MİNAREDEN AT BENİ, İN AŞAĞI TUT BENİ

Rebecca, 18. yy.da karşılaştığımız Gotik Edebiyat yazarlarından hikâye, roman ve oyun yazarı
İngiliz Daphne Du Maurier’in eseridir. Gotik kurgu; korku, ölüm ve romantizmi kapsayan edebiyat ve film türüdür.
Maurier eserlerinde olay örgüsünü işlerken konuları bir sis bulutu içinde saklayabilen ve okuyucuyu ansızın şaşırtabilen bir yeteneğe sahiptir. Maurier eserlerinde romantizm, gizem, korku, tehlike, erotizm temaları başarılı şekilde kullanarak kadın okuyucu kitlesinin ilgi odağı olmuştur. Eserlerinde kadın ruhunu ince ayrıntılarıyla tahlil edebilen Maurier, hayatın gerçeklerinden uzaklaşmak hayallerinin peşinden gitmek isteyen kadın okur kitlesinin ihtiyaçlarına da cevap vermiş görünüyor. Rebecca’nın 1938 Ulusal Kitap En İyi Kurgu ödülünü almış olması bu durumu kanıtlıyor.
Yazar olduğu kadar sahne sanatları ile de ilgilenen Murier’in bazı eserleri çeşitli dönemlerde sinemaya uyarlanmıştır. Bunlardan biri de Rebecca’dır. Bu eseri ilk kez Alfred Hitchcock 1940’da beyaz perdeye uyarlamıştır. Rebecca, Hitchcock’un Oscar ödülü alan tek filmi olarak tarihte yerini almıştır. 2020 yapımı Rebecca’nın bu şansı yakalaması hem çekim hem de senaryonun zayıf olmasından dolayı zor görünüyor. Hitchcock dram, gerilim ve gizemi ustalıkla dönemin şartlarına göre izleyiciye yansıtabilirken yönetmen Ben Wheatley’in gerilim ustası Hıtchcock’un karşısında günümüz şartlarında o başarıyı yansıttığını söylemek güç. Bir filmi alıp sadece günümüz şartlarına uyarlayarak çekmek başarılı olmaya yetmiyor. Her iki yönetmen de eseri kendi dünyalarına uygun farklı bir uyarlama yapmışlar. Her ikisinden de haz alacak izleyici kitlesi mutlaka olacaktır. Ben 1940 yapımı derim.
Senaryo yazarlığını Jane Goldman Joe Shrapnel ve Anna Waterhouse yaptığı son versiyon Rebecca’da senaryo alt metninde boşluk bıraktıklarını söylemem gerek. Bir konunun etkisi hissedilmeden zıt bir duyguyu veren sekanslara geçilmesi ani ve hızlı olduğundan izleyici ağlasın mı gülsün mü karar veremeyecek görünüyor. Olayların seyri duygu yoğunluğunu tırmandırmak üzere değil ket vurmak üzere kurgulanmış gibi.
Filmde kostüm tasarımı ve mekânların seçimi dönemin özelliklerini yansıtması açısından başarılı olduğu konuların başındaydı. Bu filmi öne çıkaran iki unsur oldu bende. İlki kostüm tasarımcısı Sarah Greenwood, diğeri Danvers rolünde oyuncu Kristin Scott Thomas.
İddia edildiği üzere modern bir aşk hikâyesinin işlendiği Rebecca edebiyat ve sinema tarihinin ana temalarından olan sınıflar arası zengin oğlan fakir kız aşk hikâyesi olarak başlayıp gelişiyor. Sonuna ise izleyici kişisel birikimine göre kendi kararını verebilir.
Film boyunca adını bile öğrenemeyeceğimiz bir genç kız, soylu bir hanımın yanında yardımcı olarak çalışmaktadır. Genç kız yakın zamanda eşini kaybetmiş Mr. Winter ile soylu hanım sayesinde tanışacaktır. Genç kız ve Mr. Winter’ın ilişkileri , Mr. Winter’ın çivi çiviyi söker mantığıyla kısa zamanda aşk ilişkisine sonra da hızını alamayıp evliliğe evrilecektir.
Çift evlendikten sonra yeni Mrs. Winter’ın (Lily James) hayalini bile kuramayacağı, çevredeki herkesinde dilinde ve gönlünde yer eden hatta taht kuran Manderley malikânesine yerleşeceklerdir. Her nimetin bir külfeti olduğu gibi Mrs. Winter kısa zamanda malikânede nimetten çok külfetle baş başa kalacaktır. Bu külfetin en başında ölen eş Rebecca’nın sarmaşık gibi tüm malikâneyi sardığı kişisel mirası olacaktır. Bu mirasın yılmaz ve azimli koruyucusu ne hikmetse kimsenin müdahale edemediği, tası tarağı toplayıp Rebecca ile birlikte malikâneye postu seren gayrı resmi ev sahibesi kâhya Danvers (Kristin Scott Thomas) olacaktır. Filmin adını Rebecca yerine Bir Malikâne Kâhyasının Fetişizmi koysak yerinde olacaktır.
Rebecca karakteri filmde gösterilmeyip hayalini canlandırmak biz izleyiciye bırakılıyor. Bu kadar övülen birini ben de olsam hayal veya anı da olsa filmde göstermek istemezdim çünkü güzellik gibi kavramlar göreceli olduğundan verilmek istenen mesajın büyüsü kaybolabilirdi. Rebecca, geride kalanların hayalinde, zihinlerindeki anılarında ve gönüllerindeki hülyalarında canlılığını kaybetmemiş taptaze yaşamaktadır. Rebecca güzel, becerikli, yetenekli ve soylu, on parmağında on marifet olan bir hanımefendidir. Bu tarz kişilik ve yetenekteki insanlar zor kişilikler olarak tanımladığımız gruba girer. Bu insanların eğitimi zor fakat eğitimleri doğru yapıldığında ortaya bir şaheser kişilik çıkabilecek bir malzemeleri vardır. Bu tür kişilikleri taşımak ve kontrol etmek kolay değildir. Hele de tipik ergen davranış aşamasını geçemeyen eşi Maxim (Armie Hammer) karakteri bunu hiç başaramayacaktır. Maddi olanakları ile Rebecca’ya sahip olmuş fakat ilişkiye muktedir olamamıştır. Atalarımız boşuna dememiş “sen değil gittiğin yer gelin olsun.” Rebecca ehil olmayan ellerde yetenekli bir insan nasıl yok edilirin bir örneği olmuştur.
Rebecca’ya bunu kim yaptı sorusunun cevabı ise karakter Danvers’da saklıdır. Filmi göğüsleyen başarılı bir oyunculuk sergileyen Thomas, rolünün hakkını veren tek oyuncuydu diyebilirim. Danvers karakteri Rebecca’yı yetiştiren, eğiten ve tutku derecesinde ona bağlı hatta takıntılı, karizmatik bir kişilik. Rebecca ile özdeşleşen Manderley malikânesinin yeni hanımını asla kabullenmeyecek, bunun için elinden geleni arkasına koymayacaktır. Rebecca, hayaletiyle malikânede yaşayan yaşamayan herkesin kaderini Danvers’ın katkılarıyla etkilemeye devam etmektedir. Gölgesi kara bir bulut gibi malikânenin tepesinde dönüp durmakta, kimsenin peşini bırakmamaktadır.
Etkisiz eleman gibi rüzgâr nereye savurursa oraya savrulan, dik duruş sergileyemeyen Maxim De Winter karakteri sorumluluğunun farkında olmayan o konuma mirasla gelebilmiş, ergenlik dönemine takılı kalmış bir kişilik sergiliyor. Her haliyle mükemmel bir kişilik olan Rebecca karakterini taşıyamadığı gibi kendi sınıfına göre alt sınıftan olan yeni eşinin kontrolüne girmeyi de başarabiliyor(!) Minareden at beni, in aşağı tut beni sözü sorumluluğunun bilincinde olamayan bu kişilikler için söylenmiş olması gerek.
Filmde eş olarak zirveyi; hiç göremediğimiz kimimizin merak edip görseydik dediği, kimimizin de görünce görmez olaydık diyebileceği Rebecca kimseye kaptırmazken, adını bile bilmediğimiz adı var sanı yok silik bir kişilik sergileyen Mrs. Winter hayatta tutunacak bir dalı olmadığından gerek, eşler liginde son kulvarda koşarken Arap atı şahlanışıyla biraz da can havliyle yarışı zirvede bitiriyor. Rebecca’yı ve dadısını uğurluyor.
Mrs.Winter açısından onu eş olarak zirvenin doruk noktasında bırakıyoruz. Herşey buraya kadar güzel. Bu yüksek noktada kalabilmek adı sanı bilinmeyen Mrs. Winter için o kadar kolay olacak mıdır? Rebecca her ne kadar ölümü hak eden bir kişilik ve davranış sergilese de Mrs. Winter Rebecca’nın yaşadığı olayı örtbas ederken bir gün ben de bir hata yaptığımda böyle bir olay beni de bulur diye düşünmedi mi? Ne bileyim etme bulma dünyası diyorlar ya burası için.
Gelelim kıssadan bir kuple hisse bölümüne. Rebecca’nın sorunlu bir kişiliğe sahip olması çevresindeki insanlarla kedinin fareyle oynaması gibi oynaması, onların duygularını, hislerini alaşağı etmesi onu yetiştiren dadısı Danvers’ın marifetidir. Danvers kendi komplekslerini kapatmak için alt sınıftan gelmenin vermiş olduğu ezik ruh hali içinde Rebecca’yı mükemmeliyetçi, duygusuz şekilde eğitmiş ve ruhsuz bırakmıştır. Bedenine verdiği her emek karşılığında ruhundan bir parça koparmıştır. Danvers, Rebecca ile kendini o kadar özdeşleştirmiştir ki onun eşyalarında, onun evinde hatta kocasında yaşam bulmaktadır. Rebecca ölmüştür aslında umurunda değildir. Umurunda olan onun varlığında yaşattığı kendi egosudur. Önce Rebecca’yı arkasından başkasıyla evlenen Maxim’i en son malikânenin kontrolünü kaybedince yaşama nedenleri de bir bir ortadan kalkmış ve Rebecca’nın yanına denizin serin sularına kendini bırakmıştır. O serin sular onun iç dünyasındaki ateşi söndürmüş müdür? Zannetmiyorum.
Kişilik olarak beni de büyülenenler safına dâhil eden Rebecca karakteri farklı bir yetiştirme tarzına muhatap olsaydı bu kusursuzluk algısıyla ve yaşamış olduğu duygusuzluk nedeniyle hastalığa yakalanmayacak belki de hiç kanser olmayacaktı. Kim bilir?
Çocuk yaşamında Rebecca’ya nasıl kıydınız?

Eğitimci Yazar
Sümeyye Özer Doğan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 3

FACEBOOK HESABIMIZ