PETERSBURG’DA ÖLÜM

Karadeniz’in doğusunda, Kaçkar Dağları eteklerinde, Çamlıhemşin’de trajik hayatlar olduğunu bilmiyorduk. Çamlıhemşinliler pastacı idiler ve Türkiye’nin bütün şehirlerinde moda/trend olan pastaneler onlara aitti.
Bir ara Çamlıhemşin evleri daha doğrusu konakları, medyada gündeme gelmişti. O yayınlarla oluşan algı; bunların zevk sahibi, zengin ve dağ başına binbir zorlukla mimari güzelliklerde nitelikli evler inşa ettiren tuzu kuru insanlar oldukları idi.

Dursun Ali Sazkaya ile öğreniyoruz ki; bütün bunlar nice acılar, dramlar, trajediler sonucunda oluşmuş acılardan doğan buzdağının görünen kısmı. Asıl birikim özlemler, gurbet acısı, çekilen çileler. Yabancı ülkelerde sıladan esen rüzgarların bağrında sakladığı; tulum-kemençe seslerinden oluşan sam yelinin yakıcılığı.

Dağlarda yoksulluktan çok çeken Lazlar, Almanya’ya giden gurbetçilerden yüzyıl önce Rusya’yı öğrenmiş, Moskova’da Petersburg’da fırınlar açıp pastane işletmeciliğine başlamışlar. 19. Yüzyıl ikinci yarısına uzanan Rus aydınlanmasının ve Ekim Devriminin Rusya’sına şahitlik etmişler. Bugün her yerdeki Karadeniz fırınları gibi fırın ve pastane sektörüne el koymuşlar, Rusya’da hatta Polonya’da. Aynı zamanda buralarda aristokrat zevkler edinmişler. Bugün her şehrin mutena bir yerindeki pastanelere yansıyan o tecrübe.

Herkes köşeyi dönmemiş Rusya’da tabii ki. Hatta Türkiye’ye dönemeyenler olmuş. Acı çekenler, gurbette ölenler, özlem içinde, sıladaki çoluk cocuğunun hasretiyle Rusya soğuğunda donup kalanlar.
Dursun Ali Sazkaya, sarp dağların acılı tarihini, insanlarını, yabancı diyarlardaki maceralarını anlatıyor. Çocukluğundaki sıcak anılarda yer eden, nineleri, dedeleri, baba ve anneleri. Hatıralarla büyüyen ancak şehre tutunamayanları. Önce Farzet ki Dönemedim, kitabı ile. Yeni kitabı Petersburg’da Ölüm hikayelerden oluşuyor; ölüm, gurbet, yaşlılık, dünyanın faniliği üzerine, acı çekmeye yazgılı insanlara ‘Dünya bu kadar işte’ dedirten bir hüzünle. Romanları da var Sazkaya’nın. Geceleyin Bir Yolcu mesela.

Petersburg’da Ölüm, yabancı kahramanları da anlatıyor. Evrensel temalarla; ölümle hastalıkla yüzleştiriyor bizleri. Birinci Dünya Savaşının Rusya’dan görülen yönünü, esir Türklerin çektiklerini, kahraman Lazların bu esir Türklere yardım için bin bir tehlikeyi göze alarak çırpınışlarını da anlatıyor bizlere.

Umut bağladığım, Karadeniz insanının hüzün mesnevisini yazan bir kalem olarak değer verdiğim bir yazar Sazkaya. Duyarlı bir kalbe, geçmişe özlemle babalarımızın, dedelerimizin hikâyelerine yoğunlaşan bir incelik. Elbet bugünlere de getiriyor hikayemizi.

Kitabı okudum. Şunu söylememe izin versin, iç monologlarla ilerleyen ‘ben anlatıcı’ ile süren hikayeleri daha başarılı buldum. 3. Şahıs ağzından anlattığı hikayeler olaya tam dahil etmiyor, kahramanların duygularını geçirmiyor okuyuculara. Belki bende kusur var, tam emin olamadım ama Dursun Ali Sazkaya birinci şahsın dilinden anlattığı öykülerde çok başarılı. Samimi, yakıcı bir feryadı hissedebiliyoruz. Üçüncü şahsın dilinden anlatırken yabancılık doğuyor nedense.
Tebrik ediyorum. Yeni kitaplar, öyküler bekliyorum(z) onun kaleminden.

Mustafa EVERDİ
Yazar-Edebiyatçı


Bu yazı Kitabiyat kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
= 3 + 3