fırtınalar kopuyor ama daha bilgisayara bir cümle bile düşmedi. Üzerimde bir yorgunluk, hareketlerimde bir ağırlık. Yoksa ben koronavirüsü ayakta mı geçiriyorum. Kuşku, vehim, vesvese.
Öte yandan işyeri giderlerini nasıl karşılarım baskısı. Elemanları ücretsiz izne çıkaramıyorum, bari kısa çalışma ödeneğine başvurayım. Gün aşırı işe gidince üzerimden kamyon geçmiş gibi bir dağılma. Metroda sosyal mesafeni koruma içgüdüsü. İşyerinde imza atarken beş altı elin dokunduğu o evraklardan gelen tehditler. İzin alsam iyi olur ama kaptan gemiyi terk edebilir mi? Terk etse elemanlar kendini kötü hissetmez mi? Zaten para kazanırken sesleri çıkmaz, ilk krizde işçilere çıkar faturası dedikoduları yaygın her yerde. En iyisi ‘kötüye bir şey olmaz’ güveni ile işe gitmek.
Böylece devrimci yanım da tatmin olacak. Evde kal çağrıları, sokağa çıkma yasakları. Biz yasakları çiğneyip hukukun üstünlüğüne ulaşacak bir demokrasi havarisiyiz. Tamam, toplumsal devrim yapamadık ama metroda Sözcüyü çarşaf gibi açıp okuruz en azından. Caddelerde gezinir, işte yasağa rağmen dışardayım diye yayınlar yaparız. Devrimci karakter, zor zamanlarda bilenir. Çifte su verilmiş çelik gibi, sağlam adımlarla zarp zarp yürü caddelerde.
Bakışlarım döviz-altın endekslerine takılıyor ister istemez. Nasıl bir gelecek bekliyor bizi. Bu ekonomik travma nasıl atlatılır? Paramız pul olur, gıda bulamazsak ekip biçeceğimiz küçük bir arazi de yok. Yoksa gidip küçük bir tarla mı alsam? Daha ekonomik yıkım zirve yapmadığı için gayrimenkul fiyatları burnundan kıl aldırmıyor. Allahtan market rafları dolu. Fiyatlar yükselmiş ama en azından satın alabilecek mallar elimizin altında. Ya paramızın geçmediği, kızılderilinin beyaz adam altının yenecek bir şey olmadığını anlayacak, dediği zamanlara gidiyorsak?
Yok, yok, diyorum. Her şey kontrol altında. Tarım Bakanı güvence veriyor, çiftçiler dışarı çıkma yasağından muaf. Patates soğan dağıtımı ile sevinecek insanlar var ülkede.
Hani diyordun, eve kapansam, kitapları okusam ve yazsam durmadan. İşte o fırsat eline geçmiş, ne sallanıp oyalanıyorsun?
Krizi fırsata çevir. Şair ol, şiir yaz Hasan Boynukara gibi. Yok, arkadaş hayatımız mantar. Bu hayatta bir aşka doğanlar varmış, bir de aşk ile yorulanlar. Ben ikisinden de payımı alamadım. Tam âşık olup sevgiyle insan olma fırsatı bulacaktım, bu koronavirüs çıktı başımıza.
Yarım yamalak bir hayatı ortasından kesen karantina ile bukağı vurulmuş öküz gibi dolanıyorum evde. Adi suçlardan hükümlülere bile af çıktı. Hayat genel bir affın kapsamına bile almadı beni. İçerdeyim. Şok edici bir düşünce de yok beynimde. Düşünce suçlusu gibi salıverilmedim. Tutuklu kaldım. Tutkularım savruldu gitti. Toza dumana karışarak.
Siz ne âlemdesiniz? Var mı hayatın gülen bir yüzü sizin hanede?

Mustafa EVERDİ
(Yazar-Hukukçu)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 5

FACEBOOK HESABIMIZ