Müfettiş Yardımcılığı Sınavı5 (SON)

Öyle değişik şeyler vardı ki kolilerde tenis topundan benzin pompasına kadar. Ve bıyıklı sıska tip çağrılıverdi. İkinci sıradaydı demek ki. Zavallı. Boyu kadar bir koliye yöneldi. İsminin yazıldığı koliye yöneldi. Herkes utanarak bakıyordu. Belli ki kaldıramayacak kaldırsa da götüremeyecekti. Verilen süre iki dakikaydı. Çocuk kucaklar gibi kucakladı koliyi ve aman Allahım şak diyede kaldırıp yerine götürdü malzemeyi ve tek tek kutuları dökmeden bozmadan itina ile saydı. Jüriye de ayrılmadan önce bir reverans yapmayı ihmal etmedi. Minyon tipli kız da koliyi aynı ustalık ve rahatlıkla yerine koydu. Tecrübeli miydi acaba? Bu işin bir sırrı mı vardı? Şaşkınlıkla olan biteni izliyorduk. 

Sonra çıkan adaylarsa kolilerini dökmeye düşürmeye başlamışlardı. Bu sefer herkesi bir korku bir telaş almaya başladı çünkü çağrılan adaylar-arada birkaç istisna oluyordu- kolileri sayım için açtıklarında ya malzemeler saçılıyor ya da kaldıranlar konulması gereken yere ağırlıktan dolayı götüremiyorlardı. Güçlü kuvvetli bir Müfettiş yardımcısı adayı koliyi rahatlıkla kaldırıp götürecekti ki kolinin altı açık olduğu için yerlere saçıldı kalemler. `Olur mu böyle şey` diye itiraz edecek oldu sınav komisyonuna. Komisyonda büyük bir keyifle `Bu da sınavın bir parçası insan kolinin altına bakmaz mı kaldırmadan önce delik mi açık mı kapalı mı ? Devlet malına zarar mı vermek istiyorsun, hadi döktüğün şey yere düşünce alev alan bir malzeme olsa bunun cezası kaç yıllık kürek mahkumiyeti biliyor musun` diye de dalga geçmeyi ihmal etmiyorlardı. Kolileri kaldırmaya giden herkesi ayrı bir tuzak bekliyordu adeta. Beş altı kişi kalmıştık. Koliler üst üste yığılmaya başlamıştı. Heyecanla sıramızı bekliyorduk. Herkes kan,ter içinde dönerken aklıma minyon tipli kız geldi. Solumda duruyordu ve zerre kadar terlememiş halde balkona gelip canlı casino yanımda durmuştu.
-Şey pardon kursuna filan mı gittiniz bunun, dedim.
Bana şöyle bir dönüp baktı.Gülümsedi.
-Yok,kaldırdım.
-Erkek olsan kimbilir ne yapardın sen, demek geldi içimden ama yine de dayanamadım ve sordum;
-Hani erkek arkadaşlar bile kan-ter içerisinde taşırlarken siz gayet rahat…okunup üflenecek bir şey varsa…
-Nasııl?
-Yok,yok bi şey yok.Tebrikler.
Hadi senin ismin okunuyor dedi birkaç kişi, bunlar başarısız olan arkadaşlardı ve “sende git de belanı gör der” gibi bakıyorlardı
Besmele çekip balkondaki birkaç basamaklık merdivenden aşağı indim. Deponun zemininde çevik hareketlerle hızla ilerleyip jürinin önünde hafifi bir reverans yaptım. Sanırsın podyuma çıktım. Birkaç kişinin gülme sesini duyar gibi oldum ama şimdi işe konsantre olma zamanıydı. Ve biliyordum bu gülüşmelerin sebebi de benim moralimi bozup ekarte olmamı sağlamaktı. İsmimin yazılı olduğu koliye tam bir ciddiyet ve büyük bir kararlılıkla yöneldim. “Bravo” diye birkaç alkış sesi geldi ve arkamdan bir ses duydum.Komisyon başkanının aşırı sıcaklardan mayhoşlaşmış,cılız sesiydi;
-Aman dikkat et evladım. Kaldırdıktan sonra lütfen şu ilk sıradakilerin üstüne koy .
“Gel de sen koy moruk” diyesim geldi içimden. Şöyle bir baktım. İlk sıradaki kolilerin yüksekliği bir-bir canlı casino buçuk metreydi yaklaşık. Yükseklik biraz fazlaydı. Haksızlık bu diye itiraz edecektim ama yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmiştik bu işin, denizi bulandırmaya oyunu bozmaya niyetim yoktu hem ne kadar ağır olabilirdi ki bu koli.
Parmaklarımı birbirine geçirdim ve iki kolumu ileri uzatarak hem gerildim hemi de parmaklarımı çıtlattım. Çocukluğum aklıma geldi ama boş ver şimdi çocukluğunu dedi içimdeki ses, “asılma zamanı, işte şans, işte iş” diyordu. Eğildim ilk önce hafifçe altını yokladım kolinin. Sanki bubi tuzağı yokluyordum. İyi, sağlamdı. Şöyle bir kavradım, bir daha kavradım.Mıh gibi yere çakılıydı.Yoksa kaldıramaayacaak..tıım..Üf be bu ne ağır şey. Civa doldurulmuş aküler mi var yoksa e hani hepsi aynıydı kızlar bile kuş gibi kaldırırken, Dur bakalım. Kızlardan aşağı kalacak halim yoktu ya. Birde onlara mı rezil olacaktım. Göz ucuyla minyon tipli kıza baktım.Yanındakilere gülerek bir şeyler söylüyordu.Düpedüz benim aciz duruma düşüşümle dalga geçiyorlardı kendilerince. Size pabuç bırakır mıyım ben. Var gücümle bir nara patlatarak sıkıca kavradım koliyi ama kaldıramadım ve sonra ağır ağırda olsa kaldırmayı başardım.”Ulan ne ölüsü bu be?” diyesim geldi jüriye. Çok ağırdı. Belim küt dedi. Sanki belimdeki bir kemik yerinden çıkıp etime batmaya başlamıştı ama bırakmamalıydım altı üstü bir iki metre götürüp ilk sıradaki dizilmiş kolilerin üstüne koyacaktım. İndirip bir daha mı kaldırsam dedim, acaba puanımı düşürüp beni elemeleri için bir koz mu vermiş olurdum sınav komisyonuna? Salonda çıt yoktu. Sanki bir mucize izler gibi bana bakıyordu sınav komisyonu. Ve kayışım, evden çıkarken başıma bir iş açar mı dediğim kayışım yavaşça sıyrılmaya başladı. Evet ilk önce kayış sonra pantolon yere düşecekti.Ee sonra? Sonrası malum, mağazalar fora. Belimi hafif büküp göbeğimi ileri çıkartım ki kayış düşmesin pardon pantolon ve böylece hoş olmayan görüntüler vermeyelim millete. Hafif bir hınklama sesi eşliğinde iki büklüm ıkına sıkına ilerlerken jüriden heyecanlı bir ses yükseldi;
-İlginç bir taşıma stili,bravo ki bravo!

Kimin bağırdığını anlayamadım. Gözlerimi zar zor açıp önüme bakıyor ağır ağır adımlarımı atıyordum. Tebrik, takdir dinleyecek vaktim yoktu. Ağırlık her tarafımı öyle bir sarmıştı ki kımıldayacak halim yoktu ama son bir gayretle tüm gücümü toplamak için kendimi iyice sıktım, zar zor bir kaç adım daha attım. Alnımdan şapır şapır sel gibi akan terler gözlerimi yakmaya başlamıştı. Kucağımdaki koliyi hızlı götürüp bir an önce kolilerin üstüne atmak istiyordum ama bacaklarım zangır zangır titremeye başladı. Kolinin elimden kayıp gitmemesi için dua etmeye başladım. Alnımdan omuzlarıma dökülen terlerin belimden aşağı ılık ılık aktığını hissediyordum. Nefessizlikten ölecektim. Hayatımı, geleceğimi, ümidimi adeta çocuğumu kucağımda taşıyordum. Bırakmamalıydım az kalmıştı. Devrilip devrilmeme arasında giden bir yalpalamayla üst üste yığılmış kolilerin yanına ulaştım Son bir gayretle koliyi iyice kaldırıp küt diye koydum ama hay koymaz olaydım. Koyduğum kolinin hemen üstündeki kutudan ıstampalar, taş gibi ağır krikolu mühür makinaları hızla üstüme döküldü ve bir tanesi tam sağ gözümün üstüne boksör yumruğu gibi indi. Sanki birisi vardı orada ve mühür makinasını hızla gözüme vurup kolilerin arkasına çekilivermişti hemen. Sövmemek için kendimi zor tuttum. Koliyi bıraktım,belim bükük o halde öylece durdum.Kendimi yana atıp başka bir koliden zor tutundum ama ama.. tutunduğum koli hafifçe kayıp yamuldu., bir dakika önce çektiğim onca acıyı sıkıntıyı birden unuttum. O yamulan koliye konsantre oldum. Evet elimle tutunmaya çalıştığım koliye dikkat kesildim ve hemen kendimi toparladım. Şöyle hafifçe doğrulup üzerinde kimin isminin yazdığına baktım, üzerinde Sabri Cankuzusu yazıyordu.. İçi boştu bu kolinin,içi boş.. Boş küçük kutulardan oluşmuştu. Ve bıyıklı ufak tefek o adama Sabriye doğru baktım hemen ve anında benden bakışlarını kaçırıp başını hafifçe öne eğdi.Arkasından o minyon tipli kız.Sizi gidi namussuzlar dedim içimden. Hey gidi dünya hey demek onlara boş bize dolu koli he? Birden komisyondan da birkaç kişinin endişelendiğini hissettim ve içlerinden birisi “aman sus” dercesine belli eden bir ses tonuyla atıldı;
-Tamam çok güzel saymanıza gerek yok.Bu sıcakta bu azim..
-Geçtin evladım dedi komisyon başkanı ve arkasından bekçilere seslendi;
-Bi şeyler getirin sayın müfettişime! Buz-muz!
Sinirim boşaldı boşalacaktı ki kendimi zor tuttum ve nedense “müfettişim” lafı içime bir mutluluk doldurdu. O kadar çektiğim acı,rezillik son dakikada gördüğüm ihanet ve alçaklık..Hepsini unutturdu komisyonun başkanının bir cümlesi. Alacağım maaş,eve vereceğim müjde, bu iş sayesinde göreceğim itibar.. Zar zor doğrulup hafif bir baş selamıyla elimle sağ gözümü tutup balkona ağır adımlarla çıktım. Belimde sanki bir boşluk oluşmuştu . Ya gözüme ne demeliydi çok mu şişmişti ne kadar morarmıştı bilmiyordum yalpalıya yalpalıya çıktım balkona. Neticede işi kapmıştım. Balkonda beni bekleyen birkaç kişi tebrik etti. Bekçiler beni içeri alıp, genişçe bir odaya oturtturdular. “Buz bulamadık ama şunu al koy” diye ıslak pamuk getirmişlerdi. Acıyla içim içim inleyerek koltuğa büzüşmüş halde sınavın bitmesini bekledim. Yanıma gelen bekçi yarım saat sonra sonuçların açıklanacağı söyledi.
Yarım değil ama yaklaşık bir-iki saat sonra bekledikten sonra sonuçların açıklandığını tahmin ettim. Bana haber veren bile olmamıştı. İnleye inleye çıktım binadan. Belli ki sonucun açıklandığı yer girişteki bekçi kulübesinin camıydı. Çünkü sınava girenler kulübenin önüne yığılmış,camdaki bir listeye bakıyorlardı. Sevinenlerde vardı üzülenlerde. Kalabalığın arasından uzanıp, sağ gözümü tutmuş bir halde sol gözümle ismimi aradım. Yoktu. Bir daha taradım listeyi gözlerimle. Yoktu. Kandırılmıştım. Evet orada bir çıngar çıkarmamdan koktuğu için yaşlı kurt yani sınav komisyon başkanı bana, kazandın filan deyip içeri yollatmıştı, sözde iyilik yapar havasında buz-muz filan getirin diyerek. Hemen dönüp etrafıma baktım. Sabri denen ufak tefek herifle, o minyon tipli kız ortalıkta yoktu. Zaten kazanacaklarını biliyorlardı,dururlar mıydı buralarda.Ve ilk öncede onları çağırmışlardı doğru ya..sonrakiler.. itiraz sabrinin ismine baktım. Kazanmıştı. Emin olmak için bir daha baktım.E herhalde kazanırdı boş koliyi,kolinin içindeki o boş kutucukları kim kaldırıp taşıyamazdı ki..Hey gidi alçak dünya dedim.Bir sözlükte dünya Arapça de-na kökünden yani alçak, düşük anlamındaki kelimeden gelir diyordu.Deniyyet de aynı kelimeden geliyormuş yani alçaklık. Dünya buysa üstü kalsın dedim. O bu değil de şu gözümdeki şişlik. Eve gidince nasıl izah edecektim bunu. Hem anlatsam kim inanırdı ki tüm bu dediklerime…

……………..

Müfettiş Yardımcılığı Sınavı 1

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Müfettiş Yardımcılığı Sınavı5 (SON)” için 2 yorum

  • 10/04/2011 tarihinde, saat 02:19
    Permalink

    Either way, you have a huge amount of control here when it comes to sharpening your photos.

    Yanıtla
  • 04/05/2011 tarihinde, saat 09:49
    Permalink

    ilginç hikayeler var ama biraz dikkat please

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 4

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız