Mimaride TEVHİD (Bir Postmodernizm örneği;TBMM CAMİ)

“Mimaride TEVHİD” derken Tevhid kelimesi ile kastımız sadece ‘La ilahe illallah’ cümlesiyle ifade edilen ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ sözü değil bu kelime-i kudsiyeden nebean eden bir mana dünyası ve bu mana dünyasının rehberliğinde kurulmuş medeniyet-i İslamiyenin en önemli şeairlerinden biri olan mimarinin aslında hangi kavram üzerine inşa edildiğini hatırlatmak içindir. Tevhid sadece söylenip ortada bırakılacak bir kelime değildir.
Yaşamın her alanında insana düstur ve rehber olacak, geniş ve şumüllu bir dünyanın mücmel bir hulasasıdır. Bilge mimar lakabıyla anılan rahmetli Turgut CANSEVER’e göre “İslam mimarisi Kutsal Sanat’ın bir disiplinidir.” (Mimar Sinan,Turgut Cansever,Al Baraka Türk Yay.,11.bask.İst.,Aralık,2005) dedikten sonra bu sanatın tevhidi düşünce ile beraber sadece camilere ve dini yapılara değil hayatın her alanına bir kutsiyet rengi verdiğini ‘Aslına bakılırsa, İslam’daki Tevhid kavramı kutsal ile seküler arasında böyle bir ayrıma gidilmesine izin vermez, çünkü yeryüzündeki her nokta ve varlığın her anı Kutsal Varlığın bir tecellisidir” diyerek özetler. Sadece burada kullanılan kutsallık kelimesine biraz ihtiyatla yaklaşmamız daha doğru olur. Çünkü İslamiyet’de Kabe dışında (Mekandan münezzeh olan Allah için sadece mecazi anlam da Allah’ın evi yani Beytullah denilmiştir) hiç bir yere kutsallık atfedilmemiş sadece Medine-i Münevvere, Kabe-i Mükerreme gibi övücü sıfatlar verilmiştir. Yaratılan ve yaratılmış olan yani sonradan var olan her şeyi Yaratanla eşitleyecek her türlü kutsamadan uzak durmak Nahl suresinde bahsedilen ‘E tabudune ma tenhitun’ yani ‘Siz ellerinizle mi yonttuklarınıza tapıyorsunuz?’ ihtar-ı ilahisi gereğince hiçbir zaman akıldan çıkartılmaması gereken bir düstur olmalıdır. İnsanlar bu gün elleriyle kazandıkları ve kazanacakları her şey için feraiz-i diniyeyi bir kenara itebilirler. Keza mimari yapılarını da bu anlamda kutsayabilirler fakat her şey fanidir . ‘ O’nun yani Allah’ın vechinden gayrı her şey fanidir.‘Kullu men aleyha fan’ Rahman suresi. Yoksa rahmetli T. Cansever’in yukarıda bahsettiğimiz yazısının devamında yer alan ‘Doğu da Allah’ındır, batıda’ ile varlığın hepsine bu ayet bağlamında bir kutsallık atfedip ‘yeryüzündeki her nokta ve varlığın her anı Kutsal Varlığın bir tecellisidir’ demek Vahdet-i vücudcu bir bakış açısına zihinleri isal edip aklı ve kalbi Tevhidden uzaklaştırmak demektir. Tecelli eden vardır ama tecelli ettiği ile aynileşmemektedir.Yoksa sırrı Fatiha’daki ‘Ancak sana ibadet ederiz de’ ki ‘biz ve sen’ ortadan kalkar. ‘Doğu da Batıda Allah’ındır’ ayeti zahiri anlamıyla mülkiyetin rabbülalemine izafesi dışında işari anlamıyla varlığın bir sembol bir işaret olarak(Hayvanlar alemi , bitkiler alemi, kuşlar alemi deriz. Alemin anlamı işaret sembol demektir öyleyse hayvanlar veya kuşlar alemi neye işaret etmektedir?) Allaha, yaratıcısına işaret etmesi açısından bir mana ifade etmektedir yoksa varlığın bizatihi kendisi kutsal değildir hatta Allah’a olan merbutiyetleride hiç kimseye ve hiçbir varlığa kutsiyet vermez. Sadece hurmet yani can ve mal gibi unsurlara dokunulmazlık verir. Bu yüzden mimari eserlerde, Allah’a, Tevhid’e gölge veya vekil olmamalı ayna olmalıdır, şeffaf bir perde olmalıdır.

Fukahanın kitaplarından okuduğumuz kadarıyla mescid kalbi meşgul edecek süslerden uzak durmalı sade ve temiz olmalıdır. Yine siyer kitaplarıda peygamberin mescidinin sadeliğinden bahseder. Günümüz dünyasının şatafatını, gurur abidesi, kibir mahsulü devasa binaları düşünecek olursak sadeliğin insan ruhuna daha fazla huzur vereceğini düşünebiliriz. Peki tarihsel gelişimde Müslümanlar tevhidi anlayışlarını mimariye nasıl yansıtmışlardır? Huzur demiştik, rahmetli T. Cansever ‘Mimar Sinan’ adlı çalışmasında ‘Denge duygusu demek olan huzur, mesela Süleymaniye Camii’ndeki sivri kemerin iki kolunun dengesinde ortaya çıkar. Diğer taraftan huzursuzluğun en çeşitli şaşırtıcı örneklerinden biri, Wells Katedrali’nin tedirgin ıstırabıdır.” diyerek modern dünyanın vahşi(brutalist)tavrına dikkat çeker ve “Batı kültürünün herhangi bir döneminde Müslüman tevazuuna benzer bir ifade bulmak çok zordur” cümlesiyle isabetli bir tahlilde bulunur.Bu anlamda Selçuklu ve beylikler dönemine ait camilere baktığımızda sadelik ve basitlikleri yanında çok kubbeli olduklarını da görürüz. İşte bu çok kubbeli cami mimarisi Osmanlı mimarisi ile tevhid edilip birleştirilmiş yani tek kubbeye, tevhidi bir ruha ve gayeye ulaştırılmıştır diyebiliriz. Fakat Osmanlının ruhundaki rekabet ve şaşadan dolayıda cami süslemelerine aşırı bir yönelim olmuştur. Kubbenin semayı yani gökkubbeyi temsil ettiği de söylenir. Caminin zemini de bu durumda yeryüzünü, bizzatihi arzın kendisini ‘Yeryüzü bir mesciddir’ kaidesi ile beraber hatırlatır bize. Makro alemle(alem-i kübra) mikro alemin(Alem-i suğra) birleştiği bir noktadır kubbe, mekandan münezzeh olmakla birlikte hep göklerin ötesindeymişcesine tasavvur edilen ilahi aleme,alemlerin rabbine ve melekut alemine geçiş yeri, miracın yani ruhen uruc edişin ilk basamağıdır cami.

Müslümanlar için sadece cami değil ev mimarisi de İslam felsefesine göre dizayn edilmiştir. Eski evlerin (Ankara kalesi ve civarındaki evler gibi) sokağa bakan camlarının çok yüksek olduğunu(bu evlerin önlerindeki yollar kat kat asfaltlanıp zamanla yükseltilmemişse) ve yoldan geçenin evin içini göremeyeceğini, mahremiyete büyük bir önem verildiğini rahatlıkla tespit edebilirsiniz. Ya balkon? Niçin İslam medeniyetinde balkon yoktur? Çünkü bu medeniyetin temelinde sun’ilik yoktur ama batı dünyası yalancı bir bahar havası estirmek, bunalan ruhlara bir heva-yı nesim olmak üzere aydınlığa, ferahlığa açılan bu menfezleri icad etmiştir . Aslında mahremiyetin ihlali, insanın tabiattan kopartılışının timsalidir balkon ve apartmanlaşma.Sezai Karakoç’ta bu yüzden yazmıştır o meşhur Balkon şiirini.Şimdi gelelim günümüze.Batılılaşma bizimde evlerimize ilk önce sivil mimari ile ulaşmış sonra camilerimize sıçramış bulunmaktadır. Bu anlamda hem takdir hem de tenkid edilecek yönleriyle TBMM camiini nazara vermek isteriz. İlk önce şu ayeti hatırlamak faydadan hali değildir.

“Allah’ın mescitleri ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola erişmişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” Tevbe suresi.18.ayet

TBMM camii mimar Behruz Çinici’nin kendi felsefi düşünceleriyle beraber bir müslüman mimara yakışacak şekilde İslam kültür mirası ve peygamberimizin hayatından ilhamen oluşturduğu bir eserdir .Nedense cami yerine Çinici “TBMM Meydan-İbadet-Kitaplık” tabirini kullanmaktadır. Aslında bu tabir bizlere tevhidin hem ruhi hem maddi anlamda hayatın her alanını kuşatan o bütüncül yaklaşımını hatırlatmaktadır. Malum özellikle Osmanlıda daha çok örneklerini gördüğümüz Külliyeler; aşhanesi ile mideyi, kütüphane, cami ve medresesi ile aklı ve kalbi doyurup manevi bir temizlik sağlarken yine içinde bulunan hamamları, şadırvanları ile de maddi temizlik sağlarlardı. Günümüze gelecek olursak TBMM camiinde de tevhidi anlamda güzel bir dizaynla karşı karşıyayız.

Aşağıdaki resme bakılacak olursa mescid toprakla adeta bütünleşmiş tam bir mahviyet ve tevazu örneği göstermektedir.(TBMM Cami meclis bahçesinde meclisin Dikmen yoluna bakan tarafındadır)

Behruz Çinici verdiği bir röportajda bu durumu şöyle açıklar;
“Bizim için çevre ve doğa önemlidir. Bu proje bana teklif edildiğinde Meclisin tepenin arkasındaki Dikmen – halkın da girip çıkabileceği bir cami projelendirilmesi için bir ulusal yarışma açılmasını Dönem Meclis Başkanı Sayın Karaduman’a önerdim. Kendileri yalnızca bir cami yapmak için cami fikrinden yola çıkmadıklarını Ana yapı önündeki ayakkabı ve takunyalara işaretle. “Bu bir ihtiyaçtır, buna bir çözüm bulmalıyız dedi. “Halkla İlişkiler yapısını da siz tasarladınız. Şu karşı tepeyi size versek? Ne dersiniz” dedi. Durum böyle olunca, ben de bunu düşünebileceğimi belirttim ve bu tepeye adeta bir kurtarıcı olarak dört elle sarıldım. Camiyi tepeye gömülü olarak çözdük yanımdaki Can da henüz 22 yaşında idi. Hazreti Peygamber de Bilali Habeşi’ye “Çık tepeye, söyle!” demiştir değil mi? Ne minare, ne de kubbe. Dolayısıyla bizim yapımız, yeniden tanımlanmış bir simgesellik ve ayrıcalıklı bir felsefenin ürünüdür.”

Neticede B.Çinici peygamber mescidinin de topraktan yapılmış mütevazi bir ibadet yeri olduğunu söyleyip aynı düşünceden yola çıkarak günümüzde kullanılmakta olan TBMM Camiini adeta toprakla bütünleştirecek şekilde inşa eder. Fakat Çinici kendi dini anlayışından kaynaklanan bazı orijinallikleri de camiye ekler ya da genel cami mimarisine ait bazı unsurları çıkartır.Minare ve kubbe gibi örneğin. Minare B.Çinici’ye göre Suriye çan kiliselerinden gelmiş bir adettir. Röportajında şöyle der (Röportajın tamamı için Forum bölümünde İslam ve Mimari bölümüne bakılabilir) ;

“Etüdlerimiz sürecinde milletvekilleri sık sık büroya gelirler, çalışmaları izler ve benden ısrarla minare ve kubbe isterlerdi. Ben de onlara ‘hayır’ diyerek, Ata’nın Çankaya’da çizdiği aks üzerinde minareyi kabul etmiyordum. Bana “O zaman tekrar ne yapalım?” diye sorduklarında, “Mimarınızı değiştirin efendim” dedim; “Benim kalemim bunda yürümez!”. “Füzelere, NASA’ya sözde (!) ilham kaynağı olmuş minareyi bu mimar neden kabul etmiyordu?” O zaman da söyledim, şimdi de söylüyorum: Minare, Suriye çan kiliselerinden gelmiştir, bizim dinimize aykırıdır.”

Bu ve bunun gibi düşüncelerinin kimisi doğru kimisi ise yanlıştır. Örnegin orijinal bir düşüncesi TBMM caminin ön tarafına yapılmış bahçedir. Kıble istikameti tamamen camla kaplı olduğu için kaskatlı, şelaleli, havuzlu yeşillikli bu bahçeyi görebiliyorsunuz. Çinici bu bahçeyi, namazda kıbleye yönelenlere cenneti hatırlatması için yaptığını söyler.

Mescidin içinden bakıldığında görünen cennet bahçesi

Aynı bahçenin dıştan görünüşü.

Yanlış dediğimiz bir başka düşüncesini ise yine onun ağzından dinleyelim ;
“İslam’ı yanlış yorumladığımız bir gerçek. Bunu Türkçe sesli ve hoparlörsüz okunan ezanları dinleyerek yetişmiş bir halk evi çocuğu olarak söylüyorum. Bizler gül suyu kokan o tertemiz mekanlara, giderdik. 1950’lilere kadar bizler gerçek Müslümanlığı yaşadık. Fatih’in ilk namaz kıldığı yer de işte, hemen yanımızdaki (Çinici Salacak’taki ofisini kastediyor) şu mescittir. Ama artık ter ve ayak kokusundan içeri giremez oldum. Her şeyi yanlış biliyoruz. Mesela mutlaka eğilip bükülerek ibadet edilir sanıyoruz. Hayır efendim, ayakta da namaz kılınır! Ayakkabıyla da kılınır. Ben bir cami yapsam, ayakkabıyla içeri girilmesini isterim, hatta aslında istedim ve Meclis Camiinde ayakkabıyla girilen bir yer de vardı. Oraya da şimdi halı kaplamışlar ve ‘yasak’ diye yazmışlar. Ben üstelik bunu, dini gençlere sevdirmek için düşünmüştüm. Caminin içine bile girmek mecburi değil; son cemaat mekanında, avluda ayakta namaz kılınabilir. Bu yüzden TBMM Cami’nde oldukça geniş, 1500 kişilik bir dış alan mevcuttur”

Sonuç olarak Müslümanlar mimaride dahil kendi dünyalarını inşa ederken hangi argümanlardan yola çıkmaktadırlar? Ruhumuzu kasıp kavuran günümüz dünyasının açgözlülüğü karşısında ben Müslüman’ım diyen insanlar ne kadar Müslüman’ca iş yapabiliyor? Dindarane bir hayat yaşayan insanlar bir caminin inşasında belki fikirlerini beğenmeyecekleri bir mimar kadar bu konularda kafa yorup asrın idrakine uygun bir cami mimarisini tartışmışlar mıdır ya da tartışacaklar mıdır? Tevhidi doğru anlamanın bırakın kişisel hayatlarımızı mimariye bile olan etkilerini serdetmeye çalıştık. Tevhid’de değilsen başka yerdesindir. Tabiat boşluk kabul etmez kaidesi gereği umarım bu söylediklerimiz düşündürücü olmuştur.

“Allah’ın mescitleri ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola erişmişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” Tevbe suresi.18.ayet

ibrahimdemirkan

1972 Ankara doğumlu. Ankara İlahiyat mezunu. MEB'de öğretmen. EĞİTEK TV'de yapımcı ve yönetmen.

Mimaride TEVHİD (Bir Postmodernizm örneği;TBMM CAMİ)” için bir yorum

  • 17/07/2009 tarihinde, saat 09:33
    Permalink

    Keşke ülkemize yeni yapılacak camilerde belirttiğiniz hususlar dikkate alınarak yapılsa, akla ve ruha hitap eden ibadethaneler inşa edilse ne kadar güzel olur değilmi?

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*
= 5 + 9

Facebook hesabımız Twitter Hesabımız