Müfettiş Yardımcılığı Sınavı2

 Diyorum ki; Hepimiz aynı gökkubbenin altındayız ama ne kadar farklı dünyaların insanlarıyız?..

Ve birden başım döndürülür gibi karşımdaki odaya mesai kaçta bitiyor diye sorduğum memurun odasına doğru dönüp bakmışım. Odadaki masanın üstünde, evrakların,çay bardaklarının arasında bir kalem açacağı gördüm. Adam çekip gitmişti ve ben orada öylece kalem açacağına bakakalmıştım. canlı bahis Kalem açacağı bana okul yıllarımı hatırlattı, ilkokul yıllarımı ve oradan annem geliverdi aklıma ve oradan dün akşam gördüğüm rüya. Deprem oluyordu her yerde. Yer gök sallanıyordu. Ve annem. Çiçeklerle süslü daha dikkatli bakınca kırmızı-kahverengi çiçek motifleriyle süslü eteği ve başında beyaz yemenisi ve yemeninin altında bone tarzında başka bir başörtüsü daha. Adeta bir kamera-göz gibi uzaktan annemi böyle görürken birden onun yanına gittim.
-Anne dedim ve yattığı yataktan kaldırdım. Kötürümmüş, ayakları zor yürüyordu. Depremin etkisiyle tavandan başına düşebilecek şeyleri engellemek için ellerimi, kollarımı onun başının üstüne koyuyor ve bir yandan da ilerliyordum. Kurtardım, kurtarmış olmalıyım ki kendimi birden uzun, büyük ve devasa bir inşaatın içinde yalnız buluyorum. Hani binaların dışına demir iskeleler kurulur ve bu boru tipinde demir iskeleler birbirine vidalanır. Her yere bunlardan kurmuşlar. Ben ilerlerken sağım solum bunlarla dolu. Ve her artçı sarsıntıyla ufak parçalar havadan yere düşüyor.Acaba başıma düşse mızrak gibi girer mi bana,ölürmüyüm diyorum.Deprem canlı bahis gelirse bunların hepsi yıkılır,dökülür ve altında kalır ölürüm diyorum ve birden bir Kuran kursu.Ne alaka demeyin.Çocuk röportaj veriyor televizyona.Kuran kursu öğrencisi.Hocamız bize çok iyi bakıyor.Dört beş odanın ortak bir salonda buluştuğu, her odanın kapısının birbirine baktığı açık mavi tonda kireç badanalı odalar.Masaların örtüsü naylon ve mavi çiçekli.Çocuk burada yatıp kalkıyoruz ve burada-burada derken sağındaki masaya, elini koyup gösteriyor-yemek yiyoruz diyor.Bilgisayarla eğitim lafı geçecek gibi oluyor ama muğlak kalıyor.Sanki bana;
-Bakın bizi molla diye küçümsemeyin biz burada bilgisayarla eğitim yapıyoruz ama deliler gibi değil günde 1-2 saat,öyle abartmıyoruz der gibi.
Hani zamane Müslümanların geri kalmış,batı ve anti-islami gelenekler karşısında duyduğu kompleksi, hafif egale etmek ister gibi bir hava vardı bu kursta.Sonra yine korku ve sonra yine umut.Üniversitede bir arkadaşın evine gitmiştik ve orada bir yemek davetinden sonra okunan kitapta bir alimin rüyasından bahsediyorlardı.Rüyalara inanmam demeyin.Ne zaman böyle bir felaketli rüyalar görsem aklıma hep körfez savaşı gelir.Saddam henüz Kuveyti işgal etmemiş. Rüyamda kahverengi uçakların masmavi gökyüzünü kaplayarak uçtuklarını gördüm. Yüzlerce, binlerce uçak.Ve rüyamı anneme anlattım. Ve sonra Saddamın işgali Amerikanın Saddamı kovması ve Irak’ın bombalanması. Yüzbinlerce ton bomba atılmış. O tarihte bir yazar ‘Irak’a atılan bombaların toplam ağırlıklarının bu zamana kadar 200 bin tona ulaştığı söyleniyor. Bırakın bombayı sadece demir atılsa bir ülkeye o ülke yine mahvolur’ demişti. İşte bu rüyamdan sonra, annem hep gördüğüm felaket rüyalarının çıkacağını söylerdi. ‘ Sen gördün’ derdi. Gördüğüm deprem rüyası da böyle bir şey miydi. Hafazanallah dedi bir ses. Rüyalarım ürküttü beni. Uyanmak istedim uyanamadım. Koştum koştum koştum. Çocukluk rüyalarımda beni bastonuyla kovalayan fötr şapkalı, matruş suratlı, asık yüzlü, uzun çeneli ihtiyar peydah oldu birden. Ne istiyordu benden, ne yapmıştım ki ben ona. Çocukluk rüyalarımda beni kovalayan bu huysuz eli sopalı ihityarlardan hiç kaçamazdım. Koşardım, koşardım daha doğrusu hızlı koşmaya çalışırdım ama nafile yavaş koşardım o da elinde bastonuyla ağır ağır yaklaşırdı. Bir türlü gerçek hızımda koşamazdım ama şimdi.. şu yaşlarda artık rüyalarım kontrolümdeydi.Hızlanabiliyordum.Sınırlıda olsa öyle yaptım ve o moruğu sollayıp geçtim.
Neyse sadede gelelim. O alim demiştim, onun rüyası. Yine aynı yerdeyiz. Başbakanlar varmış o evde, birde krallar.Hepsi yerde mindere oturmuş. O kitabı okuyan arkadaş hani üniversitede iken evine yemek davetine gittiğimiz ve kırmızı bir kitaptan bize ders yapan o arkadaş saçları beyazlamış halde çıktı. Yüzü gençti, eskisi gibi ama evet, saçları bembeyazdı. Korkmuştum endişeyle izliyordum olan-biteni. Sanki Kuranda bahsedilen ‘ O kıyamet günü çocukların saçları beyazlar’ ayetinin kıyametle ilgili verdiği dehşet havası doldurmuştu kalplerimizi ve bulunduğumuz yeri. “ Peki inkar ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden (kıyamet gününden) kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?” (Müzzemmil suresi,17.ayet)
Herkes çaresiz ve boynu bükük sanki kıyameti bekliyordu. Arkadaş kısa kollu beyaz bir gömlek ama beyazın üstünde hafif mavi damalı desenleri var ve gömleğin cebinde bir tarak. Bıyıklar muntazam ve düzgün kesilmiş. Yandan görüyorum, birde kibar ince bir gözlük takmış. Okumaya başladı kitabı. Ben kamera-göz gibi ayakta olanları izlerken kendimi birden minderde, milletin arasında otururken buluyorum. Herkes gibi bende başım önüme eğilmiş saygıyla okunan kitabı dinliyorum;
“Eski Harb-i Umumî`den evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sâdıkada görüyorum ki: Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağı`nın altındayım. Birden o dağ, müdhiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları, dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. Dedim: “Ana korkma! Cenâb-ı Hakk`ın emridir; o Rahîm`dir ve Hakîm`dir.” Birden o halette iken, baktım ki mühim bir zât, bana âmirane diyor ki: “İ`caz-ı Kur`anı (Kuranın mucizelerini) beyan et.” Uyandım, anladım ki: Bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılabdan sonra, Kur`an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur`an kendi kendine müdafaa edecek. Ve Kur`ana hücum edilecek, i`cazı onun çelik bir zırhı olacak.…”

 

…………
Acı olan böyle bir zamanda enayilikle aynı kefeye konulan dürüstlüğü taşımak değil birde bunun değerini ispatlamaya çalışmaktır

Ve böylece akıp giden sözler.. Rüyayı bırakıp hayata döndüm.Kimse kalmamıştı binada çalışanlardan.Çaresiz saat 1’i, mesainin başlamasını bekleyecektim. Genel müdürlük binasından dışarı çıktım. Benim gibi sınava başvuru için geldiğini tahmin ettiğim aç kurt gibi etrafta dolaşan gençten birkaç tip gözüme çarptı. Buralarda durulmaz dedim. Ana caddeye çıktığımda cehennemi sıcak ensemde boza pişirmeye başlamıştı. Ağır ağır yürümeye başladım. Kısa kollu beyaz gömleğim ve gri renkli keten pantolonum bu sıcağa karşı tek silahımdı. Ama bu sıcakta demirden tanklara karşı plastikten kılıç gibi bir şeydi. Ya kayışıma ne demeliydi? Kendini taşımaktan acizken pantolonumu nasıl taşıyordu hayret. Kayıştaki delikler iyice büyümüş aralarında bir mesafe kalmamıştı. Neredeyse koptu kopacaktı, evdekiler görmesin masraf olmasın diye saklayıp gizlemek için çok uğraşıyordum. Caddenin sonuna gelmiştim. Buram buram terlemiştim. Silmekle bitmiyordu. Alnımdaki boncuk boncuk ter taneleri süzülerek enseme oradan da ta belime kadar akıp gittiğini hissediyordum. Kötü kokudan elerler miydi beni acaba? Yok canım yoksa yani dünya tarihinde bir ilk olurdu böyle bir şey. Bir sağa birde sola baktım.Şöyle kliması olan bir pastaneye yada beni serinletecek bir kafeye girmem imkansızdı. Sebeb malum; cebimdeki para ancak eve dönüşe yetecek kadardı. Yürümeye devam ettim. Bir parkın kenarında büyük ağaçların gölgelerinden geçerken adeta bir duşa girmiş gibi serinledim. Ağaçların gölgeleri bir vahaydı bu kavurucu sıcakta. Durakladım ve sessizce birkaç saniye bekledim. Parka doğru baktım. “Hay bunları dikenlerden Allah bin razı olsun” dedim. Gölgelik bir yer bulup mesainin başlamasını bekledim.
Saat 1:15’ti ama sınav için başvuru evraklarını alacak hiçbir görevli ortalıkta yoktu. Devlet dairesi böyledir işte saat 12’ de ki çıkışı beklemezler hemen kaçarlar geri dönüşte de tam zamanında gelmeleri gerekirken iyice gecikirler. Birden koridorun ucundan kambur bir adam çıktı ve her iki yanında da yardımcıları olduğu belli olan iki kişi, kucaklarında evraklarla telaş içerisinde, adamın peşinden koşturuyorlardı. Koridorun yarısına geldiklerinde durdular. Kambur adam sağ tarafındaki görevliyi bir odaya sokup sen burada dur ve işlere bak gibi bir işaret etti ve yanımızdan “Çekilin ülen sinekler,sizde kim oluyorsunuz” tavrı ve edasıyla da geçip gitti.Koridorda 10-15 kişiydik.Şaşkınlıkla birbirimize bakarken odaya giren memur kapıda belirdi ve bize doğru seslendi;
-Sınava girecekler,buraya!
Büyük bir gürültüyle odanın önüne doluştuk. Memurda yıllardır bu fırsatı bekliyormuşçasına hepimizi fırçaladı;
-Yavaş!Yavaş! Kardeşim, nasıl okul okudunuz siz (Okul değil ahırda yetiştiniz siz demek istiyor yani) girin,girin sıraya (Hah şöyle bu yaştan sonra bir daha askerlik yaptırırlar adama) geçin şöyle.
Kuyruğa girdik. Müfettişlik sınavlarına bayanların pek başvurduğunu görmemiştim ama burada sınava başvuranların yarısı bayandı. Şu birkaç saatlik bekleme sırasında, fısıltı gazetesinden duyduğuma göre genel müdür “ne ya burası erkekler kulübüne dönmüş birazda bayan çalışanımız olsun da gözümüz gönlümüz açılsın” demiş. Bu yüzden bayanlar içinde özel kontenjan açılmış. Herkes gibi bende sıraya girdim başvurmak için. Nedense sınav başvuru odasına girenler genelde içerde biraz bekledikten sonra çıkıyor ama hiçbiri uzaklaşmıyordu. Koridorda öylesine bekleşiyorlardı. Sanki ne olur ne olmaz, hiçbir şey kaçırmayalım havasındaydılar. Bir şeyler olduğunu sezinlemiştim. Sıra bana gelince içeri girdim. Memur elimden evrakları aldı ve tek tek inceledi. Birkaç kağıt imzalattıktan sonra yüzüme bile bakmadan elime birkaç sayfalık broşür gibi bir şeyi “Al da git” der gibi tutuşturdu. Kâğıtlara şöyle bir baktım. En son sayfadaki mühür dikkatimi çekmişti. Ve birde tam kapıdan çıkarken sınavdan bahseden bir madde. Dikkatle baktım. Sınav tarihi bugünü gösteriyordu. Evet, sınav bugündü. Şaşkınlıkla memura döndüm,
-Pardon burada, sınav tarihinin bugün olduğunu yazıyor?
-Doğrudur.
“Doğrudur mu” dedim içimden. Ulan densiz,tipsiz alçak herif ne demek doğrudur sen verdin ya bu kağıdı,demek kağıda bakmayıp cebe atıp evin yolunu tutsak boşa çıkacağız.Neyse “ya sabır” çekip koridorda beklemeye başladım ve sınava başvuranların neden ayrılmadığını şimdi daha iyi anladım.Belli ki aramızda torpilliler vardı ve müfettiş yardımcısı alma işini de kaşla göz arasında bu gün burada bitireceklerdi. Yahu insan başvuru odasından çıkınca “arkadaşlar sınav bugünmüş” demez mi? Sen niye demiyorsun diyeceksiniz, işte benimkisi öfke. Sinirden bir şey söyleyemez haldeyim şimdi. Lanet olsun bu memlekete diyeceğim Madem torpilliler vardı senin ne işin var burada diyordum kendi kendime. Kimi arasaydım ya da aratsaydım acaba? Evdekilerine söylememiştim ama şimdi söylesem fakat yoo bu sınavı kaybedersem eve bir bozgun haberi daha vermek istemiyordum. Dur bakalım. Allah büyüktür.

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 3 + 3

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız