Müfettiş Yardımcılığı Sınavı3

Kazandıkça kendini kaybedenlerdense kaybettikçe kendinin kazananlardan olmayı tercih ederim. Aslında sahip olduğunu zannettiğin şeylerin sana sahip olduğunu görmek, ne kadar aciz olduğunu gösteren olaylar ve yenilgiler silsilesi işte tüm bunlar insana daha çok huzur verir.

Başvurular bitince memur odasından çıktı ve
-Arkadaşlar yazılı sınav yukarıda, seminer odası var, orada yapılacak 2. Sınav da arkada, depo var, büyük,orada yapılacak dedi.
Herkes belli belirsiz ve mıymıntılarla dolu bir ses sağanağı halinde sınav yerine hareket etti.
-Kalem kağıd verilecek mi dedim memura. Memur şöyle bir durdu ve sanki anasının nikahını istemişiz gibi ters ters baktı.
-Yukarıda söylerler size.
Kapıyı yüzüme kapattı. Plan bir buydu demek ki. Sınav canlı poker tarihini öne çek ve kalemsiz gelenleri ele. Kalabalığa katılmış su gibi ilerlerken sağ tarafta küçük bir çay ocağı gördüm. Çaycıda benim gibi gariban birisine benziyordu. E garibanın halinden de gariban anlar demişler.

-Pardon birader sınava geldik, acil oldu bir kalem lazımda bana, kurşun?
-Tam yerine geldin. Burası devlet malzeme ofisi .
-Ee kalem var mı?
-Arkadaki depoda binlerce. Bekçi amcalara sen bir şeyler verirsen hani anlarsın ya o biçim onlarda seni görürler, deyince kan beynime çıktı. E serde yiğitlik ama ne demiş atalar; “Yokluk yiğitliği bozar”. Bende bu ahlaksız teklifi gülümsemeye verip sırıtarak sordum;
-Yok ya onların istediğinden bizde yokta harbiden bana bir kalem lazım.
-Senin kurşun kalem yazmıyor mu artık?
-Anlamadım? Ne dediniz?
-Yok yok bi şey yok,aha al şunu.
Gözüyle tezgahın üstündeki kurşun kalemi işaret etti. Sırıtıp duruyordu imalı bir şekilde.Bende nazikçe aldım.
-Bi ücret?…
-Gerek yok. Ne olur ne olmaz bakarsın müfettiş olursun o zaman sen bana kıyak geçersin.
-Peki, sağol sınav bitince getiririm, teşekkürler.
-Gerek yok kardeş.
-Peki sağol.
“Silgi” diyecek oldum ama buna da şükretmeliydim. Hata yapma payım canlı poker yoktu artık. Sınav kâğıdına cevapları ya da şıkları yazar sonra temize çekerdim. Gözden kaybolmakta olan sınav kalabalığının peşinden koşturarak gittim. Demek müfettiş yardımcısı olursam kıyak geçerim he? E hadi bakalım inşallah.
Sınavı bir saat içerisinde başlatıp bitirdiler. Klasik sorulardı. Aşağıdakilerden hangisi bir kamu kuruluşu.. Atatürkçülüğün en önemli.. Lütfen laikliği tanımlayınız.. Sanki “Amaan oyunun sonu belli ne diye oyalanıyoruz verin sınav cevaplarını da sözlüye geçip adamlarımızı alalım, sonra da işimize gücümüze bakalım” havası hakimdi salonda.
“Aykadaşlay” dedi “R”leri söyleyemeyen bir memur, “İkinci sınavınız yan binadaki depoda. O sınavla beyaber değeylendiyilecek bu sınavınız”
“BEYABER” mi? E ikinci “R” nasıl çıktı peki öyleyse? Asıl kumpas burada ha? Belli ki adam kimliğini vermek istemiyor. Hani sınavda torpil vardı iddiası ortaya atılınca müfettiş gelirse sınava girenlerin beyanatından “R” leri söyleyemeyen adamı arayacaklar e sonra tabiî ki bulamayacaklar, bulunsa da; yok ya müfettiş bey bakınız bu “r”leri güzel söyleyişimden dolayı bendeniz TRT spikerliği teklifi bile aldım deyip sıyrılacaktır, baksana herifçioğlu bal gibi söylüyor “r”yi ama kimsede bunun farkında değilmiş gibi oyunbozanlık etmeyelim havasında sesini çıkartmıyor.

………

Bir zamanlar hırslandığımız ve uğruna ağladığımız şeyler bir çikolata parçası ya da misketler şimdi büyünce ne komik? Peki ya şimdi hırslandığımız şeyler? Onlar için hırslanmanın komikliğini ahirettemi anlayacağız yada bu dünyada, bu dünyanın faniliğini anlayan bir bakış açısıyla mı?
Ya ol ya öl günüydü bu gün. Bu işi almalıydım. Bu sınavı birincilikle kazanmalıydım.Ya olmazsa ya başaramazsam…Tüm bunlara rağmen içimde nedense bir ümit ışığı doğmuştu. Çünkü nasipte vardı ki bu sınavı kazanmak buraya tam sınavın erkene alındığı bir günde gelmiştim Allah’tan. Hem illa işe alınacak herkes torpillimi olacaktı aradan da benim gibi birkaç tane torpilsizi alırlardı herhalde sınava şaibe karışmasın diye. Şöyle bir kalabalığa baktım. Kimler torpilli olabilirdi acaba? Şu sarışın çocuk ya da köşedeki takım elbiseli ya da herkese gülücükler saçan espriler yapan şu dalyan gibi adamlığa yeni adım atmış genç? Şu kırmızılı kız pek fettan bir şeye benziyordu. ‘Buraya beni genel müdür yapın’ dese yaparlardı valla. Türkiye cumhuriyeti burası belli mi olur? Birde orta boylu, güzel mavi desenli gri bir etek giymiş, gözleri sürmeli, kirpikleri rimelli kız. Huzursuz gibiydi ama torpilli olupta acaba son dakikada bir yamuk yermiyiz diye kıvranıyordu sanki. Yanında ise kısa boylu minyon tipli ama şirin mi şirin bir başka kız. İnsanın bırakın ya bu kızı sırf tatlılığından sınavsız işe almanız lazım diyesi geliyordu insanın. Değirmi bir çene, plastik yapma bir burun hani oyuncak bebeklerden alınıp konulmuş o sade, duru, güzelim yüzüne, pürüzsüz bir yanak ve beyaz akın içerisinde siyah bir yakut gibi duran iri gözleri. Sonra onların yanına kısa boylu, bıyıklı, zayıf mı zayıf çelimsiz birisi yanaşıp bir şey söyledi ve aynı hızda ayrıldı. Kız sadece başıyla tamam demişti. Kimdi bu? Benden yaşlı tek kişiydi. Acaba içeride adamları mı vardı? Bir tüyo mu vermişti? Kendi çapında bir çapkındı da kıza laf mı atıyordu ya da yalan yanlış bilgiler mi veriyordu milleti şaşırtmak için? Birkaç kişiyle daha öylesine laflaması dikkatimi çekti. Sanki üzerine toplanması muhtemel şüphe dolu bakışları dağıtmaya çalışıyordu. Ve parliament gece mavisi(Star TV’nin kültür dağarcığımıza hediye ettiği bir kelimedir lütfen kabul ediniz) mavi bir gömlekli gençten bir çocuk pantolonunun arka cebinden bir tomar kağıd çıkartınca bakışlar ister istemez ona yöneldi birden. Sınav sorularını önceden cebellezimi etmişti? İçeride dayısı vardı da “aman yeğenim sorular bunlar,sakın ama sakın kimselere gösterme yoksa beni yakarsın ben önemli değil de memuriyetimi de yakarsın” demişti de bir an dalgınlığına gelip cebinden mi çıkartıvermişti? Fırsat bu fırsat deyip birkaç kişi yanaştı mavi gömlekli çocuğa. Etrafını çoktan çevrelemişlerdi. Bize yer kalmamıştı. Öylece bekleşirken birden bomba gibi patlayan bir ses gergin ortama tuz biber kattı. Bir kızın kol saatiymiş. Kol saati ama maşallah neredeyse büyüklüğü duvar saatine yakın. Kolundan çıkartırken düşürmüştü belli ki. Sivilceli,uzun burunlu,gözlüklü bir kızdı. Güzel olsaydı kırk kişi o saati yerden alıp ona vermek için takla atarak fırlardı ama ah bu alçak erkek milleti yok mu? İşleri güçleri güzelliğe tapmak. Ne ararsan sen O’sun demişler ama ne anlamda. Ekmek ararsan sen o’sun sana ekmek verirler,Can ararsan sen o’sun sana can verirler demiş ya Mevlana. Yok ama bu örnek olmadı be burada. Sende ne yoksa sen onu ararsın. Doğrusu bu mu acaba? Şimdi şu sınav öncesi heyecan yapmayalım diye etrafımızı rasat ederken felsefeye mistik dünyalara atılmaya gerek yoktu, otur oturduğun yerdeydi yani. Bir meşale bir deniz feneri yokmuydu ya rab şu çaresizlik anımda ama yoo şükürler olsun daha ne olacaktı, rabbül alemin kapıyı açmış tam sınavın olacağı gün katakulliye uğramamı engellemişti. Ya yarın gelseydim sınav evrakını vermeye? Sınav oldu bitti, alınan alındı denilseydi? Gerçi kimbilir benim gibi ne garibanlar yarın, öbür gün sınava başvuru için gelince şok olacaklardı ama ne yapsaydım yani acımasız bir dünyaydı ve bu gayr-i meşru duruma evet demiştim bende herkes gibi. Hepimiz gemisini kurtaran kaptandık. Ve herkeste bu tatlı yağmanın öncesinde ‘Sizin yaptığınız bu şey haksızlık, böyle aniden sınav tarihi önemi alınır?’ diye itiraz edecek ne bir hal ne de bir tavır vardı. Koridorda bir koyun sürüsü gibi uzun bir süre bekledik. Dışardaki sıcak hava duvarlardan geçip içeride yüzlerimizi yalıyordu. Kıpırdasan sıcak bir dalga çarpıyordu insana. Kıpırdamamak en iyisiydi. Merdivenlerden ağır ağır inen bir ayak sesi duyulmaya başlandı. Sağa sola dağılmış, yere çömelmiş, ayakta konuşan herkes merdivenlerden gelen bu ayak sesine doğru toparlanıp beklemeye başladı. Belli ki bu ayak sesinin sahibi her kimse, attığı her adımla kendini belli edip ‘Toparlanın bre gafiller ben geliyorum’ havası vardı. Çıka çıka bir bekçi çıkmasın mı? Gri renkli resmi elbisesi içerisinde palabıyıklı bir bekçi. Sanki bıyıkları takmaydı ve bir tiyatro sergileniyordu burada. Gülmemek için kendimi zor tuttum.Elinde bir dosya kağıdı ve büyük ihtimal ikinci sınava hak kazananların isimlerinin olduğu bir listeydi bu.
– Argadaşlar geçmiş ossun. Adlarını ohuduglarım şööle yanıma gecsin.
Bekçi ağır aksak okumaya başladı. Yalan yanlış okuyordu isimleri belli ama herkeste bu hayvanı ürkütüp işimizi sekteye uğratmayalım havasında dinliyordu kendisini. Benim soyadımı yanlış okuyunca bu pandomime bir son vermek için bekçinin yanlışını düzettim. Şöyle kan-revan içerisinde zar-zor okuduğu kağıttan başını kaldırdı.Terliyen alnını sildi,
-Biz ne dedih?
-Yok düzeltim dedim.
-Düzeltim he? Beyzadem sana esgilerin bir sözünü söylicem, esgiler ni dimiş?
Şöyle bir baktım bekçiye. Ardından ya bir nara yada defol git fırçası beklerken ‘ya sabır’ çekip ‘ne demişler’ anlamında başımı salladım.
-Ni dimişler?Hı?
‘Ne demişler ki’ anlamında bir daha başımı sallayınca ‘seni gidi cahil herif’ dercesine gülümsedi. Bilememiş ve rezil olmuştum ya bu zevk ona yetmişti. Hani bu taktiği eskiden beri bilirdim. Özellikle tahsil yönünden sizden düşük bir bey amca yada cahil birisinin sizi ölçmek için sorduğu böyle saçma sapan sorular vardır ya;Örneğin Öz yiğidmisin es yiğidmi?, Damda kap kaparlar sonra ne yaparlar? İki parmak eşit olunca ne olur? Ayak ayağa eşit olunca göğe ne olur bilirmisin?. Zaferi kazandım diyen neye gaybetmiş? İnsan insana bagmış.. bagmış.. sonra ni dimiş? Dirgenin eğriliği niçindir? V.s. v.s Yani dünyanın en dahi adamlarını getirseniz saçmalayacağı bu sorular karşısında çaresiz bön bön bakarsınız. Ve bekçi dayı o inci denizinden manalar fışkıran dudaklarından bana tarihi bir gol attı;
-‘Tahsil cehaleti alır eşşehlik bagi galır’ demişler…
‘Allah razı olsun’ deyip ismi okunanların yanına geçmek düştü bana da. Fakat yanına yaklaştığım kişilerin benden biraz uzak durmaya çalışmaları da gözümden kaçmadı değil. Ne de olsa mimlenmiş ve asi bir kul oluvermiştim devletlü hazretlerünün karşısında.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

FACEBOOK HESABIMIZ