RAMAZANNAME I

İlk Sahuriye Erkeği

Sahurda beni uyandır! Emrini tebliğ ederek yatmaya gitti Hz. Rabia.

Beni bu mübarek ayın ramazan davulcusu sanıyordu herhalde. Mahalleye hizmet etsem, sevap bagajım dolup taşar. Ailenin uyanığı olmanın hiç bir getirisi yok. Benim gibi bir Zaloğlu Rüstemi çalar saat saymak dışında!
Ses vermeyip önümdeki ekrana bakmayı sürdürdüm. Ne kadar zaman geçmiş bilmiyorum. Ya on beş saniye, ya da bir-iki saat. Hangi yasaklı siteye giriş yaptım ki acayip sesler geliyor kulağıma? Hayır, zikir videosu da açmadım ki Allah diye zikrederken sağa sola kafa sallayıp soluk soluğa ciğerden gelen seslerle karıştırayım. Öyle de rahatsız ediyor ki, sanırsın Nuh Nebiden kalma bir Bedford kamyon Gavur Dağına tırmanıyor.
Kendimdeki bu yabancılaşmadan korkup mausla açık bütün programları kapattım. Ekranda Windows amblemi bana bakıyor, ben ona aval aval, ses devam ediyor hâlâ. Lan oğlum, bu ses başka yerden geliyor kanaatine neden sonra uyanabildim. Ben nasıl bir günahkarım ki, yatak odasından gelen horlama sesini bilgisayardan sanıyorum. Buna tasavvufta fenafilbilgisayar denir.
Karımın mübarek yüzünden daha uzun saatler ekrana bakıyorum çünkü. Yanılgım doğal ama hayata uygun değil. İyi aile babası olduğum da söylenemez. Halbuki aşkım aşkım diye kuğurdayanları gördükçe işte ideal erkek diyenlere bakarım bön bön. Oradaki aşkın derinliğinden haberim mi yok? Yoksa kalbim nasırlanmış ondan mı yeşil sarıklı ulu hocalar söylemedi bunu bana? Bu köylüler çekilecek dert değil. Ama kızlar koca adayı diye böyle hanzolara atılıyor sürekli. Yoksa benim gibiler bir ömür bekâr kalırdı.
Hem görüyordum o kadar güzel kızlarla caddelerde meydanlarda geziyorlar. Yau böyle cillop gibi kız bulunca yatak odasından hiç çıkmaz insan. Bunlar aptal mı diye bakıyordum. O zamanlar bekârdım. Şimdi yatak odasına ayaklarım geri geri gidiyor. Bal yiyen baldan usanır çünkü. Aradan kırk sene geçince hiçbir sürprizi kalmıyor o işin. Ekspres otobüs gibi ara duraklara uğramıyor, ana durakları hızla tamamlıyor garajda alıyorsun soluğu.
Koştum ki yatak odasına, horultu ayyuka çıkmış, kadıncağız boğuluyor nerdeyse. Şimdi dürtsem bir sürü azar işiteceğim, ‘Allahın kazması bir gün de gül sunarak, şiir okuyarak uyandır!’ diyecek. Bırak boğulsun, belki Allah bir kapı açar, yeni bir keklik bulursun, umudu geçiyor içimden. Hem yenisi bi bakmışsın güzel olur, diye bir umut aşılıyor bir yandan. Sonra düşündüm ki soruşturma filan açarlar, aynı çatı altında ölüm varsa. Doğal ölüm mü yoksa kocası mı öldürmüş? Bugünlerde televizyonlarda karısını, sevgilisini öldüren erkek faciaları ile dolu haberler.
Bi koşu çamaşırlığa koştum. En iyisi, şu kirli çorabı burnuna tutayım. Nasıl da işe yaradı. Ayak kokuları ile tütsülenmiş çorap burnuna dayanınca diğer tarafa döndü, soluğu düzeldi, horlama kesildi. Bulduğum çözüme hayran olmak üzereydim. Deha böyle tezahür eder, diye içimdeki insan sevgisi coşkun sel oldu, odada yer kalmadı bana. Hemen çıktım mecburen.
Her koca biraz salaktır. Horlamayı kestim amma yaptığım hiç hoş değildi. Vicdan yaptım, kendimi ayıpladım, hiç bir kadın böyle bir muameleyi hak etmiyor, nasıl bir kazmasın sen diye azarladım durdum içsesimle. Yıllardır oluşan alışkanlık, sen onu anlıyorsun, o seni anlıyor. Hiçbir şey konuşmasan bile davranışından ruhunun röntgenini çekip sen de nasıl bir sıkıntı var deyip şıp diye teşhis koyar karı koca birbirine. Ben her ne kadar kazma olsam da empati yapabilirim. O an bir hayat felsefesi bahşedildi bana, dünyayı, senin hakkındaki bütün olumsuz kanaatleri, karının sana dair yargılarını değiştirmek elinde diye bir düşünce belirdi zihnimde. Erkeklere dair önyargıları parçalamak da cabası.
Hepimiz ailenin liderliğini kaybetmek üzereyiz. Haberlerin merkezinde bu durum. şiddete düşmemiz de bu kayıpların sonucu, kim bilir? Hata kimde? Kadınlarda mı yoksa erkeklerde mi?
Yüzyıllar boyunca hem hayatta hem ailede öncüydük biz. Ailenin başında, ekonomik ve sosyal yönlerden kuvvetli bir yerdeydik.
Peki, nasıl oldu da birden şiddetin karanlığına batan olduk, üstelik kadınlar öne geçti? Her şey nasıl bu kadar çabuk değişti? Savaş meydanlarından ekonomik pazara, kamudan özel hayata kadar hangi kuvvetimizle zafer üstüne zafer kazanmıştık? Bugün neden kazıklı voyvoda sayıyorlar bizi. Dış kapının mandalı gibi iki de bir uzaklaştırma kararı.
Kadınlar tarafından nasıl alt edildiğimizi, gölgede bırakıldığımızı ve tahakküm altına alındığımızı anlamaya çalıştım. Erkeklerin acı ve şiddet dolu tepkisi bundan mı yoksa? Sonunda ulaştığım yeni felsefenin ilhamıyla dedim ki, değişime en çok erkekler direniyor!
Her sofra kadınların mübarek eliyle hazırlanıyor, sabah kahvaltı, öğle akşam yemekleri. Çay kahve ikramı. Yıllardır mutfak anavatanları olmuş. Köle İzaura olsa bu hayata dayanmaz, kölelere özgürlük diye isyan çıkarır. Allahtan bizim mahallenin kadınları Hz. Rabia da böyle günah-ı kebaire düşmüyorlar.
Şu mübarek ay hürmetine ilk sahuru sen hazırlasan ne olur diye düşündüm. Geçmişin hamaseti iyi güzel de mutluluk getirmiyor işte. Bendeki empati gücüne bak. Zaten büyük yazarlarda empati çok güçlüdür. Sineğin, farenin, karganın, katilin gözünden hikayeler anlatmak kolay mı? Yazar karakterin bedenine girebilsin ki anlatıcı olabilsin. Bu gece de hanımın gözünden bakıyorum hayata. Bunu kimselere anlatamam, hele konu komşuya, çoluk çocuğa? Hayatta olmaz. Tarihte erkek diye bir namımız var, yerlerde mi sürünsün?
Kalbime Hatipoğlu dış sesinden ‘böyle böyle ramazan insanı düzeltir, sen değişmeyince dünya değişir mi?’ soruları geliyor. Allahım dedim, bütün o kitleler her sene abone olmuş gibi Hatipoğlu’nu Sultanahmet Meydanında nasıl dinliyorlar, işte şu an anlayabildim onları. Empati gücüm kitleleri kapsamaya başladı. Her ramazan ‘sakız orucu bozar mı Hocaaaam?’ diyenleri de. Bu iman, balığı kavağa bile çıkarır, hatta tepesinde ezan bile okutur. Cahil halkı din diyanet seansına mı çıkarmayacak?
Bu duygudaşlık sonunda beni mutfağa götürmez mi? Götürür elbette. Kazak erkek ayaklarına bir ömür hazır sofralara oturdun, sunulanları yedin. Allahın kerestesi bir günde sen hazırla bakalım, kolay mı bu ev kadınlığı?
Allahım, dedim, benim halimi hasene-i ahvale tebdil eyle! Hep şiddetle yanyana getirme adımı. Bugüne kadar kadıncağızın yaptığını beğenmedin, pişirdiğine kulp buldun, tuzu yok, yağı çok kaçmış, salçası yemeği domates sosuna çevirmiş diye eleştirdin. Televizyonlarda yemek yerken konuşan kokonalar gibi hep bir eksiklik buldun nimetlerde. İşte bugün bütün o hatalardan zalimliklerden tövbe etme zamanı. Hoyratlar da jest yapabilsin yeni dönemlerde. Erkeklere de imtiyazlı ayrıcalık tanınsın.
O hızla mutfağa yürüdüm. Kim tutabilir beni bu kadar baskıdan sonra.
Mutfağa bir girdim ki Hz. Rabia hazırlamış her bir nevaleyi. Işıl ışıl her şey. Bana yapacak tek iş kalmış. Yemek. Besmele çekip ilk lokmayı almadan, ona dönüp gizli teşekkür beyan eyledim:
‘Cennete benden önce gireceksin o kesin, anlaşılan. O ebedi bahçeye alacaklar seni, tamam. Yalnız, bana sırtını dönüp o mübarek kapıyı bir açma, ayaklarını kırarım o zaman senin!’

Mustafa EVERDİ

(Yazar-Hukukçu)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 8

FACEBOOK HESABIMIZ